Sevil NURİYEVA

snuriyeva@stargazete.com

Eski dünya çökerse...

20 Ağustos 2018 Pazartesi

Amerikan merkezli içinde bulunduğumuz dünya şartlarına, bu sisteme uyan herkes tarafından giderek itiraz edilmeye başlandı. ABD’nin kendi içindeki durumların bu genel gidişatı oldukça keskin alakası söz konusu. Şimdiye kadar sürekli yeni düşman oluşturulması yeni hedeflere varmaları için bayağı işe yaradı. 

Sadece son yüzyılda; önce kızıl komünizm, sonra yeşil İslam, artarda Amerika politikalarının genişlemelerinin anahtarı oldu. 

İkinci Dünya Savaşı sonrası oturup anlaştıkları konularda, madde madde geri adım atıldı. Anlaştıkları her madde çiğnendi. ABD ağırlıklı yeni dünya, bu ikili sistemi başından itibaren istemiyormuş. Önce anlaşma sükûnet, sonra yeniden hamle söz konusu idi. 

Çünkü Afganistan’a girmek istiyordu. İlk akla gelen esas hedef, Sovyetlerin çöküşü için idi. Sonra anlaşıldı ki; ilk merhale Sovyetleri zayıflatmak olsa da, esas mesele paranın seyrinin doğuya evirilmesinin önünü kesmek idi. Evet, Sovyetler Birliğinin de bunun için çökmesi gerekirdi. Vahşi komünizm, daha sonra İslami terör terimleri ile yerlerini değişecekti. 

Bu çılgınlığı, acımasızlığı ve içindeki dengeleri de alt üst etmek üzere. Amerikan ağırlıklı dünyadaki sistemin sekteye uğraması, dünya açısından da kötü bir şey! Tüm düzenler bozulduğunda, muhakkak yerinde kan, açlık ve sefalet oluşmakta. İşte tam da bu nedenle, yerine bir yapı inşa edilemeden eskinin çöküşü, dünya açısından iyi bir şey değildir. 

Yerine ilk önemli aday olarak yorumlanan Çin konusu ise, gerçekten üzerine düşünmemiz gereken konudur. Her şeyi para halletmiş olsa idi, elindeki para ile sadece ekonomik güç değil, hem de küresel medeniyet olma isteğinde bulunurdu Çin! 

İçinde bulunduğumuz yeni dünyada, en önemli dengeyi sadece parası şu anda herkesten fazla olan Çin oluşturamaz. Nedeni çok basit! Tüm kültürleri kucaklama konusunda Çin’in sıkıntıları vardır. Kendi vatandaşları olan Müslümanlara da bakış açısını değiştirmek zorundadır. Bu manada İslam dünyası, ayrıca blok olarak yeni denge açısından hayatidir. Ve ciddi ağırlığı olan güç merkezi olmaya adaydır. Dikkat edin, Amerika kendi içindeki siyahlara bakış açısını değiştirdiği ve değiştirdiğini gösterdiği günden itibaren, dünyadaki başka kültürlerden itibar görmeye başladı. Şimdi geldiği noktada bu değişimin göstermelik ve Amerikan derin toplumunun kendine ait kodlarından vazgeçilmediği ortada. “Müslüman düşmanlığı” konusu birdenbire ortaya çıkmadı. Bu bakış hep vardı. Sadece üstü kapatılmıştı. Beyaz-siyah ayrımı, Amerikan toplumunda her ne kadar da aklı başında insanlarca kabul görmese de, derin kodunda bu derin bir vakıa! Trump evanjelistlerin hatırı için ve seçimlerde onlardan oy almak için bu tür vahşi adımlara evirilebilmişse, “tüm kültür ve medeniyetlere açık olma ile kapalı olmanın felaketini yaşayacağız” anlamı taşımakta. 

Çin’in küresel para ağırlığı olsa da, Amerika’nın içinden çıkamadığı ayrımcılık bakış açısına hâkim olması sebebiyle, küresel medeniyet olma içeriğini taşıyamamakta! 

Yeni dünya düzeni; İslam merkezli ayrıca bir ağırlık merkezi olmadan, dengeli ve adil bir sürece giremez. Bir zamanlar Almanya’nın yaptığı hatayı, şu anda Amerika yapmakta, ileride ise Çin bu hatalara yeni ve ciddi bir aday. O nedenle eski dünya dağıtılmak istense de, yerine tüm medeniyetleri kapsayan yeni sistem giremezse, “daha büyük felaketlere kapı açılıyor” demektir. 

Almanya, Fransa, Türkiye, İngiltere, Rusya ve Çin’in de içinde bulunduğu aklıselim bakış açısı, ortak payda da birleşir ise, Amerika’nın şu anda dayattığı dağılım süreci, az sancılı ve yerine başka bir şey konulması ile felaketleri önleyecek nitelikte. İşte Türkiye, bu yeni dünyanın en önemli anahtarı. İslam dünyasına açtığı kapı ile sadece Orta Doğu’yu kapsamayan, tüm sessiz çoğunluğu kendi bünyesinde barındırabilecek yeni bakış açısı ile dünyadaki Müslümanlara mihenk taşı olma kabiliyeti ile önemli ve halledici merkez olabilir. “İslam Birliği, bazı ülkelerin yönetimlerindeki Amerikan-İsrail destekli yöneticilerle olur mu” sorusu da ortaya çıkıyor. Cevap; sadece yöneticilerde değil, halklara bakın, anahtar orada saklıdır!