Mehmet METİNER

mmetiner@stargazete.com

Keşke aklınla yürüsen

19 Haziran 2017 Pazartesi

Kemal Kılıçdaroğlu pek cesurmuş meğer!

Baksanıza "dikta rejimi"ne karşı nasıl da aslanlar gibi yürüyor!

Madem bu kadar cesurdun Kemal Bey, niye 15 Temmuz gecesi tankların üstüne yürümedin?

Bak millete sözün vardı.

"Darbe olursa tankların üstüne ilk ben çıkarım!" demiştin.

Tankların sokaklara çıktığı o gece neredeydin?

Havalimanına indiğinde karşında darbeci askerleri ve tankları görmüştün.

Madem bu kadar cesurdun, niçin tankları gördüğünde kaçtın?

Niçin darbe gecesi sığındığın o evden başını dışarı çıkarmadın, sesini duyurmadın?

Darbecilere karşı çıkmayan sesin Erdoğan'a karşı pek gür çıkıyor nedense.

Darbecilere karşı bükülen başını Erdoğan'a karşı dik tutmaya çalışıyorsun.

Darbecilerin tanklarına karşı yürümeyen ayakların, şimdi "20 Temmuz darbesi"ne karşı güya "Adalet" namına faaliyete geçti.

Ne ayakmış seninkisi!

Sahi ne ayaktır bu?

Belli ki baş senin başın değil!

Yürü dediler yürüyorsun.

Yürümende bir sakınca yok.

Yürü yürüyebildiğin kadar...

Pensilvanya'ya kadar yolun var...

FETÖ'nün aklıyla hareket eden o ayakların başına daha çok dert açacak bilesin.

Bak yürümesini de pek beceremiyorsun.

 

***

Sözde darbeye karşısın.

Peki niye darbecilere karşı hiç yürümedin?

15 Temmuz'dan sonra aziz milletimiz bir ayı aşkın süre sabahladı şehirlerinin meydanlarında.

O meydanlarda niye yoktun?

O er meydanında yüreğini kuşanarak nöbet tutan millet evlatlarının yanında partin ve partililerin niye yoktu?

Diyebilirsin ki o meydan gösterilerini AK Parti organize ettiği için yoktum!

Hadi bu dediğine inanalım bir an için.

O zaman sen niye partinle ve partili belediyelerinle başka meydanlarda bu darbe karşıtı direnişin başını çekmedin?

Şimdi kalkmış, "20 Temmuz darbesi"ne karşı yürüdüğünü söylüyorsun.

Gerçek o ki, sen 15 Temmuz darbesini unutturmaya çalışıyorsun.

15 Temmuz darbesinin arkasında FETÖ'nün değil, Erdoğan'ın olduğunu iddia ederek kontrollü bir siyasetle 15 Temmuz'un rövanşını almaya çalışıyorsun.

Kontrol altındasın Kemal Bey.

Komutla yürüyorsun.

Bak FETÖ'ye ve darbeye karşı olduğunu sakın söyleme!

"O gece Meclis'teydik, darbeye karşı çıkan bildirinin altına imza attık" deme sakın.

FETÖ'den mülhem takiyyelerine kimse inanmıyor artık.

Taktiklerine de.

Bir kısım adamlarını Meclis'e darbe karşıtlığına gönderirken, bir gözünle darbenin akıbetini kolluyordun.

Darbe başarılı olsaydı ağzın da, tavrın da farklı olacaktı.

Belki darbenin başbakanı olarak ödüllendirilecektin.

Tıpkı 1960 darbesinden sonra İnönü'ye takdim edilen ödül gibi!

Darbe öncesinde "Menderes'in akıbeti"yle tehdit ettiğin Erdoğan'ın devrilmesinden ziyadesiyle memnun olacaktın.

Bu memnuniyetini timsah gözyaşlarıyla saklamayı da ihmal etmezdin eminim.

FETÖ'nün takiyyeci anlayışı sende taktik olarak karşımızda.

Partinde şu an milletvekili olan ama aynı zamanda pek de itibarlı konumda olan biri Mısır'da darbe olduğunda şu tweet'i atmıştı: "Mursi devrildi. Şimdi sıra Türkiye'nin Mursi'sinde." Yani Erdoğan'da.

Mısır'daki darbeyi sevinçle karşılayan ve Türkiye'deki darbeyi de dört gözle bekleyen bu akademisyen milletvekilin aslında CHP'nin gerçek anlayışını ortaya koyuyordu.

O tarihlerde profesör titrini taşıyan bu hanımefendi Parti Meclisi üyenizdi ve sen kalkıp onu milletvekili yaptın.

Yani ödüllendirdin.

***

Darbenin ilk günlerinde darbe karşıtıymış gibi bir tutum sergilerken, sonrasında 20 Temmuz'da darbe ve terör tehdidine karşı ilan edilen OHAL'i gerekçe göstererek darbecilerin hukukunu korumaya kalkıştın.

"Kontrollü darbe" söylemiyle 15 Temmuz darbecilerine arka çıktın.

"Mağduriyet" söylemi üzerinden FETÖ'cü hainlerin avukatlığına soyundun.

Darbecilerden hukuk marifetiyle hesap sorulma sürecinin sonuna yaklaştığımız şu günlerde "Adalet" istemiyle yollara koyuldun.

Kimin için adalet istediğin belli.

 Ve kimler tarafından, niçin yürütüldüğün de...

Bizim eleştirdiğimiz asıl husus budur.

Yoksa Kemal beyin normal şartlarda yürümesinden zinhar rahatsızlık duymayız.

FETÖ'nün siyasi ayaklarını eleştirmeye elbette hakkımız var bizim.

Onların yürümeye hakları varsa, bizim de onları eleştirmeye hakkımız var.