Serdar AKBIYIK

sakbiyik@stargazete.com

Mary Shelley’den Trump’a nasıl geldik?

14 Temmuz 2018 Cumartesi

Bu hafta vizyona giren Mary Shelley sinemasal kalitesinden çok Frankenstein’ı yazan kadın yazar Mary Shelley’in gerçek hayatının farklılığıyla öne çıkan bir film... Kesinlikle seyredilmesi ve tartışılması gereken bir yapım...

Frankenstein’ı bilmeyen yoktur. Ama bu bilinirlik romandan çok öykünün sinema ile yığınlara ulaşmasıyla ilgilidir. Hal böyle olunca romandaki Frankenstein ile beyazperdenin Frankenstein’ı arasındaki fark önem kazanıyor. Ortalama bir izleyicinin Frankenstein denildiğinde hatırlayacağı şey onu ortaya çıkaran bilim adamının çılgınlığı, bir erkek olan yaratığın kendine eş araması, bu yolculukta kontrolden çıkıp önüne geleni öldürmesi ve en sonunda da kendini oluşturan doktoru katletmesidir. Halbuki roman başkadır. Roman, yazarı Mary Shelley’nin daha 17 yaşındayken içinde bulunduğu entelektüel çevreyi gözlemlemesi ve eleştirmesiyle ilgilidir. Ağır bir dramdır. İyi bilimkurguların zaten fonksiyonu budur. Hani deriz ya işin içindeyken bazen gerçekleri göremeyiz. İşte o kısır döngünün dışına çıkma şansını oluşturur bilimkurgu türü. Ve Mary Shelley’nin de yaptığı budur. Bu hafta vizyona giren Mary Shelley filmi bunları hakkıyla anlatıyor mu sorusuna olumlu bir cevap veremeyeceğim. Bunun en büyük sebebi de yönetmen Haifaa Al Mansour. Ne yazık ki Mansour 1800’lerin başına, o dönemin entelektüel sınıfına ve kişilerine çok ahlakçı bir bakış açısıyla yaklaşmış. Tutup da bugünün aile yapısıyla, ahlak değerleriyle 1800’lerin başında yaşamış Lord Byron’ı anlamaya çalışırsanız işte filmdeki gibi bir Lord Byron çıkar ortaya. Hepsi düşük ahlak sahibi, duygusal olarak gaddar ve pespaye tipler. Halbuki işin gerçeği hiç de öyle değil. Aristokrasinin çöküşünü sağlayan cumhuriyet, demokrasi, insan hakları, emekçi hakları, kadın hakları gibi mücadelelerin öncüllerini oluşturan bir entelektüel çevreyi oluşturur dönemin yazarları, filozofları, sanatçıları... Yönetmenin filmdeki yorumunu seyrettiğinizde bu mücadelenin en küçük kırıntısını bile bulamıyorsunuz. Beni şaşırtan ise yönetmen Haifaa Al Mansour’un Suudi Arabistan’dan çıkan ilk kadın yönetmen olması. Toplumsal değerlerle verilen kişisel mücadelenin ne olduğunu bilen bir isim olması gerekir. Filmin bu çok önemli zayıflığını vurguladıktan sonra yapımı niçin değerli bulduğuma gelelim. Yazar Mary Shelley’nin hayatı, bir entelektüelin mücadele güncesi gibi. Film Frankestein’ın yazıldığı dönem ve onu tetikleyen Shelley’nin o dönemde yaşadıkları üzerine odaklanmış. Mary Shelley 1797’de doğmuş. Dikkatinizi çekerim 1800 bile değil. Ve annesi bir kadın hakları savunucusu. Bunun hakkında kitap yazmış bir isim, keza babası da filozof ve yazar. Bütün bu Avrupa’nın aristokrasinin içinden çıkan bu küçük zümreyi önemsiyorum. Bir hümanist ve demokrat olarak önemsememem mümkün değil. Ama günümüzde bütün bu mücadelenin ve kazanılan hakların, ivmenin nasıl gelip de Trump’a dayandığını anlayamıyorum. Veya Fransa, Almanya ve tabii ki İngiltere gibi ülkelerin geldiği faşist noktanın sebebini çözemiyorum. Daha 1816’da yalnızlaşan insanı anlatan romanlar yazan kadın yazarlara sahip bir medeniyet nasıl olur da insan haklarını bu kadar çiğneyen ve gaddarlaşan bir duruma düşer. Hani biraz zorlasak 1800’lerin başındaki entelektüel insan yapısının bugünden çok daha iyi olduğunu söyleyecek bir durumdayız. İşte bunları tartışmak için Mary Shelley önemli bir film...

FİLMİN KÜNYESİ

Yönetmen: Haifaa Al Mansour

Senarist: Emma Jensen, Haifaa Al-Mansour

Oynayanlar: Elle Fanning, Douglas Booth, Maisie Williams, Bel Powley

Yapım: 2017, İngiltere, ABD, 120 Dak.

