Resul TOSUN

rtosun@star.com.tr

AB dayatmalarına geçit vermemeliyiz!

2 Mayıs Cumartesi günü (dün) Haliç Kongre Merkezi'nde Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı yapıldı.

Programda konuşan Başkan Erdoğan evlilik yaşının yükselmesinden, boşanma oranlarının artmasından ve doğurganlık hızının düşmesinden kaynaklanan tedirginliğe temas etti.

Mayıs ayının son haftasının toplumsal farkındalık oluşturmak için Milli Aile Haftası olarak kutlanacağını duyurdu.

Evlilik yaşının yükselmesinin temelinde hem kültürel hem de ekonomik sebepler olduğu malum.

Hayat pahalılığı evliliği geciktiren önemli sebeplerin başında geliyor.

Hükümet bunun bilincinde olduğu için çeşitli teşvikler uyguluyor ama yeterli olmadığı anlaşılıyor.

Gençlerin hayata bakışları da, eskiden olduğu gibi bir an önce evlenip çocuk sahibi olmak yerine, hem hayatın tadını çıkarmak hem de geçim garantisi temin etmek için temkinli davranışı önceliyor.

Milli kültürümüzdeki aile kurumuna bakış da değişmiş bulunuyor.

Medeni kanunun milli kültürümüze muhalif hükümler içermesini de evliliği zorlaştıran sebepler arasında zikredebiliriz.

Aile reisliği, mal rejimi, nafaka gibi kimi alanlarda kültürümüzle bağdaşmayan hükümlerin doğurduğu sayısız problemi zikretmeye gerek yok.

AB'ye uyum amacıyla değiştirilen kanunların aile yapımızı korumadığı da bir gerçektir.

Aile reisliği 2002 yılında kocadan alındığı için 'hayat müşterektir' güzellemesiyle kadının da aile bütçesine katkı sağlamak amacıyla çalışmaya yönelmesi hem boşanmaların artmasına hem de doğurganlık oranlarının düşmesine sebep olmaktadır.

Kadın istihdamını teşvikin de doğurganlığı olumsuz etkilediği ayrı bir gerçektir.

Kadın erkek hukuk önünde eşittir ama fiziki özellikleri itibarıyla eskilerin deyimiyle kadın cins-i latif, erkek cins-i haşindir.

Bunun anlamı kadın çalışamaz değildir, elbette ki çalışabilir ama her alanda değil.

Mesela askerliğin erkeklere mecburi olması kültürümüzün güzel bir yansımasıdır. İnşaat işçiliği gibi ağır işlerde kadının istihdam edilmemesi de kültürümüzün tezahürüdür ve bu durum kesinlikle kadını ötelemek değil ona pozitif ayrımcılık yapmaktır.

Uzatmayalım Başkan Erdoğan 20 yıldır en az üç çocuk çağrısı yaparken bugün yaşanan soruna işaret etmişti.

Nüfusun yenilenme seviyesi olan 2.1 oranı 2017'den sonra gerilemiş ve 2024'te 1.48'e düşmüştür.

Ülkemizde 2014'te yılda 1 milyon 351 bin bebek dünyaya gelirken 2023'te bu rakam 1 milyonun altına düşmüştür.

Bu düşüşün önüne geçmek için iktidar bir yığın teşvik uygulamaktadır.

Yuva kuracak gençlere verilen 150 bin liralık desteğin 200-250 bin liraya yükseltilmesi o teşviklerden biridir.

Ayrıca, 1 Ocak 2025 itibarıyla doğum yardımlarının tutarı artırılmıştır.

Keza, Temmuz 2025'te yarı zamanlı çalışma yönetmeliği yürürlüğe girmiştir.

Sosyal konutlardan yararlanmada 3 ve daha fazla çocuklu ailelere öncelik tanınmıştır.

Yeni yürürlüğe giren kanuna göre çalışan anneler doğum izinlerini artık 24 hafta olarak kullanabilecektir.

Uzatmayalım, evliliği ve doğurganlığı teşvik için iktidar üzerine düşeni yapma gayreti içindedir.

Ben de teşvikleri takdir ve tebrik ederek diyorum ki, önce kültürümüze uymayan AB uyum yasalarından vazgeçmeliyiz.

Artık AB de bizi almayacağını biz de AB'ye girmeyeceğimizi biliyoruz. O yüzden kültürel yapımızı tehdit eden AB dayatmalarına geçit vermemeliyiz.

Medeni kanunumuzu milli kültürümüze göre yeniden düzenlemeliyiz.

Kadının kültürümüze uygun alanlarda çalışması tabii ki engellenmemeli ama doğurganlığı artırmak istiyorsak kadın istihdamını teşvikten vazgeçmeliyiz.

Doğurganlığın teşvikine yeni bir madde eklenmeli, belli sayıda (3 olur 4 olur 5 olur) çocuk doğuran kadın eğer çalışmıyorsa geliri yoksa en az asgari ücretle ödüllendirilmelidir.

Yazıyı Başkan Erdoğan'ın şu müjdeleriyle tamamlayalım:

"2025 Aile Yılı ile ülke genelinde bir bilinçlenmeye vesile olduk. Şimdi bunu üst seviyeye çıkarmak istiyoruz. 2035' kadar Aile ve Nüfus 10 Yılı olarak belirledik.

Birinci stratejik önceliğimiz, aile kurumunun ve nesillerin korunmasıdır. İkinci önceliğimiz, evlilik müessesinin teşvikidir. Üçüncü önceliğimiz, doğurganlık hızının artırılmasıyken, dördüncüsü gençlerin nitelikli yetiştirilmesi ve yaşlı refahıdır. Beşinci ve son stratejik önceliğimiz ise kırsalın yerinde kalkınması ve nüfusun dengeli dağılımıdır.

10 yılın önceliklerini hayata geçirmek için çalışmalar yürüteceğiz. Bundan böyle mayıs ayının son haftasını 'Milli Aile Haftası' olarak kutlayacağız, toplumsal farkındalığı artırmayı sağlayacağız."