Yılmaz Özdil’in Hürriyet’le ilişkisi kesildiğinde, dönemin Başbakanı Erdoğan’ı sorumlu tutmuşlardı; “Şak diye emretti, tak diye yerine getirildi” diyerek... 

Niye?

Özdil “çok kırıcı” yazılar yazıyormuş.

Erdoğan’ı aşağılıyormuş.

Halka “bidon kafa” diyormuş.

Erdoğan da içerlemiş ve Özdil’in Hürriyet’ten gönderilmesini buyurmuş.

Bütün bunlar (yani Özdil’in kırıcı yazılar yazdığı, halkı aşağıladığı) doğruydu. Bu satırların yazarı da zaman zaman bu durumu dile getiren yazılar yazıyor, Özdil’i eleştiriyordu ama “şak diye emretti, tak diye yerine getirildi” iddiası gerçeği yansıtmıyordu.

Daha kırıcı yazanlar vardı...

Durup durup “coşan” Ahmet Hakan Coşkun vardı mesela... Çok çirkin ve aşağılayıcı yazılar yazıyordu, Başbakan ve Cumhurbaşkanına hitap ederken “sen” diye ünlüyordu, muhtıra destekçiliği yapıyordu, AK Parti’nin kapatılması gerektiğini savunuyordu... Şimdi Yozgat kuzusuna döndü, “siz”siz cümle kuramıyor, başkanlık sistemini destekliyor, bildirici akademisyenlere saydırıyor ama o dönemlerde pek şeditti, moda ifadesiyle pek atarlıydı... İlginçtir, küfür etkisi uyandıran benzetmeleriyle (angus sığırı, akbaba, kalpazan, haramzade vs.) ünlü Kemal Kılıçdaroğlu’nu da nezih buluyordu: “Kılıçdardoğlu’nun benzetmeleri bende küfür etkisi uyandırmıyor...”

Mehmet Yakup Yılmaz diye bir fenomen vardı. Hâlâ var... Üç parçalı köşesinde her gün AK Parti’ye ve Erdoğan’a yönelik aşağılayıcı yazılar yazıyordu. “Yağdı yağmur, çaktı şimşek” deyişinden yola çıkarak dönemin Cumhurbaşkanı Gül’e çirkin yakıştırmalarda bulunuyordu. 
Hâlâ böyle şeyler yapıyor...

Başkaları vardı...

Ertuğrul Özkök vardı mesela... 
Erdoğan hakkındaki en rezil yazıyı yazmıştı, “katil” filan demişti.

Hâlâ varlar ve var olmaya devam edecekler.

Bu isimler dururken, Erdoğan neden Yılmaz Özdil’in gönderilmesini buyurmuştu? Ya da niye buyursun? Madem bir buyruğuyla gazeteci kovdurabiliyordu ve böyle sihirli bir etkiye sahipti; yukarıda zikredilen “değerler” için neden bir iyilik düşünmemişti?

Şimdi aldığım bir “bilgi”yi aktarıyorum:

Yılmaz Özdil, Erdoğan’a ve AK Parti’ye yönelik kıyıcı sözleri nedeniyle değil, Kemal Kılıçdaroğlu hakkındaki sert eleştirileri ve ithamları nedeniyle Hürriyet’ten kovuldu.

Çünkü Özdil, Kılıçdaroğlu’nu hiç sevmedi. Hakkında olumlu bir tek yazı yazmadı. CHP genel başkanlığına getirildiğinde, “mezar soyguncusu”, “talancı” demişti. Geri adım atmadı... Eleştirilerini ve ithamlarını (yeni CHP’yi yeterince Atatürkçü bulmuyordu. Kılıçdaroğlu’nun “proje” olduğunu söylüyordu, birden zuhur eden CHP’lileri “Guguk Kuşu”na benzetiyordu) ağırlaştırarak sürdürdü.

Bu durum, “Gandi” dolduruşuyla Kılıçdaroğlu’nu parlatan Doğan Medya Grubu’nun hoşuna gitmedi.

Bu tasarrufları bir yerlere (Erdoğan’a) fatura edileceği için, Özdil’i gözden çıkarmakta zorlanmadılar. (Özdil, eleştirilerine yeni gazetesinde hız kesmeden devam ediyor. İki gün önce, Kılıçdaroğlu’nu yeniden genel başkan seçen delegelere “beyinsiz” dedi.)

Bu bilgi bana inandırıcı geldi.

Doğan Medya Grubu, çünkü, CHP’yi (Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’yi) iktidara taşımak isteyen konsorsiyumun bir uzantısı, bir parçasıydı.

Hatta en önemli parçasıydı...

Bu uğurda bir değil, bin Yılmaz Özdil feda edilebilirdi.

Nitekim öyle oldu... (Kemal Bey “doğrudan” buyurmamış olabilir ama Hürriyet yönetimi durumdan vazife çıkaracak kadar “akil”di o dönemde.)

Fakat kötü haber:

Durum tersine dönmüş görünüyor.

Kılıçdaroğlu’ndan umut kestiler.

Daha doğrusu, maklubecilerle kurdukları ittifak çökünce “proje” ellerinde patladı.

Bütün o “Sayın Cumhurbaşkanım” hitaplarının, “Başkanlık sistemi mi? Elbette... Hemen tartışalım... Hatta destekleyelim!” çıkışlarının nedeni budur. Başka da bir şey değildir.