VİZYONDAKİLER

Terminal

Hareketli Las Vegas ve Manhattan arka sokaklarını hatırlatan, anonim bir şehrin devasa tren garında, Hattın Sonu adlı bir restoran. Annie, restoranın meraklı ama bir o kadar da gizemli garsonudur. İki kiralık katil, sıradaki görevleri için haber beklerken uğrak yeri olarak Annie’nin mekânını seçmişlerdir. Fakat bilmedikleri bir şey vardır: Annie, zarif ve göz alıcı kırmızı mantosunu giyip ortadan kaybolduğunda, mutlaka çok gizemli bir şeyler dönüyor demektir.

FİLMİN KÜNYESİ

Yönetmen: Vaughn Stein

Senarist: Vaughn Stein

Oynayanlar: Margot Robbie, Simon Pegg, 

Mike Myers, Dexter Fletcher

Yapım: 2018, İrlanda, İngiltere, ABD, 95 Dak.

Otel Transilvanya 3: Yaz Tatili

Bu yaz Drac, kendi otelinde herkese tatil hizmeti vermek yerine, ilk kez kendisi de tatile çıkacak. Drac ve takımı için tatil, lüks yolcu gemisinde ve ay ışığında çok hoş başlar. Ancak bu rüya tatil, Mavis’in, babasının ilgi duymaya başladığı, geminin kaptanı Ericka’nın, karanlık bir sır sakladığını fark etmesiyle kâbusa döner.

FİLMİN KÜNYESİ

Filmin orijinal adı: Hotel Transylvania 3: Summer Vacation

Yönetmen: Genndy Tartakovsky

Senarist: Michael McCullers

Seslendirenler: Adam Sandler, Andy Samberg, Kathryn Hahn, Selena Gomez

Yapım: 2018, ABD, 97 Dak.

Korkuluk 

Gizli bir kıyı gölünün bulunduğu bölgeye doğru doğa yürüyüşüne çıkan bir grup gencin yörede uğursuz olarak bilinen bir mısır tarlasından geçmekten başka çareleri yoktur. Çevrede dolaşan çeşitli söylentilere göre bu mısır tarlasına bir kez giren bir daha çıkamaz.

FİLMİN KÜNYESİ

Filmin orijinal adı: Scarecrows

Yönetmen: Stu Stone

Senarist: Adam Rodness

Oynayanlar: Mike Taylor, Hanna Gordon, 

Umed Amin, Maaor Ziv

Yapım: 2017, Kanada, 80 Dak.

Deniz Kıyısındaki Ev

Üç kardeş hastalanan babalarının son zamanlarında yanında olabilmek için yıllar sonra yeniden bir araya gelir. Paris’te kendisine farklı bir dünya kuran Angèle, bir daha dönmemek üzere ayrıldığı eve yeniden gelmiş olmanın tedirginliği içerisindedir.

FİLMİN KÜNYESİ 

Filmin orijinal adı: La Villa 

Yönetmen: Robert Guédiguian

Senarist: Robert Guédiguian

Oynayanlar: Ariane Ascaride, Jean-Pierre Darroussin, Gérard Meylan

Yapım: 2017, Fransa, 107 Dak.

Cici Babam

Üç yetişkin kardeş babalarının ölümü sonrası annelerine sıkı sıkıya bağlanır. Babalarının yerini doldurmak istemeyen kardeşlerin düzeni, cici babanın ortaya çıkışıyla sarsılır. Acaba cici baba ile inatçı kardeşler orta yol bulabilecek midir?

FİLMİN KÜNYESİ 

Yönetmen: Meltem Bozoflu 

Senarist: Eray Akyemener

Oynayanlar:Onur Atilla, Özgün Aydın, Onur Buldu

Yapım: 2018, Türkiye, 104 Dak.

Dehşet Yolu

Film, yolda kalan bir grup gencin peşlerine düşen nişancıdan kurtulmak için verdikleri mücadeleyi anlatıyor. Altı üniversite öğrencisi bir arabayla dolaşmaktadır. Ancak ıssız bir yolda tekerleklerinden biri çıkıverir ve onları kuş uçmaz kervan geçmez bir lokasyonda mahsur bırakır. Lastiği tamir etmek için arabadan çıktıklarında ise bunun bir kaza olmadığını fark ederler. 

FİLMİN KÜNYESİ 

Filmin orijinal adı: Downrange 

Yönetmen: Ryûhei Kitamura

Senarist: Ryûhei Kitamura

Oynayanlar: Jason Tobias, Rod Hernandez, Graham Skipper

Yapım: 2017, Japonya, ABD, 90 Dak.

Uçaktaki yolcuların kabin basıncı düşünce yaşadıkları o dehşet anlar kamerada

Uçaktaki yolcuların kabin basıncı düşünce yaşadıkları o dehşet anlar kamerada

Sosyal medyada günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Sosyal medyada günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Kenan Sofuoğlu F-16'ya karşı yarıştı

Kenan Sofuoğlu F-16'ya karşı yarıştı

Sosyal skor 2020’de kullanıma girecek

Sosyal skor 2020’de kullanıma girecek