Cemil ERTEM

certem@stargazete.com

Goebbels, Freud, Biden ve ‘Yeni Dünya’ Savaşı üzerine...

05 Ekim 2014 Pazar

Savaş, politikanın yoğunlaşmış halidir. Politik uğraşla ya da politik hamlelerle varılması yıllar sürecek menzillere savaş ile birkaç ayda ulaşılır. Savaşta diplomasinin dolambaçlı, ikiyüzlü dili de yoktur; kesindir söylenen, savaş diplomasisi de genel stratejinin taktik evreleri için devreye girer.

Savaş korkunç ve insanlık dışıdır; insana ait bir şey yoktur savaş sürecinde ama silahların kaldırdığı toz-duman arasından her şey, normal zamanlara göre, daha net gözükür. Savaşın dünyası siyah ve beyazdır; gri yoktur, gri belirsizlik anlamına geldiği için gri olan her şey iki taraf için de düşmandır ve bütün büyük savaş süreçlerinde gri olanlar ilk kaybedenlerdir aslında.

Yeni paylaşım savaşı

Şunu artık kabul edelim; Ortadoğu’dan başlayan yeni bir paylaşım savaşının içindeyiz. Bu savaşın kendine özgü orduları, stratejileri, taktik evreleri ve ekonomisi var.

Geçen gün IŞİD, Kobane’ye saldırırken haber ajansları, kentin kenar mahallelerine yaklaşan IŞİD tanklarından açılan ateşi, fotoğraf ve video olarak dünyaya servis ediyordu. Peki IŞİD’a karşı savaştığını iddia eden ABD ya da koalisyon uçakları, saatlerce aynı bölgede konuşlu ve ateş halindeki bu tankları neden vurmadı? İşte bu soru çok önemlidir ama dahası var; geçen pazartesi günü ABD savaş uçakları, IŞİD’ı vurmak bahanesiyle, Telabyad’daki petrol ve enerji tesislerini yerle bir etti.

Şimdi ABD şunu çok iyi biliyor; IŞİD ne geleneksel düzenli ordu ne de geleneksel bir gerilla örgütlenmesi; bu yapı, patronunun kendisine gösterdiği hedeflere saldıran ve ele geçirdiğinde elinde tutabildiği kadar tutan ama hedefi -bu hedef bir kasaba, bir tesis vb olabilir- elinde tuttuğu sürede moral ve fiziki olarak yok eden paramiliter bir örgüt. IŞİD, yerel dinamiklerden tabii ki güç alıyor ama yerele oturmuyor, tam aksine oraya aykırı. IŞİD’ın lider kadrosunun çoğunu Saddam ordusunun üst düzey komutanları oluşturuyor. Bu unsurlar, ABD işgali zamanında, büyük ihtimalle işbirliği yapan dejenere ve ele geçirilmiş kişilikler. Yani böyle bir yapı, bir enerji tesisini ele geçirirse orayı imha edecektir kısa sürede; orayı iktisadi olarak uzun süre kullanamaz. ABD uçaklarının, IŞİD’ın elinde diye bir enerji tesisini yok etmesi aptallık değilse şu: ABD ve IŞİD’ın Irak ve Suriye coğrafyasındaki işlevi ve görevi aynı.

Joe Biden ne söylüyor?

Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in Türkiye ve kendisi hakkında ipe-sapa gelmez konuşmalarına cevap verdi. Biden, çok bilinen bir dezenformasyonu tekrar etmiş; “Türkiye, IŞİD’a yardım ediyor.”

Bu, bizim yukarıda değindiğimiz savaş diplomasisidir ve alçaklıkla aynı düzeydedir. Nazi Almanyası’nın Joseph Goebbels’le geliştirdiği yalan üzerine kurulu bir diplomasidir bu; bunun Freud’cu psikanalizde karşılığı vardır ve yansıtma diye geçer. Bu anlamda Goebbels, bunu zaten bilimsel olarak da biliyordu. Kendisinin yaptığını saklamak için karşısındakinin bunu yaptığını savunmak ve bunu neredeyse sonsuz tekrar etmek. Yani Goebbels, Freud’cu yansıtma mekanizmasına sürekli yalan müessesesini ekleyerek bunu bir savaş diplomasisi haline dönüştürmüştür. Tabii Freud’a Nazi katkısıdır (!) ama bu Nazi katkısını şimdi ABD Başkan Yardımcısı Biden kullanıyor.

