Anayasa Mahkemesi'nin, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ile Ankara Temsilcisi Erdem Gül hakkında verdiği karar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tepkisi ile yeni bir boyut kazandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "kabul etmiyorum, uymuyorum, saygı da duymuyorum" dedi.

Muhalefet bu tepkiyi istediği yere çekse de yeni ve etkileri derinleşecek bir hukuk-siyaset krizi ile karşı karşıyayız.

Dündar ve Gül, "devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasi ve askeri casusluk amacıyla temin etme, casusluk amacıyla açıklama" iddiasıyla tutuklanmışlardı. AYM, Dündar ve Gül'ün "kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile basın ve ifade özgürlüklerinin ihlal edildiği"ne karar verdi.

Derin bir krizle karşı karşıyayız, çünkü:

1. AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a karşı yeni bir algı operasyonu başlatılmıştır. Bu algı operasyonunu başlatanlar, aktör olarak, daha önce de AK Parti'nin kapatılması davasında sahne almış olan Anayasa Mahkemesi'ni öne çıkardılar. Dündar ve Gül kararı ile Anayasa Mahkemesi, Türkiye'nin otoriterleşmeye gidişini önleyecek kale olarak lanse ediliyor. Muhalefet, acziyetini perdelemek için sığınacak bir kale bulmanın sevinç gösterileri içinde.

2. Anayasa Mahkemesi, bu karar ile daha yargılama başlamadan bilhassa Can Dündar'ın casusluk faaliyeti yapmadığı hükmüne varmıştır. Bir defa bu, en üst mahkemenin, yargıya müdahalesidir. Tuzun kokması gibi bir durumla karşı karşıyayız.

3. Daha da önemlisi, bu karar hukuki olmaktan çok siyasi bir bir karar olarak değerlendirilecektir. Zira Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanının, Başbakanın, TSK'nın "casusluk" dediği bir eyleme, "hayır, casusluk değil, basın ve ifade özgürlüğünün gereği" diyor. Anayasa Mahkemesi'nin kararı, bölücü terör örgütüne karşı hayatları pahasına mücadele eden güvenlik güçlerinin karşısındaki cepheyi sevindiren bir karardır. 1128 akademisyenin alkışladığı bir karardır.

4. Bu karar, ABD'nin basın özgürlüğü konusunda Cumhurbaşkanına, hükümete karşı sürdürdüğü baskı politikasına en büyük desteği sağlamıştır. ABD Başkan yardımcısı Biden, Can Dündar'ın oğluna "ne cesur baban var, onunla övünmelisin" demişti. Anayasa Mahkemesi kararı Biden'ı teyit etmiş oldu. Anayasa Mahkemesi'nin kararına, "Türkiye, kendi halkını katlediyor" diyenlerden sonra en çok sevinenler arasına ABD Büyükelçisi ve Başkan Yardımcısı da girmiş oldu.

5. Anayasa Mahkemesi'nin "casusluk değil" derken ikna edici hukuki delilleri nelerdir, gerekçeli kararından sonra göreceğiz. Eğer MİT TIR'ları hadisesi ile yaşananlar casusluk faaliyeti değilse, casusluk nedir hepimiz merak ediyoruz. Can Dündar, hem de 7 Haziran seçimlerinden bir hafta önce manşetten, Türkiye'nin, terör örgütlerine silah yardımı yaptığı iddiasını ispatlamaya çalıştı. Bunu sırf gazetecilik için mi yaptı, yoksa Türkiye'yi uluslararası zeminde, zor duruma sokmaya çalışanlara malzeme mi taşıdı? Bunun kararını, Anayasa Mahkemesi'nin üyeleri veremez. Sormak hakkımızdır, o üyeler, daha yargılama yapılmadan, deliller ortaya konmadan casusluk yapılmadığını hemen nasıl anlamışlar, nasıl tespit etmişler?

6. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda mangalda kül bırakmayanlar, acaba hangi Cumhurbaşkanı döneminde üye olanların belli yönde oy kullanmalarını nasıl değerlendiriyor? Tamam bu üyelerin kararlarında, o cumhurbaşkanlarının telkini, etkisi olmuyordur ama kararın üzerine bir gölge düşmediğini şöyle gönül rahatlığı ile savunmamız gerekmez miydi?

7. 1 Kasım seçimlerinden sonra siyasi bir istikrar yakalamış Türkiye, yargı-yönetim restleşmesi ile AK Parti'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmak istendiği günleri hatırlatan bir türbülansa girmiştir. Cephede yedi düvele karşı mücadele veren Türkiye, içeride en büyük yarayı almıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ve AK Parti iktidarına karşı "turuncu devrim" lafları Washington'dan servis edilmeye başlandı. Paralel Devlet Yapılanması'nı da işin içine katarak "Mayıs'tan sonra bak neler olacak" diye sevinenlerin zerre kadar demokrasi inancı olamaz. "Erdoğan gitsin, AK Parti iktidarı bitsin" diye darbeleri bile tercih edenlere karşı, milli iradeyi savunanlar yine kazanacak...