Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni anayasa ve başkanlık sistemi için dünkü Türkiye Anayasa Platformu toplantısında yürüyüşü başlattı. Milletimiz, vatanımız, devletimiz, geleceğimiz için hayırlı olsun.

Sayın Cumhurbaşkanı öncelikle “Türk Tipi Başkanlık” için ön yargılardan arınmış olarak objektif ve bilimsel bir tartışmanın yapılmasını arzu ediyor. Bir ortak akıl çağrısı yapıyor, feraset çırasının tutuşturulmasını istiyor.

Sayın Erdoğan, şu gerçeğin altını bir daha çiziyor: Cumhurbaşkanını halkın seçmesi, geriye dönüşü olmayan bir yoldur. Milletin elindeki bu yetkiyi kimse geri alamaz. Kimse Meclis’e bundan böyle, “Cumhurbaşkanını halk değil, yine eskisi gibi Meclis seçsin” diye bir teklif dahi getiremez. Demek ki bir fiili durum var. Artık Cumhurbaşkanını halk seçecek. Böyle olunca da parlamenter sistemi iki başlılıktan kimse kurtaramaz. Seçilmiş Cumhurbaşkanı ile seçilmiş Başbakan arasında, hele farklı partilerden oldukları dönemlerinde, ülkeyi kilitleyen, kaos potansiyeli taşıyan bir durumla karşı karşıya kalacağız. Sayın Erdoğan’ın da söylediği gibi, “Ülkemizde bu sistemle seçilen hiçbir cumhurbaşkanının, siyasi gündemden tecrit edilmiş bir şekilde sadece sembolik konumda bulunması düşünülemez.” İki başlılığı ortadan kaldırmak ancak Başkanlık sistemi ile mümkündür.

Bir başka nokta dün Sayın Cumhurbaşkanı da değindi; Başkanlık sistemi talebi, Sayın Erdoğan’ın şahsı ile ilgili değildir. Meseleyi Sayın Erdoğan’ın şahsına indirgemek, doğrudan doğruya Başkanlık sistemine karşı olmaktır. Başkanlık sistemi muhalefet tarafından istenmiyor. Bunun birinci sebebi, muhalefet partilerinin Başkanlık seçimlerini kazanma imkânının neredeyse sıfır olmasıdır. Erdoğan’ın otoriterleşmeye gideceğini söylemek, samimiyet bakımından arızalıdır. Muhalefet, hiç Erdoğan’ın adını karıştırmadan halkı ikna edecek başka gerekçeler söylemelidir.

Evet, mesele Erdoğan’ın ismiyle ilgili değildir. Halkın desteğini kazanmış ve sağ-merkez sağ çizgisindeki liderler hep Başkanlık sistemini istediler. Rahmetli olmuş liderler; Türkeş, Özal, Erbakan ve Demirel, Türkiye’nin Başkanlık sistemi ile daha iyi yönetileceğini savundular. Özal’a da, Demirel’e de hep aynı eleştiri yöneltildi: “Kendi şahısları için Başkanlık sistemini istiyorlar.” Aynı terane bugün de Erdoğan için tekrarlanıyor...

Başkanlık sistemi konusunda halkın kafasını karıştırmak isteyenlerin “Erdoğan kendisi için istiyor” iddiaları yanında, bir propagandaları daha var: “Başkanlık sistemi ile eyalet sistemine geçilecek, bugün ‘öz yönetim’ diyen Kürt siyasi hareketi, bağımsız bir devlet kurmanın en büyük imkânına kavuşacak. Erdoğan, Türkiye’yi bölünmeye götürecek...”

Sayın Cumhurbaşkanı dün bu maksatlı propagandayı bir daha yalanladı: Tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet...

Ben de rahmetli Özal’ı tanıdığımdan beri Başkanlık sistemini savunuyorum. Bunun bugün için üç temel sebebi var: 1. Cumhurbaşkanını halkın seçiyor olması. Halkın elindeki yetki geri alınmayacağına göre, bundan geri dönüş olamayacağına göre yürütme erki, yeni anayasada buna göre yapılandırılmak zorundadır.

2. Türkiye koalisyonlarla yönetilmemelidir. Demokrasisi, sağlam uzlaşma zeminlerine sahip Batı ülkelerinde koalisyonlar geçerli olsa bile, bizde koalisyon dönemleri hep sıkıntılı olmuştur. Cuntacılar, vesayetçiler, bürokratik oligarşi, koalisyon dönemlerini hep kendileri için fırsat olarak görmüşlerdir. Koalisyon ortakları arısındaki çekişmeler, sivil iradeyi zayıflattıkça, vesayetin adamlarına, bürokratik oligarşiye gün doğmaktadır. Siyaset dışı aktörler hemen sahne almaktadır. İşte en son 7 Haziran seçimlerinde gördük. AK Parti’nin tek başına iktidar olma imkânı kaybolunca vesayetçi odaklar, Paralelciler nasıl da heyecanlandılar. Nasıl da CHP-HDP koalisyonu için ellerini ovuşturdular...

Başkanlık sistemi koalisyon dönemlerinin bitmesi demektir. Siyasi, sosyal ve ekonomik istikrarın sağlanması demektir. İstikrar için, müreffeh, güçlü ve büyük Türkiye için Başkanlık Sistemi’ni istiyoruz. Haydi Bismillah...