Sevil NURİYEVA

snuriyeva@stargazete.com

Türkiye - Rusya ilişkileri neden hedefte?

13 Ocak 2018 Cumartesi

Önce Rusya'ya ait üsler, insansız hava aracı ile vuruluyor. Çıkış noktası, İdlib gösteriliyor. Malum İdlib, Türkiye'nin kontrolünde. 

Sonra Şam Rejimi, Özgür Suriye Ordusu'na ait yerleri ve sivilleri vuruyor. Malum, Rejim üzerinde garantör, Rusya ve İran'dır. 

Daha sonra, PKK-PYD-YPG terör örgütleri, düzenli ordu kurarak saldırılara cevap vereceklerini ilan ediyor. 

Rusya Başkanı Putin, "İdlib'den çıkan ve Rusya üslerini vuran insansız hava araçlarının çıkış noktası İdlib olarak gösterilse de, Türkiye ve yönetiminin kesinlikle bu olayla alakası olmadığına emin olduğunu" ifade ediyor. Ayrıca provokasyonun kimler tarafından yapıldığını bildiklerini, hatta kimlerin ne kadar para aldıklarından haberdar olduklarını beyan ediyor. 

Putin; kullandığı bir cümle ile şuna işaret ediyor. "Her ne kadar garantör veya kontrol altında tuttuğumuz konular olsa da, bazen bunda başarılı olamayabiliyoruz." Bu cümleyi; Putin'e soru soran gazetecinin "Türkiye ile ilişkilerimizin normale döndüğünü biliyorduk, bu son olayı nasıl okumamız lazım" demesi üzerine ifade etmesi, hem Rusya üslerinin insansız hava araçları ile vurulmasına, hem de Şam rejiminin Özgür Suriye Ordusu'nun kontrolünde olan yerleri ve sivilleri vurmasına engel olamadıkları durumunu, dolaylı eleştirmiş oldu. 

ABD'nin Suriye üzerinde dayatmasının devam ettiğini, her şeye rağmen sonuna kadar hareket etmek istediği net gözüküyor. O kadar ileriye gidiliyor ki; PKK-PYD-YPG terör unsurlarına ordu kurdurup, bölgeyi kontrolsüz bölge haline getirme peşinde. Suudi Arabistan'dan çıkan yeni seslerin de sonunun hayır olmayacağını şimdiden görmemiz mümkün. 

Anlaşılan şu ki; ABD, Araplarla Arapları bile savaşa itmek peşinde. İran'daki eylemlere açıktan verdiği desteği planlı ve maksatlı yaptığını, İran'daki iktidar içi çekişmelerden de mümkün seviyede istifade etme gayretini de görmüş olduk. 

Esas meselenin; Rusya-Türkiye-İran hattını sarsmak olduğu aşikardır. 

Bir diğer taraftan da Almanya'dan, Rusya ve Türkiye'ye yönelik olumlu mesajların çıkmadığını, tesadüf olarak yorumlamamak lazım. Alman Dışişleri Bakanı, Türkiyeli meslektaşına evinde ikram ettiği çay sofrası fotoğrafı ile "Rusya'ya yönelik ambargoların kalkması lazım" ifadesi ile de, esasında Almanya'nın ABD'ye de bir mesaj verdiği görülmelidir. Almanya, Rusya ile ilişkiler bozulduktan sonra ciddi ekonomik pazarını kaybettiğini ve bunun Almanya ekonomisine hatırı sayılır ölçüde zarar verdiğini dile getirmeye başladı. Hatırlıyorsanız Ukrayna-Rusya arasındaki savaşın derinleşmesi baskısı, Kerry'nin Dışişleri döneminden devrede idi. Ve Almanya'yı, bu iki komşu ve neredeyse akraba halkları birbirine düşürmesi için adeta görevlendiren ABD, Poroşenko'yu savaşa itme peşinde idi. Poroşenko savaş ritoriğini sık sık kullansa da, Amerika'nın arzu ettiği iki devletin karşı karşıya geldiği savaşı oluşturamadı. Almanya'yı uzun süre Rusya'ya yönelik ambargoya ikna etmesi, bu savaşın oluşması ile mümkün idi. Geldiğimiz sonuç şunu göstermekte; Almanya ve Fransa, neden Rusya'ya ambargo moduna girdiklerini sorgulamaya başladı. Ve bu yakın zamanlarda ilişkilerdeki yeni boyutu ortaya çıkaracak niteliktedir. 

Almanya'nın, Türkiye'nin coğrafyadaki siyaset inşası ve stratejik hamleleri sonucunda dil yumuşatması da tesadüf değildir. Türkiye-Rusya-İran hattının bozulması, coğrafyanın kaderinin sonsuz felaket tablosuna teslim edeceğini yalın gözle görmemiz mümkündür. Şimdilik anlaşılan şu ki; Rusya ve Türkiye, birbirlerine verdikleri sözü sonuna kadar tutacaklarından eminler. Lakin bu dayanışmayı bile, içeriden bozma gayretlerinin olacağını da şimdiden görmek mümkün! Yani sadece coğrafyadaki dengeler değil, hem Rusya ve Türkiye içerisindeki dinamiklerin de bu ilişkileri bozacak nitelik kazanacağı veya bunun için fazlasıyla adımların atılacağı mümkündür. Rusya'da Putin'in Türkiye ile ilişkilere verdiği önemi, kulislere kulak verdiğimizde, aldığımız bilgilerle teyit edebiliyoruz. Burada Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şahsi gayreti ve etkisi, esas hareket verici faktördür. Putin; bu faktörü sonuna kadar dikkate alacağının sinyalini, her ortamda ifade etmekten kaçınmamakta. Durum şu ki; şu dönem Türkiye ile Rusya'nın ilişkileri, sadece iki ülkenin değil, Amerika'nın dayatmak istediği "tek kutuplu dünya" dizaynı arzusunun dağılması, hedeflenen dünyadaki farklı medeniyetlerin çöküşüne de engel olma niteliğindedir. Suriye konusunun nasıl sonuçlanacağı, esasında yeni dünya tarihinin konturlarını, etkili etkisiz tüm unsurlarını masaya yatıracaktır. Amerika her ne kadar güçlü ve şu anda rakipsiz gözükse de, artık karşısına dikilecek yeni seslerin devreye girmesi, devletlerin kendini koruma refleksi ile siyaset inşası, nihayetinde Amerika'nın küresel aktörlüğünün bir anlamı kalmadığını, "haksızlığın sembolü haline gelmesi" ile yenilmez olmadığını da hepimize göstermiş olacaktır.