Mustafa KARAALİOĞLU

mkaraalioglu@stargazete.com

Demek Yeni Türkiye dediğiniz buydu!

20 Ekim 2014 Pazartesi

Terör sokağa inip masum insanları katlettikçe memnuniyetlerini gizleyemeyip sinsi bir tebessümle “Çözüm diye tutturdunuz bakın ne oldu. Yeni Türkiye dediğiniz bu muydu?” diyenlere kötü bir haberimiz var. Evet, Yeni Türkiye budur. Çözümde ve birlikte yaşama iradesinde ısrar etmektir. İlk zorlukta geri dönüp silahlara sarılmamaktadır. Siyaseti devre dışı bırakıp “Belinde silah olanlar aralarında halleşsinler” dememektir. 

Yeni Türkiye’yi Kemalist Cumhuriyet gibi tek tipçi, tek ırkçı, otokratik ve sandıksız bir model zannedenler sabırsız olabilir ama hayat böyle akmıyor. Herkesin, fikri ve düşüncesi ne olursa olsun bir demokrasi duygusu etrafında buluşması gerekecek ve bu da ancak herkesin adil paylaşıma rıza göstermesiyle mümkün olacak.

İki köprünün yıkılması şart

Şimdi ise, geri dönüşü imkansız kılacak adımları sağlamak gerekiyor.  

Şu ifadeleri kaç kez yazdım hatırlamıyorum ama yeterince tekrar etmişimdir: “Eski Türkiye’den Yeni Türkiye’ye geçiyoruz ama arada hala gidiş gelişi mümkün kılan köprüler var. Bir tanesi Kürt sorunudur öteki paralel yapı... Bu iki köprüyü yıkmadan yeni Türkiye’de güven içinde yaşayamayız.” 

Evet arada köprüler var. O köprüden geriye gitmek isteyenler ve ülkeyi de beraberinde götürmek isteyenler var.

Mesela, PKK ve Kürt siyaseti tam da bunu istiyor. Mesela, ulusalcı sol bütün “şiddet”iyle bunu istiyor.

Mesela, bu sorunu kullanma becerisine sahip uluslararası unsurlar her fırsatta bunu istiyor.

Mesela, şahinler ve bu sorun üzerinden siyasete baskı yapmayı alışkanlık haline getirenler de bunu istiyor.

Çözümü istemek, en çok da parmaklar barışa dokunmaya başlarken zordur. Şimdi tam da bu mukadder zamanlar yaşanıyor. Öyle olduğu için de barışa çok yaklaşmışken toplum bir kez daha terörün kanlı yüzüyle karşılaşıyor.

Karşılaşma talihsizdir ama umulur ki Türklere de Kürtlere de çözümün önemini hatırlatacaktır. Çözüm yoksa şiddet, vahşet ve ölüm var zira.

Vandallar sokağa indi diye el oğuşturup Yeni Türkiye’yi kritik edenler unutmasınlar ki o şiddet “eski”sinde 35 bin kişinin canını almıştı.

Kürt meselesinde çözümün uzaması bahanesiyle demokrasiden bahsedenler unutmasınlar ki eski Türkiye’de Kürt yok, “kart-kurt” vardı.

Yine bu bahis üzerinden Yeni Türkiye’ye sataşanlar unutmasınlar ki eski Türkiye’de bu bahsi açtıklarında soluğu cezaevinde alıyordu.

Dedikodu yapmak yerine...

Fırsat kollayıp Yeni Türkiye’nin dedikodusunu yapmak, “herkes için demokrasi” fikriyle didişmekten başka bir şey değildir. Neticede, Yeni Türkiye’nin alternatifi eski Türkiye’dir ve o Türkiye’nin de kime ait olduğu bellidir. Kürtlere, azınlıklara, Alevilere, dindarlara, Anadolululara ve cümle dezavantajlı gruplara ait olmadığı malumdur.

Yeni Türkiye, bir partinin değil herkesin ülkesidir. Dolayısıyla herkesin bir parçası olmak için çaba göstermesi gerekir. Yeni Türkiye, dünya görüşü, inancı, etnik kimliği, sosyal statüsü, kılık-kıyafeti ne olursa olsun herkesin hukuk ve uygulama önünde eşitliğinin garantisidir. Ne eski imtiyazların devamını kabul eder, ne de yeni imtiyazların tesisini...

Bu kadar haklı olup bu kadar çok dayak yemek

Türkiye ve dünya basınında denilmişti ki, “ABD IŞİD’i vuracak ve bunun için İncirlik üssünü kullanmak istiyor. Ama, Türkiye izin vermiyor. Bu da Türk hükümetinin IŞİD’e desteğinin ispatı işte...”

Meğer öyle bir şey yokmuş. Meğer ABD İncirlik’i kullanmayı istememiş bile. Cumhurbaşkanı söylüyor. Şöyle söylüyor:

“İncirlik meselesi ayrı bir mesele... İncirlik’te bizden istenen ne? O henüz belli değil. Bunu gördüğümüz anda değerlendiririz. Güvenlik birimleriyle otururuz bunları konuşuruz, uygun gördüğümüz bir şey varsa buna ‘evet’ deriz.”

Türkiye ve dünya basınında denilmişti ki, “Kürtler yani PYD Kobani’ye gidip IŞİD’le savaşacak ama Türkiye sınırı açmıyor. Bu da Türk hükümetinin IŞİD’e desteğinin ispatı işte...”

Meğer öyle bir şey yokmuş. Gidin savaşın, denilmiş ama gitmemişler. Başbakan söyledi. Şöyle söyledi:

“Bir grup 300’e yakın PYD mensubu silahlarını teslim ederek Türkiye’ye geldi. Şimdi Suriyelilerin Suriye’ye gitmek istemesi durumunda engelleyen kimse yok sınır açık gidebilirler. Gitmek istemediler. Hamasetle ‘Biz gider savaşırız gelenlere kapıyı açın’ dendiğinde çok az bir kesim dışında hayır biz Kobani’den gelen PYD’liler, yani orayı kendi şehirlerini savunmak, savunacaklar, bıraksalar gidip savunacaklar diyenlere talimatımızla valilerimize soruldu. Onlar çok azı küçük bir grup hariç ‘hayır biz gitmek istemiyoruz, savaşmak istemiyoruz. TC’nin güvenliğinde kalmak istiyoruz’ dediler. Ne yapalım zorla mı gönderelim? Gelirken bize sormadılar, giderken de biz sormayız niye gidiyorsunuz diye. Onlar Suriye vatandaşı.”

Netice... Netice şu; Türkiye aleyhine büyük bir algı kampanyası var. Var, var ama Türkiye’nin de bu algıyı doğmadan bastırmakta; yani, önleyici hekimlik konusunda büyük eksikleri var.

Bir ülke bu kadar haklı olduğu iki konuda bu kadar çok dayak yememeliydi.