Ehliyet araba sürmez

Dr. Necdet Subaşı / Yazar
19.09.2021

Ne kadar yıldır yollardasın? Karmaşık ve çetrefilli süreçlerde arabana sahip olabiliyor musun? Yol dediğimiz bir düz satıh değil ki... Dağlar, bayırlar, kötü mesafeler, sular, dereler, çamurlar... Sis tecrüben var mı? Karda nasılız, buzda kaysan ne yaparsın? Sana bir şey olsa biliriz seninle birlikte aynı dehşet kaderi yaşarız. Nasıl merak etmeyelim ki, aynı arabaya binmişizdir, aynı kadere doğru akmaktayızdır. Yol sizden sorulur; tabii ki boşboğazlar çoktur, ustalığını diline dolayanlar ne kadar çok olursa olsun arabanın da direksiyonun da hakimiyeti şahsınıza aittir. Sizi burada o koltukta tutanın başka diğer şeylerle bir irtibatı olsa bile sizi aslında imtiyazlı kılan sahip olduğunuz ehliyettir. Bilenler daha fazlasını bilir, sizden istenen çoktur, liyakat da dirayet de fazlasıyla aranmıştır.



Yola çıkacak olan sizsinizdir. Araba bu sefer de size teslim edilecek ve maiyetinizdeki yolcularla birlikte uzun bir yolculuğa çıkacaksınızdır. Şoför koltuğuna oturma sırası sizdedir. Şimdiye kadar pek çokları bu yollarda gidip gelmiş, görevlerini ifa etmişlerdir. Belli ki artık şimdi yol da sizindir direksiyon da. Daha öncekilerden işini güzel yapanlar olduğu gibi, tatsız tuzsuz bir şekilde akla ziyan şeylerle seferlerini berbat edenler de olmuştur. Hayırla yâd edilenlerin yol tutuşları belli ki akıllardadır, öte yandan yolu tutamayanların bıraktıkları izler de unutulacak gibi değildir; hâlâ pek çok insan o yolculuklardan kalma acılarını hatırlamakta ve hissetmektedir. Ne var ki burada verilen kayıpları hatırlamanın hiçbir önemi yoktur. Olan olmuştur, giden gitmiş kalan sağlar bize kalmıştır.

Alıp götüreceğiniz araç keyfî olarak size tahsis edilmiş bir araç değildir. Vebali boynunuza öyle bile olsa altınızdaki arabayla nereye giderseniz gidin kimin umurunda olursunuz ki? Yeter ki yollarda başkalarına zarar vermeyin, ona buna çarpmayın, trafiği ihlal etmeyin, yeter. Başınıza bir şey gelse herhâlde bu hâlinize ilk önce aileniz kahrolacaktır, ihmalkârlıklarınızdan dolayı en çok da onlar hayıflanacaktır ama bütün bunlar ne yazık ki sizi geri getirmeyecektir. Artık olan olmuştur. Ama siz de saf değilsinizdir. Tek başınıza da olsanız, yanınıza alıp birlikte yola çıktığınız bir kankanız da olsa nihayetinde yolun her durumda olmadık belalar çıkaracağından haberdarsınızdır; onunla oyun olmayacağını pekâlâ bilirsiniz. Bu nedenle yola çıkmadan arabanızı kontrol ettirirsiniz, uykunuzu almış, keyifli bir yolculuk için gerekli hazırlıklarınızı çoktan tamamlamış olursunuz. Ama sonuçta bu durum çok dar bir çevrede, çok az insanın ilgisi ve bilgisiyle takip edilecek bir durumdur. Arkanızdan hiçkimse duasını esirgemez ve siz de bu maneviyatla yola çıkarsınız. Gerisi Allah'a kalmıştır. Kim sağ kim selamettir?

Arkasında onlarca yolcu taşıyanların durumu herhâlde daha farklıdır. Sanki bütün bu yolcuların akıbeti ısrarla size teslim edilmiş gibidir. Aracın bütün koltukları neredeyse tıka basa doludur, sizi tanıyan tanımayan herkes gelip arabanıza kurulmuştur. Bir yerlere gitmeye niyetlenmişlerdir, onların bu yolculuklarını sağlık, sıhhat ve afiyet içinde tamamlaması tek bir kişinin sorumluluğuna bırakılmıştır. Yolcu onlardır, siz kaptansınızdır. Tamam, herkes Allah'a emanet, yola çıkan herkes tedarikini yapmış, en son biliyorsa yol duasını da okumuştur ama herkes gibi sen de biliyorsun ki bütün bu gidenlerin her şeyi sana emanettir. Canları, sağlıkları, bagajdaki yükleri... Sarsmamalısın, keyiflerini bozmamalısın, kuş gibi hafif bir şekilde onları gidecekleri yere götürmelisin. Öyle olmazsa bir daha senin arabana binmeyeceklerdir, hatta kim bilir seni akıllarına bile getirmeyeceklerdir.

