• $ 5,5686
  • € 6,321
  • 236.774
  • 99.325
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Selahaddin E. ÇAKIRGİL

scakirgil@stargazete.com

Zorbalık, gücetaparlık ve yalana dayalı bir emperial sistem

27 Ocak 2018 Cumartesi

3 hafta kadar önce yakın çalışma ekibinden birisi tarafından, Amerikan Başkanı Trump’ın özel hayatını da konu edinen bir kitap yayınlanınca ileri sürülen iddiaların gerçek olup olmadığının araştırılması için, bir tıbbî kontrolden geçirilmesine karar verilmişti. Onun bu tıbbî kontrolden sapasağlam çıktığı açıklanmış ve Trump da kendisinin bir ‘dâhi’ olduğunu ileri sürmüştü.

Ama, ilginç olan, Trump’ın psikiyatrik açıdan bir kontrolden geçirilmeyeceği’nin açıklanması idi. Bu, onun o konuda bir problemi olduğunun zımnen itiraf ve kabulü mânâsına da geliyordu. Esasen, geçen ay (20 Aralık 2017 günü), Yale Üni. Psikiyatri bölümünden Dr. Bandy Lee, Donald Trump'ın 'tehlikeli bir akıl hastalığı'nın olduğunu, ABD'yi yönetmeye uygun olmadığını ve ama bu konuda kimsenin konuşmak istemediği’ni açıklamıştı. Johns Hopkins Üni.’den psikoterapist Dr. John Gartner de, ‘Donald Trump’ın yalnızca bir yalancı veya narsisist olmaktan daha da kötüsü, paranoyak, sanrılı (delusional)ve büyüklenmeci(megalomanik) bir düşünceye sahip olduğu konusunda kamuoyunu uyarmak bizim için ahlâkî bir sorumluluğumuz var’ demişti.

Bu bilgileri tekrar hatırlamak gereği niçin mi duyuldu?

Bu kişi, B. Amerika Başkanı sıfatıyla, evvelki gün, Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyib Erdoğan’la konuşmak diledi. Erdoğan iki hafta önce, ‘Ben artık Trump’ı aramam; o ararsa görüşürüm’ diyerek, B. Amerika’nın her bir makamından gelen farklı ve birbiriyle çelişkili beyanlardan rahatsızlığını dile getirmişti.

***

Trump’ın 24 Ocak günü Erdoğan’la bir telefon görüşmesi yapmak istediği bildirilince görüşme gerçekleşti. Ama bu görüşmeden hemen sonra, Beyaz Saray’dan beklenmedik sür’atle, ‘görüşme konusu’ üzerine olduğu söylenen, diplomatik hilelerle dolu bir açıklama yapıldı.

Bu gibi açıklamalar teamülde saatlerce sonra yapılırken, bu kez, aradan 20 dakika geçmeden yapılması alışılmadık bir durumdu. Ama Trump’ın Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’na katılmak üzere yola çıkması dolayısiyle sür’atlendirilmişti, güya..

***

Ancak, TC. Dışişleri Bakanlığı da derhal, açıklamada yer alan bazı konuların, Erdoğan’la görüşme sırasında asla dile getirilmediğini açıklıyordu.

Esasen, o gibi konuşmalara Erdoğan’ın tahammül etmeyeceği, karşılığını ânında vereceği bilindiğinden, ortada bir diplomatik hile vardı. Anlaşılıyordu ki, Trump’ın henüz de kontrolüne alamadığı Amerikan sistemindeki birçok kurumlar, Başkan’larının, yola çıkacağı gerekçesine sığınarak, muhtemelen, Trump’a, o görüşmede söylemesi önceden hatırlatılan konuları gerçekleşmiş gibi açıklamışlardı.

***

Trump, Davos’ta ‘Trump! Not Welcome!/ Trump! Hoş gelmedin!.’ yazılı pankartları taşıyan protestocularla karşılanır ve İngiliz medyası, ‘Türkiye Amerika’ya meydan okuyor!’ başlıklarını kullanırken;  New Yok Times vs. etkili Amerikan medyası ise, 25 Ocak günü, ‘Trump’ın Erdoğan’a sert çıktığı’nı manşetlere çekiyorlar; Türkiye de bu iddiayı hemen yalanlıyordu. Ama, bu kez de, USA Dış bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert  ise ‘Açıklamalarının hem Trump’ın, hem de Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Suriye’ye ilişkin olağanüstü kaygılarını net bir biçimde ortaya koyduğunu’ söylüyordu. Halbuki o görüşmede iddia olunan bazı hususlar söz konusu edilmemiş; Trump, Erdoğan’dan ‘Amerika’ya yönelik eleştirilerini azaltmasını ve de Afrin’deki harekâtın en kısa zamanda bitirilmesini’  istemiş ve Erdoğan’dan da en kararlı ifadelerle cevabını almıştı.

Erdoğan, henüz dördüncü gününde olan bir harekât’ın, Türkiye’yi tehdit eden bütün terör odaklarının temizlenmesine kadar devam edeceğini bildiriyordu. Ki, Erdoğan Amerika’nın Afganistan ve Irak’tan 20 senedir çıkmadığını ve Suriye’de de yıllardır kendi planlarını sahnelemekte olduğunu elbette biliyordu.

Buna rağmen, daha da ilginç olan ise, USA Dışişleri Sözcüsü’nün, ‘Türkiye’nin PKK’ya değil, DEAŞ’la mücadeleye yoğunlaşmasını hatırlatmak gibi bir vazife bildirimi küstahlığında bulunurken, Afrin’deki terör örgütünün PKK olduğunu bir sürç-ü lisan halinde itiraf etmesiydi.

Amerika, Türkiye’nin işte böyle bir stratejik müttefiki!