Bedir ACAR

bacar@stargazete.com

Can verir cananı vermez Türkler fakat bir filmini de yapmaz, neden!

21 Aralık 2017 Perşembe

Kutsal Emanetler, savaş esnasında İngiliz’in eline geçmesin diye Hicaz’dan İstanbul’a taşınmasaydı, ‘Emanetleri’ şimdi İngiliz müzelerinde görmek zorunda kalabilirdik.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Medine Müdafası’nın kumandanı Fahreddin (Türkkan) Paşa yakın tarihimizin en önemli isimlerinden, Medine müdafası ise tarihimizin en şerefli sayfalarından biridir.

Birinci Dünya Savaşı’ndaTürklerin Çanakkale’de gösterdiği kahramanlık destanının bir benzeri de Hicaz’da kutsal toprakların müdafaası sırasında yaşandı.

Gazi Mustafa Kemal’in Adını altın harflerle tarihe yazdıran büyük kumandan’ diye bahsettiği Fahreddin Paşa ve askerleri, dinlerine ve peygamberlerine olan ebedi bağlılıkla İngilizler’e ve işbirlikçi unsurlara karşı ‘kutsal emanet’ olarak bildikleri Medine topraklarını kahramanca savundular. Öyle ki, İngilizler’in desteğindeki Şerif Hüseyin’e bağlı çetelerin iki buçuk sene boyunca kuşattıkları Medine’yi, yiyecek tek lokmaları kalmayana dek, hatta çekirge yiyerek, dayanma ve savunma gücü aradılar kendilerinde.

Fahrettin Paşa, askerlerine ‘Evlatlarım! Bir söz verdik. Kutsal şehri isyancılara vermeyeceğiz. Elimizden ne geliyorsa yapmalıyız. Ta ki son mermi, son er ve son kana dek. Bu azim, bu kararlılık bize dayanma gücü verecektir. Bunu hiç unutmayın! Ümitsiz olmayınız’ diye sesleniyor ve seslendiği gibi de yapıyordu.

Fahrettin Paşa, çekirge yiyerek koruduğu Medine’de Mondros Ateşkesi’nden sonra bile düşmana boyun eğmemiş, direnişi sürdürmüştü. Ancak İstanbul’dan gelen yeni kumandanınaskerleri, tuzak kurup paşayı bağlayarak İngilizler’e teslim ettiler.

Fahrettin Paşa askerleriyle

Savaş esnasında olacakları tahmin edip önlem alan Fahreddin Paşa, Medine’de bulunan mukaddes emanetleri, Vahhabi ve İngiliz tehlikesine karşı korumak için önceden İstanbul’a göndermşti.

Fahrettin Paşa ve askerleri, Medine’den ayrılmak zorunda bırakıldıklarında bir yandan Efendimizin yeşil kubbeli türbesine bakmakta, bir yandan da ihtiyat mülazımı İdris Sabih Bey’in kuşatma altındayken yazdığı şu şiirini okuyup gözyaşı dökmekteydi.

Yapamaz Ertuğrul evladı sensiz

Can verir cananı veremez Türkler

Ebedi hadimü’l Harameyn’iniz

Ölsek de Ravza’nı ruhumuz bekler

***

Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed,bunca yıl sonra kendisine ‘Kutsal emanetleri’ kendine dert etmiş. Emanetleri, işgalci İngiliz’in eline geçmesinler diye İstanbul’a taşıyan Osmanlı Paşası Fahrettin Türkkan’ı ‘hırsız’ olarak niteledikten sonra terbiyesizlikte zirve yaparak ‘İşte Erdoğan’ın dedelerinin Müslüman Araplarla ilişkisi buydu’ diye tweet atarak, 15 Temmuz artığı bir hınçla Türkiye’yi hedef aldı.

Türkiye’nin bu terbiyesizliğe tepkisi elbette gerektiği gibi oldu. İnsaf sahibi Arap kamuoyu bile, ‘Fahreddin Paşa bu emanetleri nakletmeseydi, şimdi hepsi Londra’da British Museum’da olabilirdi’ dediler.

Dün olduğu gibi bugün de emperyalizmin ekmeğine yağ sürmeye gönüllü İngiliz ya da Amerikan ‘uşak’ları olabilir.

Peki… bu tarihi gerçekleri yeni nesillere ve dünyaya haykırmakta aciz kalan bizlere ne demeli. Evet, şanlı bir tarihimiz var, destanlarımız var, Ayla filmine konu olduğu gibi cephede bile merhameti elden bırakmayan askerimiz var.

Peki ama bunca kahramnalıkların, destansı mücadelelerin, Medine Müdafası’nın, Kut’ül Amare’lerin filmleri nerede?

İdris Sabih Bey’e ‘Ölsek de Ravza’nı ruhumuz bekler’ dizesini yazdıran ruhun sineması nerede?

***

Bu yazı bir okurumuzun ‘Fahreddin Paşa’nın Medine Müdafası’nı anlatan bir filmi var mı izlemek istiyorum’ diye sorması üzerine kaleme alındı.

‘Filmi yok ancak kitapları var isterseniz’ diyerek, mahcubiyet içinde cevap vermekten bizi kurtaracak bir yönetmen tez zamanda çıksın artık. Yoksa, bir asır sonra bile, kutsal emaneti İngiliz’in elinden kurtaran Osmanlı Paşa’sını hırsızlıkla itham edecek ‘uşak’lar, yeni ‘Arabistanlı Lawrew nce’lar çıkacaktır.

Böyle ‘edepsiz uşak’ tweetleriyle kendimize gelmek zorunda kalmadan, gerçekleri yeni nesillere anlatabilelim. Anlatamazsak yaşatamayız.

Devlet Tiyatorları’mız da ‘Avrupa’lı yazarların oyunlarına hapsolmaktan kurtulup bir zahmet kendi tarihimize bakabilse keşke.