Önce, bir noktaya değinilmesi gerekiyor.

‘Irak’ın işgali için Amerikan güçlerinin Türkiye’den geçirilip Kuzey Irak’a yerleştirilmesi’ni öngören ‘1 Mart 2003 Tezkeresi’nin, Meclis tarafından  kılpayı reddedilmesi, müslüman halklar arasında, ‘Türkiye’nin emperyalist dünyaya karşı âdetâ başkaldırısı’ olarak değerlendirilmişti. Üstelik de, Türkiye, 80 yıllık katı laik bir rejime karşı, İslamî eğilimli ilk güçlü hükûmet tarafından idare edilmeye yeni başlanmıştı.
 

O zaman, USA emperyalizminin sözcüsü durumundaki  ‘New Yort Times’ (NYT) gazetesinin başyazarı William Saphire, Türkiye’nin bu reddini, ‘Affet; ama unutma!’ başlığıyla değerlendirmiş ve USA makamları bu reddin, ‘iyi bir teşkilatçı olan Tayyib Erdoğan’ın ince hesabı sonucunda elde edildiğini’ düşünmüşlerdi.

Bunu doğrulayacak ipuçları da vardı. Çünkü, Tayyib Erdoğan, 1991- Irak/Amerika Savaşı Amerika’nın yanında yer almasına rağmen; USA emperyalizminin, İngiltere dışındaki hiç bir ülkeye zırnık koklatmadığını; böylece, Turgut Özal’ın, ‘Bir koyup 3-5 ve hattâ 20 alacağız..’ gibi hayallerinin nasıl güme gittiğini biliyordu. Bunun içindir ki, Ecevit Hükûmeti  tarafından verilen sözleri, açıkça reddetmek yerine, Meclis oylamasıyla reddettirmişti.

***

Ama, şimdi Tayyib Bey, o zamanki görüşlerinin samimî olduğunu belirtiyor ve ‘O operosyonun içinde olsaydık, bunlar başımıza gelmezdi..’ demeye getiriyor sözü..

Sanıyorum, mes’elenin özü de, işte bu noktada..

Bir oyunu yöneten olmazsanız, oyunun parçası olursunuz.

Bu oyunların asıl yönetenleri ise, emperyalistlerdir ve destekçilerine de en fazla, bir-iki kemik atarlar. 2003’de USA emperyalizmiyle birlikte olunsaydı da, değişen fazla bir şey olmazdı, herhalde..

Çünkü, emperyalist güçlerin, sadece kendi menfaatlerini düşündükleri Suriye’de de yaşandı ve aksi yöndeki sözlerine rağmen, Türkiye’nin nasıl oyuna getirilmek istendiği, görüldü.

***

Şimdi de, Musul Buhranı...

Musul konusu bizim için, tıpkı Osmanlı’nın elinde 500 yıldan fazla kalan Selanik konusunda kimsenin tek kelime söyleyemeyişi gibi, bir diğer acı konu..

Şöyle ki, (Musul şehriyle birlikte, Zaho, Erbil, Kerkuk ve Suleymaniye’nin de içinde bulunduğu) Musul eyaletinin durumu üzerine, o zaman Irak’ın işgalcisi olan İngiltere ile, Lozan’da bir anlaşma sağlanamayınca, konu sonraya bırakıldı. 1926’da ise, İngiltere Ankara’ya bir ültimatom vererek, askerlerini Musul eyaletinden 48 saat içinde çekmezse, bunu savaş sebebi sayacağını ve Ankara’nın geri çekilmeyi kabul etmesi halinde ise, yardımcı olmak üzere 500 bin sterlin verileceğini açıkladı.

M. Kemal, bu teklifi kabul etti. Ama, konuyu halktan gizlemek için, hemen Kastamonu’ya giderek, ‘şapka inkilabı’nı da yaptı!

***

Şimdi, Musul için, bu şehri  4 yıldır elinde tutan IŞİD örgütünün elinden geri almak planları devrede.. Ama, Bağdad’daki merkezî Irak hükûmeti,  ‘Türkiye’nin Musul’un kurtarılması operasyonunda yer alamıyacağını’ ileri sürüyor; aynen İran gibi ‘işgalci’ suçlamaları yaparak..

B. Amerika da istemiyor Türkiye’yi Musul’da... Çünkü, Türkiye’nin güç ve inisiyatif kazanmasının kendisine zarar vereceğini düşünüyor. Musul halkı ise, -İran’ın etkisiyle-, ‘tek mezhebçi’ bir anlayışın, hâkim kılınmaya çalışılmasından rahatsız olarak,  şehirlerine Bağdad rejiminin ordu ve gönüllü güçlerinin girmesini istemiyor ve Türkiye’nin devrede olmasını umuyor.

Tayyib Erdoğan da, ‘Başkaları istemese bile, biz, bir şekilde Musul’un kurtarılmasında abulunacağız.. A, B, C  gibi planlarımız hazır..’  diyor.

Rusya ise, kendisini bölgede kalıcı tutacak anlaşmaları imzalamakla meşgul, Suriye’yle.. Lübnan Hizbull.. lideri Nasrullah ise, ‘Amerika’nın, Musul aracılığıyla kendisine Suriye yolunu açmak istediği ve böylece ‘Mukavemet Cebhesi’ni zayıflatmayı planladığı’  gibi hayalî iddialara tutunmayı sürdürüyor.. ..

***

Görüldüğü üzere, Musul, öyle bir uluslararası belâlı ihtilaf yumağı ki, müslüman coğrafyalarını daha büyük alevlerin içine çekiyor.