Ahmet TAŞGETİREN

atasgetiren@stargazete.com

'Mustafa Kemal de...' argümanı

14 Nisan 2017 Cuma

Uzunca bir süredir Anadolu'nun birçok yerinde“Türkiye'de ve İslam Dünyasında Neler oluyor - Büyük Hesaplaşma” konulu konferanslar veriyorum.

Daha önce de yazmışımdır, bu konferanslarda olan bitenin “Türkiye'nin Türkiye olma, İslam dünyasının İslam dünyası olma mücadelesi” çerçevesinde cereyan ettiği tezini işliyorum.

Meselenin Türkiye boyutunda, 1923'ten bu yana yaşananların sistem alanında bir “Sancı”yı aşma çabası olduğunu, sancının da özellikle Din-Devlet-Toplum ilişkileri alanındaki sağlıksız yapıdan kaynaklandığını belirtiyorum.

Tek Parti dönemi.

Çok partili hayatta Mesut Yılmaz'ın tanımlaması ile “Çok parti olsun ama her partinin damarlarında tek parti ideolojisi aksın” yaklaşımının, Türkiye'yi 6 askeri müdahale ile karşı karşıya bıraktığını, Ak Parti'nin payına da bir e-muhtıra, bir kapatma davası, bir darbe girişimi ve çok sayıda cuntalaşma düştüğünü anlatıyorum.

Mücadelenin bir boyutunun kaçınılmaz olarak İslam dünyası ile bağlantılı olduğunu ve uluslararası ilişkileri ilgilendirdiğini kaydediyor, tüm sürecin Türkiye'deki ve İslam dünyasındaki anormal yapıdan kurtulmak ve “normalleşme”yi gerçekleştirmek istikametinde olduğunu söylüyorum.

Şu anda sistem sancısını giderme yolunda yeni bir adımı var Ak Parti'nin.

Yeni sistem önerisine “Tek Adam” suçlaması getiriliyor ve Sayın Cumhurbaşkanı da ona cevap veriyor.

Ben önerilen sistemin “Tek adamlaşma” getirmeyeceğine ilişkin tüm cevapları kayda değer bulabilirim. Ama CHP'ye, Kılıçdaroğlu'na cevap verirken “Atatürk de tek adamdı, İsmet İnönü de tek adamdı” tarzındaki bir cevabı tartışmaya açık görürüm. Hele bu sözden “Yeni sistemin de Atatürk ve İsmet İnönü gibi bir yönetim üslubu getirdiği”ni anlamamız gerekiyorsa, o zaman daha da sıkıntılı bulurum.

Bu tarz bir yaklaşıma, CHP'nin – Kılıçdaroğlu'nun bir cevabı olmayabilir. Sonuçta onların kutsadığı bir dönemi ifade ediyor çünkü Mustafa Kemal – İnönü dönemleri. CHP'nin mazisini inkar etmesi gerekir o dönemi yargılaması için.

Ama biliyoruz ki o dönem “Tek Parti” dönemidir.

Demirel'in, 1980 sonrasında, Köprü Dergisine verdiği mülakatlarda etkin, çarpıcı sistem eleştirileri yaptığı dönemde “Millet devlete küsmüştü” dediği dönemdir. Küsmüştü, neden, çünkü devlet yukardan aşağıya, yani Jakoben üslupla, millete ve onun inanç değerlerine format atmaya yönelmişti. Milletin o dönemdeki demokratik tepkisi “küsme” tarzında olmuştu, olabilmişti. Buna rağmen çok acılar yaşandı. Çok partili hayata geçtikten sonra da millet çoğunluğu, “Tek parti” ideolojisine tek başına iktidar yolunu açmadı.

Mustafa Kemal ve İnönü yönetimleri, “Tek Adam - Milli Şef” tanımlamaları ile “Milletin devlete küstüğü dönem”in adıdır.

Ben, o yönetim üslubunun Milli Mücadele'den çıkmış bir toplumla yöneticilerin ilişkisi açısından “Yığınakta hata” olduğunu düşünürüm ve onun Türkiye'ye çok şey kaybettirdiğine inanırım. Bu Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Milli Mücadeledeki rolünü gözardı etmek anlamına gelmiyor. Ama sistem inşasında yığınakta hatalar yapıldı ve bu Türkiye'nin siyasetini, hukukunu, eğitimini, daha genelde devlet - toplum ilişkilerini onlarca yıl yaraladı. Sistem restorasyonu zarureti biraz da buradan kaynaklanıyor.

Mete Tuncayve Taha Akyol, o dönemin problemli yapısını çok iyi tahlil ederler.

“Mustafa Kemal ve İnönü de de tek adamdı ve partinin genel başkanlarıydı.”

CHP'nin ya da Kemalistlerin diyeceği bir şey yok bu söz karşısında.

Peki yıllar yılı bu damarın sistem bünyesindeki yansımaları ile mücadele eden muhafazakar-demokrat çizgiye ne desin bu ifade?

Ben, getirilecek sistemin o dönemin tek adamlığına asla benzememesini isterim.

Aslında Mustafa Kemal veya İnönü'nün “Tek Adamlık” üslubunun bugün, CHP'liler tarafından bile benimseneceğini düşünmem. “Milletin adamı” olmak başka bir şey bana göre. Yapılması gereken daha çok daha çok “Milletin adamı” olmak! Onun için “Tek adam değil milletin adamı” sözü daha sevimli geliyor bana.

Kudüs direnişinin sembol ismi 16 yaşındaki el-Cüneydi o anları anlattı

Kudüs direnişinin sembol ismi 16 yaşındaki el-Cüneydi o anları anlattı