Altın öğünümüz kahvaltı

Kahvaltının önemini biliyoruz ama ya tarihini? Kahvaltının başrollerinin tarihçesini araştıran yazar Faruk Şüyün, çay, ekmek, peynir ve tereyağının bilinmeyenlerini anlatıyor…

  • FATMA ERSOY
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
x

Büyüklerimiz sabah yenilen yemek altın, öğlen yenilen gümüş, akşamkiyse bakır derler. Peki gün boyu ihtiyacımız olan enerjiyi topladığımız kahvaltının tarihçesini ne kadar biliyoruz? Anlaşılan yazar Faruk Şüyün bu konudaki eksikliği fark etmiş olacak ki Olmazsa Olmaz Kahvaltı isimli kitabını kaleme almış. Şüyün, Osmanlı mutfağında kahvaltıya fütur ta’amı, safralık veya caşıriye denildiğine dikkat çekiyor. İşte kahvaltının lezzetli başrolleri…

SUDAN SONRA EN ÇOK İÇTİĞİMİZ: ÇAY

Kahvaltının yıldızı ince belli demli çayın toplumdaki önemine işaret eden Şüyün, “Ülkemizde sudan sonra en çok tüketilen içecek çaydır” diyor. Şüyün, “ehlikeyfliktir” dediği çayın tarihçesini ise şöyle anlatıyor: İnsanoğlu çayı 5000 yıldır tüketiyor. İlk kez Çinliler içiyor ve 6’ncı yüzyıla kadar baş ağrısı, böbrek bozuklukları ve ülser gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılıyor. 1878’de ülkemizde çay üzerine ilk kitap olan ‘Çay Risalesi’ yazılıyor. 1888’de ise Türkiye’de çay yetiştiriciliği için ilk adım atılıyor. 1924’te Rize Çay Araştırma Enstitüsü Merkezinde çay fidanı üretimi başlıyor ve yöre halkına fidan dağıtılıyor.   

YEMEĞİN DİĞER ADI: EKMEK

Şüyün, yemeğin diğer adının ekmek olduğunu vurgularken şöyle devam ediyor: Ekmeğin tarihi ilk yerleşik tarımın yapıldığı Göbekli Tepe’ye kadar gider. Hz. Cebrail, Hz. Âdem’e unu öğüterek ekmek yapmayı öğretmiştir. Bu nedenle fırıncılar Hz. Âdem’i pir kabul eder. 1990’lı yıllarda Alplerde bulunan ve Ötzi isimli buz adam, 5300 yıl önce yaşamıştı ve midesinde sindirilmiş bir çeşit antik buğday olan siyez vardı. Ekmeğin tarihi, insanlığın uygarlık tarihidir. Örneğin Fransız Devrimi de özünde ‘Ekmek isteriz’ yürüyüşleriyle geldi. Fransa Kraliçesi Marie Antoinette’in söylediği rivayet edilen “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” sözü fitili ateşlemiştir. Evliya Çelebi’nin meşhur Seyahatname’sinde ise 1600’lerde İstanbul’da 470 fırın olduğunu yazar. Öte yandan Türkiye, dünyada en çok ekmek tüketen ülke olarak 2000 yılında Guinness Rekorlar Kitabı’na da girmişti. 

BİNLERCE YILDIR  AZIĞIMIZ: PEYNİR

Peynirin, Avrasya’da M.Ö. 6000’li yıllarda sütün tamamen tesadüfi bir biçimde ekşimesi sonucunda keşfedildiği rivayet ediliyor. Şüyün, eski zamanlarda yiyeceklerin, hayvanların kurutulmuş derisinden ya da işkembesinden yapılan tulumlarda muhafaza edildiğini belirterek “Tulumlarda saklanan süt, mikroorganizmalarca pıhtılaşarak peynire dönüşmüş” diyor. Dünyada 4000, Türkiye’de ise 200’ün üzerinde peynir çeşidi olduğuna işaret eden Şüyün, şöyle devam ediyor: İlk kez Memlük Türkçesi’nde ‘sütü uyutmak’ anlamına gelen benir, penir, beynir sözcükleri kullanılıyor. Öyle peynirlerimiz var ki... Mesela; Ardahan saçağı, Balıkesir Mihaliç, Boğatepe gravyeri, Çorum kargı tulum, Karaman Divle obruk, Karaburun-Çeşme kopanisti, Kars çakma, Van otlu peyniri... Bunlar Nuh’un Ambarı gibi Slow Food örgütünün uluslararası listesine girdi bile. 

Ekmeğin tarihi, insanlığın uygarlık tarihidir. Fransız Devrimi bile özünde ‘Ekmek isteriz’ yürüyüşleriyle başladı.

Sağlık iksiri: Tereyağı 

Uzun yıllardır tereyağının sağlığa zararlı olup olmadığı tartışıldı. Bu konuya ilişkin Şüyün, “Dokuz bin yıl tereyağ yiyenlerin mutlaka bir bildikleri vardır” diyor ve ekliyor: Tereyağ bir sağlık iksiridir. Göçebe topluluklarca üretildi. Yunan ve Roma mutfağında tereyağ barbar yiyeceği olarak görüldüğü için kullanılmıyordu. Sümer ve Hitit metinlerinde bile tereyağına rastlanıyor. Tereyağ Anadolu’nun 4000 bin yıl önceki sakinlerinin özellikle ekmek ve hamur işlerinin yapımında kullanılıyor. Tereyağ mutfağın sultanlarından. Ama onun peşinde de sultanlar var. Sultan Abdülhamit öğlen yemeklerinde bile tereyağda pişmiş soğanlı yumurta yerdi. Özel doktoru Yarbay Atıf Bey, mide ve bağırsak sancısı çeken Sultan Abdülhamit’i tereyağ konusunda uyardığı ve Padişahın da “Yağsız yersem peklik yapar. Öteden beri alışmışım. Hoşgör, ilişme…” dediği rivayet edilir.

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar

Yorumlarınızı kendi özgür iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

  • Lütfen birşeyler yazınız. Yorum alanı boş bırakılamaz.
  • Tebrikler! Yorumunuz onay sonrası yayınlanacaktır.
  • Mesajlarınız size hukiki sorumluluk doğurur.
  • Bir hata oluştu lütfen daha sonra tekrar deneyiniz!
 
Çekicinin iş kazası kamerada

Çekicinin iş kazası kamerada

Çekilmiş en iyi askeri fotoğraflar

Çekilmiş en iyi askeri fotoğraflar

En Çok Okunanlar