Ardan ZENTÜRK

azenturk@stargazete.com

Zor günlerin iki adamı: ÇAVUŞOĞLU-SOYLU

03 Eylül 2018 Pazartesi

Türkçe’den silinmesi gereken iki cümlenin olduğuna inanırım… Birincisi; dibini görmediğin suya girme… Tamam, Piri Reis denizci ecdadımızın bayraktarıdır ama, bu söz, Akdeniz’in en stratejik noktasındaki bir milletin denize dönük yüzünün önünde mendirek oluşturur… İkincisi; kimse kendi memleketinde peygamber olmaz… Yani, ne kadar yetenekli, birikimli olur ve önemli işlere imza atarsa atsın, bu millet, içinden çıkan insana taltif yolunu pek aralamaz… 

Son dönemde, bu kısır döngüyü kırıp, insanımıza, herhangi bir önyargı olmadan değer vermemiz gerektiğini gösteren isim, Nobel ödüllü bilim insanı Prof.Dr.Aziz Sancar oldu, Türkiye, bu, gerçek aydın, memleket sevdalısı, başarılı şahsı, amasız, fakatsız bağrına bastı… 

Başkan Erdoğan’ın, muhalif kimliği ile tanınan ama, bir sanatçı olarak Türkiye’nin ortak gurur kaynağı kabul etmemiz gereken Fazıl Say’ı telefonla arayıp, başsağlığı dilemesinin ürettiği tartışmalara bir bakın, bir toplum böyle ilerleyemez!.. 

Beğenmediğimiz Batı’nın bilim, sanat başta, tüm alanlarda başarı çıtasını yükseğe taşımasının ana nedeni, insanları yaşarken hak ettiği değer iklimine taşımalarıdır.

Hele siyaset… Ahde vefası olmayan bir alan olmak zorunda mı?.. Hayır!.. Bakın, Amerikan Kongresi’nin en tartışmalı karakterlerinden biri olarak kabul edilen senatör John McCain, nasıl bir toplumsal sahiplenmeyle son yolculuğuna uğurlandı, zaten, hizmet ettiği toplum ona gereken ihtimamı sağken de göstermişti… 

Aynı sahiplenmeyi, bu yıl kaybettiğimiz Deniz Bölükbaşı hak etmiyor muydu, ediyordu, ama, onun memleket sevdasının nasıl bir hoyratlıkla karşılaştığını hatırlayın… En verimli çağında yok edilmesine bu ülke göz yumdu…Umarım, aynı çarklar, son seçimde Meclis dışında kalan Metin Külünk gibi isimler için geçerli olmaz… 

Bu nedenle, iki önemli siyaset insanı hakkında görüşlerimi aktarıp, en azından üzerimdeki bir yükten kurtulmak istiyorum. 

 

Çavuşoğlu: Orkestra şefliğine ilerleme…

Siyaset için genç bir isim olan (1968 doğumlu) Mevlüt Çavuşoğlu, eğer diplomasi büyük bir senfoni orkestrası ise, “baş kemancı” koltuğundan “orkestra şefi kürsüsüne” ilerlemenin güçlü örneğini oluşturuyor. Kuruluşundan bu yana büyük hizmetler verdiği partisinin dış politika alanını elinde tutan güçlü bir karakterin arkasından yükseldi, ama, yaptıklarına dönüp baktığımızda, aslında kendini bugünler için hazırladığını görüyoruz. 

Türk Dışişleri, her zaman yıldız isimlere kapılarını açık tuttu, İ.Sabri Çağlayangil, Turan Güneş, Gündüz Ökçün, İsmail Cem, Ahmet Davutoğlu, akla gelen isimlerdir ama, Mevlüt Çavuşoğlu’nun sabır ve sürekli biriktirerek gerçekleştirdiği bir yürüyüş var, önemsiyorum. 

Türkiye’nin büyük bir emperyalist saldırıyla karşılaştığı, beka mücadelesi verdiği, küresel dengeleri çok iyi kullanması gereken bir dönemde, işini çok iyi yapıyor. Siz, Mike Pompeo veya Sergey Lavrov’la yapılan o görüşmelerin ağırlığını tahmin edebilir misiniz, bilemem, yaşayan bilir, emperyal hedeflere odaklanmış bu tür devlet adamlarıyla pazarlık, ömür törpüsüdür. 

 

Soylu: Tarihe oynayan beyin kimyası…

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun belli ki, günlük siyasetle bağı kalmamış, o, tarihe oynayan bir kimlik kazandı. Bunda kuşkusuz, aynı beyin kimyasına sahip Erdoğan’ın onun rotasını açması ve desteğini korumasının da önemi büyük. Terörü sıfırlamış bir kadronun onurunu torunlarına taşımayı hedeflemiş bir görüntü izliyoruz, bu, memleket için iyi bir sonuç doğurur. 

Bu onurlu mücadelesinin kalıcı mükafatını Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ile birlikte aldı, Amerikan yönetiminin yaptırım hedefi oldu. ABD’nin, iki proje terör örgütü FETÖ ve PKK ile bu ölçüde kararlı mücadele eden bir siyasetçi açısından evlatlarına taşıyacağı büyük bir ödüldür, kendilerini tebrik ediyorum. 

Soylu da Çavuşoğlu kuşağından (1969 doğumlu) bu kuşağın 60’lı yaşlarının ilerleyen günlerine kadar ülkeye çok önemli katkıları olacağına inanıyorum, çünkü güçlü deneyimlere sahipler… 

Soylu’nun 15 Temmuz’daki duruşu zaten, siyasetteki esas zeminini göstermesi bakımından önemliydi, kararlı duruşunu sürdürüyor. 

Memleket için asıl moral yükselten, siyasetin içinden biriktirerek gelen genç kadroların, geleceğe dönük umut işaretlerini yükseltmeleridir.

Keyifle izliyorum…