Parmaklar seni gösterir

Evrakları tastamam, tanınmış, bilinen, aranan bir şoför olmak kolay değildir; sana güvenmiş, senin aracını tercih etmişlerdir. Sadece bunun için değil, arkandakilere Allah muhafaza bir şey olacak olsa senin bu afetlerden kendini kurtarman hiç mi hiç mümkün olmayacaktır. En öndesin, kaptansın, yükün fazlası üzerindedir. Sonunda belki de ancak bir dualarını almanın sevincinden başka bir şey sana kalmayacaktır ama kaybettiğinde herkesten fazlasını sen kaybedeceksindir. Suç sana yıkılacak, sorumluluk ihlali için bilen bilmeyen herkes parmaklarıyla seni göstereceklerdir. Yol öyledir, vefası da, sadakati de kendisi gibi dolambaçlıdır, kıvrım kıvrımdır, oynaktır, tekdüze bir şekilde akmaz, karışıktır. Yolda arabanın başına bir şey gelse yolcuların yapabileceği tek bir şey bile yoktur. Hem ne yapabilirler ki? Elleri kolları bağlanmış gibidirler. Arabayı tek kişi kullanmakta onlar da ya etrafı temaşa etmekte ya da kendi işlerine bakmaktadırlar. Tamam, arabaya binmeden önce her biri kısa bir araştırma yapmış, firma analizlerini ihmal etmemiş, gece mi gidilse yeğdir gündüz mü diye ciddi ciddi kafa yormuş ve sonuçta gelip sizin firmanızdan kendilerine bir yer ayırtmışlardır. Onları ilgilendiren yolculuklarını rahat ve konforlu bir şekilde sürdürebilmek ve tamamlamaktır. Hangi yolcu kendisi için daha baştan bir eziyet arar, hangi yol sıkıntıları davet edilerek çekilebilir? Bütün bunlar bilinir; onları tek tek uğurlayanlar sırf bu ayrılık nedeniyle ne kadar buruk ve tedirginseler ilerideki istasyonda, karşıda bunları buyur etmek için bekleyenler de bir o kadar neşeli ve heyecanlıdırlar. Bütün bunlar boşuna değildir, birileri sağ salim emanet etmekte birileri de sağ salim karşılamaya hazırlanmaktadır.

Tüm ayaklar frende

Yolcular olası bir tehlike anında durumu acilen kurtarmak için ne yapılması gerektiğini az çok bilirler. Kemer takmak belki bu tür tehlikelerin ölümcül etkilerini azaltacak bir imkân olarak görülebilir. Bu nedenle türlü zorluklarına karşın yolcular bir yolunu bulup kendilerini kemer yardımıyla zapturapt altına alacaklardır. Ne olur ne olmaz diye pimpirikli davrananlar ise arabayı daha da ileri giderek neredeyse şoförle birlikte kullanacak kadar hassastırlar. O gaza yüklendiğinde yolculardan da yüklenen olacaktır, o frene bastığında onunla aynısını yapanlar da. Belki sesleriyle bedenleriyle eşlik etmezler ama iç seslerini bir kez duyan için bu uğultudan kendini kurtarmak mümkün değildir. Becerdin, beceremedin, doğru yaptın yanlış yaptın vurguları içinde yerlerinde duramazlar, gözleri üzerinizdedir, belki de tam da bundan ne etrafa bakıp yolun tadını çıkarabilirler ne de yolculuğun letafet ve rehavetini bihakkın yaşayabilirler. Ama işte yolun şahidi de takipçisi de onlardır. Allah saklasın sana bir şey olsa eğer ayakta kalmayı bir şekilde başarırlarsa senin hakkında ileri geri de ilk konuşacak olan onlardır. Teknik incelemenin sonuçları daha gelmeden bile bunlar konuşmaya başlar; öyle ya her şeyi senin kadar bilen onlardır, tehlikeleri senden fazla sezinleyen senden de fazla takip eden onlar. Cin gibidirler, cin fikirlidirler, kimse onlarla baş edemez. Herkes sözüm ona uykuya dalmışken onlar ne iştir bilinmez ayaktaydılar ve senin o en önde yapıp ettiklerinin hepsini "motoru dinleyerek" takip etmekteydiler. Yolda uyumayanların çoğu belki de onları uyku tutmadığından değil yolda karşılaşılabilecek anormal durumlara karşı önceden hazırlıklı olmanın gerektirdiği bir teyakkuz refleksiyle ayaktadırlar. Gerçi bazen de uyumayanlar kurtarır hepimizin o meş'um kaderini.

