İlhami IŞIK

iisik@stargazete.com

Reza Zarrab ve Türkiye’yi bekleyen tehlike-3

30 Kasım 2017 Perşembe

Mahmud Ahmedinejad’ın 2005 yılında Cumhurbaşkanı seçilmesi Batı ile İran ilişkilerini sertleştirdi. Batı karşıtı diye tanımlanan Ahmedinejad, İran’ın uranyum zenginleştirme programına devam edeceğini ilan etti. Bunun üzerine, başta ABD olmak üzere, dünyanın büyük bölümünün İran’a yönelik yaptırımları giderek sertleşti. 2010 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, İran'a yaptırım öngören yeni bir paketi kabul etti. Oylamada Türkiye ve Brezilya 'hayır' oyu kullandı, Lübnan çekimser kaldı.

Türkiye, Birleşmiş Milletler oylamasında “hayır” oyu kullanmasına rağmen, çıkan karara harfiyen uydu. Uygar dünyanın önemli bir bileşeni olarak Türkiye, ambargo kararının bütün gereklerini “hayır” demiş olmasına rağmen yerine getirdi. Ama ABD dur durak nedir bilmiyordu. İran’ı nefessiz bırakmak amacıyla her seferinde ambargo yaptırımlarını yeni aldığı karar ile ağırlaştırmaktan asla geri durmuyordu. 2010 yılında olduğu gibi, her zaman Birleşmiş Milletler’e başvurup aldığı kararları uluslararası bir karar haline getirmeyi de gerekli görmüyor; kendi iç hukukunu ambargo uygulamaları için yeterli görüyordu. Nasıl olsa tek kutuplu dünyada patron oydu.

Herkes şimdiye kadar ambargo kararlarının hukuki boyutuyla ilgilendi ama çok az insan ambargo kararlarının ahlaki boyutunu dikkate alarak itiraz hakkını aklına getirebildi. Ambargoların nedeni ne olursa olsun, son kertede bütün bir halkın bir ulusun cezalandırılmasıyla sonuçlanır. İktidar güçlerinin cezalandırılma girişimi eninde sonunda bütün bir sivil ve masum halkın cezalandırılmasına dönüşür. Oysa Birleşmiş Milletler’in en görünür duvarına asılı olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi bütün insanların eşit olduğu fikriyle başlar. Bütün insanların, üstünde yaşadıkları gezegenden eşitçe yararlanmasını vaaz eder. Bu bakımdan hiçbir bakımdan, hiçbir ambargonun ahlaki olarak savunulur tarafı yoktur.

Yaptırımlar nedeniyle İran, dünya piyasalarına petrol ve doğalgaz ihraç edemez hale geldi. İthalat da yapamayan ülkede teknoloji giderek eskidi. İran artık ham petrolünü bile işleyemez haldeydi. Dünyada petrol piyasası büyük ölçüde dolara bağımlıydı. İran’ın ise dolara ulaşımı giderek zorlaştı. Önce, bazı ülkelere yaptığı ihracat karşılığında altın alabiliyordu. 2012 yılının ardından ABD, yaptırımları arttırınca bu imkan da İran’ın elinden alındı. Bu da yetmedi, 6 Şubat 2013 yılında yeni ambargo yaptırımlarıyla birlikte İran, hiçbir bakımdan ticaret yapamaz hale getirildi. Temel insani ihtiyaçlar bile yasaklandı. İlaç ve gıda ticareti durma noktasına geldi. Bunun adı koca bir ülkeyi 'sivil ölüme' terk etmek demekti.

Türkiye bu durumu kabul edemezdi. Nitekim etmedi de. Ama anlaşılan o ki, ABD bu tavrı cezalandırmak için, pusuya yatmış ve bu durumun hesabını sormak için de hiç boş durmamış. Esasında kamuoyunda Reza Zarrab olarak bilinen davanın özü de budur, biçimi de budur. Şimdi ABD bu davayı gündemine alarak Türkiye’yi sanık sandalyesine oturtmak istiyor. Davanın seyrine ve hazırlanmış olan iddianameye baktığımızda ABD Türkiye’ye üç koldan saldırmak istiyor:

1- Reza Zarrab’ın anlatımlarından hareketle Türkiye’yi bir yolsuzluk davasının aktörü haline getirmek ve uluslararası düzlemde itibarsızlaştırmak.

2- Ambargoyu delmek için oluşturulan organize yapıların, terörist örgütler listesindeki örgütlerle işbirliği yaptıklarını kanıtlayarak, Erdoğan’a uluslararası savaş suçları mahkemesinin kapılarını göstermek.

3- Para transferinin kaynağı olarak ilan etmeye çalıştıkları Halk Bankası üzerinden Türkiye’ye milyar dolarlar düzeyinde para cezası kesmek ve ülke ekonomisini biraz daha kaosa itmek.

Plan büyük; seçimle iktidardan uzaklaştıramadıkları, hatta darbe yaparak iktidarına son veremedikleri AK Parti ve onun lideri Erdoğan'ı itibarsızlaştırıp iktidardan etmek. Bu bir karşı devrimdir. Bu karşı devrimin en büyük sac ayağı Reza Zarrap davasıdır. Çarklar dönmeye başladı. Hatta Kılıçdaroğlu’nun efelenmesini bile bu sürecin dağıtılmış rollerinden biri olarak okumakta bir sakınca yok.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası´nın kuruluşu - Tarihte bugün 17 Kasım 1924

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası´nın kuruluşu - Tarihte bugün 17 Kasım 1924

Türkiye’deki havalimanı güvenlik teknolojilerinde ilk

Türkiye’deki havalimanı güvenlik teknolojilerinde ilk