Varoluş manifestosudur yazı…

Yazının hayat hikayesini okurken, yazgının, kaderin içinden geçiyorsunuz. Yazının yakınlaştıran haliyle yaşamak bilinci olduğunu savunuyor Hüseyin Su. Sayfalar boyunca, varoluşçu ritmine Doğu/Batı arasında mekik dokuyor.

  • Sibel Eraslan
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
x

Samira Mahbelbaf’ın Kara Tahta adlı filminde, harfleri, harp koşullarında sırtında taşıyan bir öğretmenin hikayesini seyredersiniz. Yazı, seyyar bir iştir, elbette gönül işidir, ona aşkla bağlanmayanlar dünya belalarına yeterince göğüs geremez. Ama yazı aynı zamanda terbiye, tedip isteyen, sistematiği olan, ciddi bir iştir. Yazı, bilgiyi taşıdığı ve koruduğu için, bilinçtir de. Bilinç oluşu ne onu kutsallaştırır ne de gözden düşürüp araçsallaştırır Hüseyin Su’ya göre... 

Anadolu’da çokça tekrarlandığı gibi söyleyecek olursak; bir hal geldiğinde başa, ‘’yazı, kader...’’ denilip, uzunca susulur. O susmalarda hayat hikayeleri gizlidir, o susmalar kulluk bilinciyle bükülen boyunlardan yükselir, o susmalarda Hz. Meryem’in susma oruçlarından bir pay vardır, Hz. Zekeriyya’nın içe kapanmalarından ve teselli bekleyen gönüllere tecelli edecek Rabbani menzillerden işaretler vardır...

Ve sıra yazıya, yani evvela harfe, saniyen kelimeye ve nihayetinde cümleye geldiğinde... Soyut ve gizli saklı ‘susmak’lardan, inşirah etmiş kelimelere ve yazıya varır yollarımız... Kelimenin sözlük anlamlarından birisi de yara’dır. Yaralanmaksızın geçilmez insan olmanın içinden. Yara almadan geçilmez yazının içinden... Bir kesbeden ve hatırlatan olarak yazı, her ne kadar bir varoluş kanaması olsa da, geldiği yeri yani Sevgiliyi anımsatır. Yazı büyük iştir, ciddi iştir...

Hüseyin Su, Yazı ve Yazgı adlı eserinde işte bize bunun hikayesini anlatıyor. Yazının hayat hikayesini okurken, yazgının, kaderin içinden geçiyorsunuz bu eserle. Kitap, ‘’yazı’’ ile ‘’yazı’’nın ilişkisine yaklaştırıyor okuyucusunu. Okumak, yaklaşmak demek aslında. Yazının yakınlaştıran haliyle yaşamak bilinci olduğunu savunuyor Hüseyin Su. Sayfalar boyunca, varoluşçu ritmine Doğu/Batı arasında mekik dokuyor.

Yazı ve yazgı ile ilgili şöyle bir diyaloga yer veriyor: ‘’Önce kalem yaratıldı. Sonra kaleme yaz emri verildi. Kalem de ne yazacağını sordu. Tanrı birliğini ve O’ndan başka tapılacak olmadığını yazması emredildi kaleme. Kalem emredileni yazdı. Ruhlar da kalemle birlikte ve kalemin yazdıklarını yineleyerek söz verdiler. Böylece henüz yeryüzünü tanımadan kalemin, kağıdın, yazının; yani yazgının çekim alanına girmiş oldu insan... Asıl önemlisi de insanın ikrarının yazıyla kayda geçirilmesiydi. Bağlılığının, sadakatinin ve ihanetinin belgesi olacak metni kabul ederek yeryüzü serüvenine cesaretle hatta cüretle başlamış oldu insan’’...

İNSAN OLMAK YÜKÜ

Hüseyin Su’ya göre, yazı yazgıya şahitlik edecektir ve bu bağlamda yakamızı da asla bırakmayacak bir sorumluluk bilincidir.