Öyle ya da böyle yola koyulma, sırtınızdaki bilindik bilinmedik yüklerle menzile varma işi üzerinize tevdi edilmiştir. Yol sizden sorulur; tabii ki boşboğazlar çoktur, ustalığını diline dolayanlar ne kadar çok olursa olsun arabanın da direksiyonun da hakimiyeti şahsınıza aittir. Sizi burada o koltukta tutanın başka diğer şeylerle bir irtibatı olsa bile sizi aslında imtiyazlı kılan sahip olduğunuz ehliyettir. Bilenler daha fazlasını bilir, sizden istenen çoktur, liyakat da dirayet de fazlasıyla aranmıştır. Bir sorumluluğa, bir yükümlülüğe sahip çıkmak için bizden istenen en başta gerekli şartları yerine getirmektir. Önüne gelene kontak anahtarı verilmez. Arabayı kaldırmak, ona yol aldırmak, sorumluluk sahibi olarak işe koyulmak için şekil şartlarından başlayarak bir dizi gerekliliği karşılamak gerekir. O koltukta oturduğuna göre sana pekâlâ güvenmek zorundayızdır. Ehliyetin kesin vardır, bir ustanın mihmandarlığında kesin bir belge almışsındır. Arabayı kaldırmak da onu yola koymak da senin işindir. Ama artık herkes bilir ki arabayı süren ehliyet değildir. Bir ehliyetinizin olması başka diğer şartları öne sürmemiz için gerekli bir eşiktir, hepsi bu. Sertifika ya da belge sahibi olman bizi ikna etmez. Herhangi bir firmanın sana kendi filosundan bir aracı teslim etmesi için birtakım taleplerde bulunması zorunludur. Öyle de olmuştur, yolculuk için arabaya oturduğumuzda bunlardan hiçbirini düşünmeyizdir. Biliriz ki ehliyetin kesin vardır. Ehliyetin olmasa kimse seni yola çıkarmaz, biliriz.

Sorumluluğa layık mısın?

Biz ne zaman yolda bir aksilik olsa işte o vakit ehliyetten daha fazlasını talep etmeye başlarız. Alışık olmadığımız her şey seni sorgulamanın kapılarını açar. Sahi ehliyetin var amenna ama deneyimin ne durumdadır. Ne kadar yıldır yollardasın, karmaşık ve çetrefilli süreçlerde arabana sahip olabiliyor musun? Yol dediğimiz bir düz satıh değil ki? Dağlar, bayırlar, kötü mesafeler, sular, dereler, çamurlar... Sis tecrüben var mı? Karda nasılız, buzda kaysan ne yaparsın. Sana bir şey olsa biliriz seninle birlikte aynı dehşet kaderi yaşarız. Nasıl merak etmeyelim ki, aynı arabaya binmişizdir, aynı kadere doğru akmaktayızdır. O hâlde ehliyetten bir adım ilerisine gitmek hakkımız. Tamam, ehliyetin üstünde ama ya liyakat? Layık mısın bu yolculuğun sorumluluklarını üstlenmeye? Deneyimin, farklı zamanlarda kazandığın tecrübelerin yeterli mi? Önsezilerin nasıl? Teknik donanımını saha da kullanma becerilerin hiç test edildi mi? Arabanın altına yattığın oldu mu? Teker değiştirdin mi hiç? Motora elin değdi mi yoksa sen de bizim gibi elifi görsen mertek mi sanırsın? İnsan arabayı bir kere sallamaya görsün, yolculardan her biri şoför olur, kimseyi susturmak mümkün olmaz. Akıllara ziyan bir bilgiçlik sizde olmadığı fark edilen liyakati sorgulamaya başlar.

Oysa sizde o da vardır. Neler görmüşsünüzdür, neler yaşamışsınızdır. Biraz kendinize güveniyorsunuzdur, cesaretinize bir diyeceğiniz yoktur. Ama en çok da arabanıza güvenmektesinizdir, inşallah sizi yolda bırakmayacaktır. Öyle bir iman içinde yola koyulmuşsunuzdur. Size kalsa bütün bu sallanmaların bir açıklaması vardır, yol bozuktur; bütün bu beklemelerin kesin bir cevabı vardır, yola taş çıkmıştır; bütün bu kaymaların mutlak bir nedeni varır, etrafta buzdan geçilmemektedir.

İşte tam da bu arada kalkıp bir de bize laf anlatmanız gerekecektir. Korkmaktayız, yanlış mı? Tedirginiz, çok mu anlamsız? Tekerlerin dönmesi yeter mi, aklımız firardadır. Hiç böyle sarsılmamış, hiç böyle kabus yaşamamıştık.

Ama ustanın ehliyeti, dirayet ve liyakati biraz toparlandıkça hemencecik fark edilir. Herkesin ağzı kapanır, millet sus pus olur. Kaygılar yetersizdir, yol kendini bulmuştur, araç artık akmaya başlamıştır. Tersi de olabilirdi, hepimiz bu yolda telef olabilirdik. Bunları konuşmaya vaktimiz bile olmaz, kim sağ kim selamet? Hep kendimizi düşündük, ne kötü. Sanki dünya şoförden ve arkasındaki yolculardan ibarettir. Oysa bir trafiğin içinde ilerlemekteyizdir. Hem yerimizi hem hızımızı hem de yanımızdan geçip gidenleri, karşımızdan bize doğru gelenleri aynı dikkatle gözlememiz gerekir. Usta bunu sadece ehliyetiyle yapamaz. Allah vergisi bir dirayet, hayatın öğrettiği bir liyakat asla ihmal edilemez. Hem "yol bizden sorulur" demek ona da arabaya da aynı şekilde hakim olmak demektir. O zaman yolumuz açık olsun.

@darulmedya