Peki IŞİD ve ABD’nin bugün Ortadoğu coğrafyasındaki ortak amaçları nedir; sizi şu bayram günü sıkmayacaksa işin biraz teorik kısmından başlayıp güncele gelelim:

Küresel ve bitmek bilmez bir olgu

Geleneksel olarak savaş, ulus-devletler arasındaki silahlı çatışma olarak nitelendi şimdiye değin. Ancak bugün hâkim ulus-devletler de dâhil bütün ulus-devletlerin egemenliğinin azalması ve bunun yerine yeni bir ulusüstü egemenlik biçimi olan küresel imparatorluğun ortaya çıkması ölçüsünde, savaşın ve siyasal şiddetin koşulları ve doğası da zorunlu olarak değişiyor. Savaş küresel ve bitmek bilmez bir olgu haline geliyor. (Hard, Negri; 2004,21) Bugün Asya’nın ya da Afrika’nın herhangi bir bölgesinde bir aşiret-kabile kavgasının topyekûn bir iç savaşa dönüşmesi tam da budur. Buna bağlı olarak, başta Ortadoğu olmak üzere, birinci savaştan sonra emperyalizmin masa başında yarattığı ulus-devletlerin parçalanma süreçleri yeni bir savaş tehdidi oluşturuyor. Ama bu savaş tehdidi, bugün teknolojinin yatay yaygınlaşması sonucu konvansiyonel silahlarla sınırlı olmuyor ve savaş kendi yerel araçlarını oluşturuyor. Ama bundan önce savaş, kendi gerekçelerini de yine sistemin sakatlanmış, hasta toplumsal dinamiklerinden doğuruyor.

11 Eylül’den bugüne...

11 Eylül 2001 bize bunu gösterdi ve 11 Eylül yeni NATO konseptinin başlangıç tarihidir. Yine Negri, 11 Eylül için şöyle der: “11 Eylül’deki saldırılar yeni bir savaş çağını açtı; aynen 23 Mayıs 1618 tarihinde kutsal Roma İmparatorluğu’nun iki kral naibinin Prag’daki Hradcany Şatosu’nun penceresinden atılmasının Otuz Yıl Savaşları’nı ateşlemesi gibi.” Bu savaş hali, kimi zaman dinler, mezhepler arasında, kimi zaman etnik gruplar arasında gibi gözükebilir ama hepsi dağılmakta olan eski egemenliğin unsurları olarak yeni egemenlikten pay almak isteyen yapılardır ve bu savaşların kökeni sınıfsaldır. İkinci savaş sonrası ABD’nin Ortadoğu’da oluşturduğu sistem bozulmasaydı Usame ortaya çıkmazdı ve 11 Eylül olmazdı. Eski ‘egemenliğin’ yeni savaş makinesi olan IŞİD da olmazdı.

IŞİD sizin ‘malınız’

Yazımızın başında savaş süreçlerinin, nihai çözümde safları açıkça belli ettiğini ve kaosu bitirme süreçleri olduğunu yazdık. Evet, sonuçta bu oluyor; ABD hegemonyasını eskisi gibi devam ettirmek isteyen ve sırtını sınai-askeri geleneksel savaş bloğuna dayayan sistemik yapı, neocon şefi Dick Chaney’den, sözüm ona ‘demokrat’ Başkan Yardımcısı Joe Biden’e kadar tüm unsurlarıyla IŞİD’ın kendi çocukları olduğunu attıkları her adımda itiraf ediyorlar. Türkiye’nin, Musul ve Kerkük’ten başlamak üzere, Irak ve Suriye coğrafyasında etkin olacak olması onların tüylerini diken diken ediyor. Ama biz de hem onları hem de onların Türkiye’deki işbirlikçilerini olduğu gibi görüyoruz; savaşın kanlı projektörleri, onları ortaya çıkarıyor ve tarihe, tıpkı Joseph Goebbels, Heinrich Himmler nasıl yazıldıysa, öyle yazıyor işte...

Bayram barış getirsin...