Gaflette oluşu, en ciddi varoluş tehlikesi olarak gören Hüseyin Su’ya göre, günümüz kuşatması altındaki insan, algılama, muhakeme etme, görme, gördüğünü gösterme, müdahil olma gibi melekelerini de yitirmenin eşiğindedir. Bu yetenekler adeta pas tutmuştur. Kötülüğe kötülük demenin bile yasak olduğu bu süreçte, yazı, iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edecek bir çağrı anlamındadır. Muhakemedir. İnsan olmak yükünü taşımak, çürüme karşıtı bir aşk bilincini gerektirir. Varolmak şiirsel bir çabaya dönüşür. Yazı işte bu minvalde, güzel duruşun adıdır...

Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk kısımda yazı ve yazgı çerçevesinde ontolojik saptamalarla iz sürücü aslında kuram tartışması diyebileceğimiz bir açılış var. İkinci bölümdeyse denemeler, hikayeye kapı aralıyor. Kitapta en severek ve merakla okuduğum kısımlar bu geçişli sayfalar oldu. Hüseyin Beyin ortaokuldayken derste yazdığı bir hikayeyi okuduğunda öğretmeninin bunu kendisinin yazdığına inanmaması, bu örtük hatta tezat beğeninin, Hüseyin Su’yu yazarlığa teşvik edecek bir rikkati doğurmasına tanık oluyoruz alt ve geçişken otobiyografik metinde.

BİR YAZI ATLASI

Yazı, bir ‘’iç kale’’dir Hüseyin Su’ya göre... Dış dünyanın toplumsallığı ile yazarın kendi mahrem dünyası arasına kurduğu bağımsızlaştırıcı bir sığınaktır yazı. Bu anlamıyla ciddi bir meydan okumayı da barındırıyor kitap. Zira şimdiye kadar değerler dünyasını ‘’oku’’mak üzerinden kurmuş Doğu’da, ‘’yazı’’yı da bir başlangıç hatta insani yükümlülük olarak işaret etmek, bir devrime benziyor. Yazı, zihinsel inşa modellemesi yapmak anlamını da taşıyor Hüseyin Su’ya göre... Yazı, hukukun ve felsefenin de evvelinde Hüseyin Su kronolojisine göre. 

Ve elbette nasihatler... Kitap, bir yol haritası da veriyor bu haliyle. Yazının ne olduğundan, nasıl yazı yazılacağına, yazım türlerine ve sosyolojilerine kadar titiz bir  yazı atlası... Yazıyı var eden koşulları gerçekçi olduğu kadar öğretici bir üslupla da anlatıyor.

Kitap atölyelerinde, yazarlık çalıştaylarında, üniversitelerde ders kitabı olarak okutulacak manada öğretici bir yüzü de var kitabın. Hasılı kalemin yükünü tartan bir girişle mührünü vuruyor Hüseyin Su...

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar

Yorumlarınızı kendi özgür iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

  • Lütfen birşeyler yazınız. Yorum alanı boş bırakılamaz.
  • Tebrikler! Yorumunuz onay sonrası yayınlanacaktır.
  • Mesajlarınız size hukiki sorumluluk doğurur.
  • Bir hata oluştu lütfen daha sonra tekrar deneyiniz!
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Aliya'nın vasiyeti sıradan değildir

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Aliya'nın vasiyeti sıradan değildir

Titanik mektubu rekor fiyata alıcı buldu

Titanik mektubu rekor fiyata alıcı buldu

Araçlarda cam filmi ve renkli cam yasaklandı mı?

Araçlarda cam filmi ve renkli cam yasaklandı mı?

27 yaşındaki yapışık ikizler  Abigail ve Brittany şaşkına çevirdi

27 yaşındaki yapışık ikizler Abigail ve Brittany şaşkına çevirdi

En Çok Okunanlar