İran ve ABD arasında elektronik olarak imzalanan ve 60 günlük sürenin sonunda gerçek bir anlaşmaya dönmesi beklenen 14 maddelik metnin ilk maddesi ateşkesin genel çerçevesini çiziyor ve Lübnan'ı da bu çerçeveye dahil ediyordu:
İlgili madde özetle; İran ve ABD'nin müttefikleriyle birlikte ateşkes anlaşması imzaladığını, anlaşmanın tarafların Lübnan dahil tüm cephelerdeki askerî operasyonları derhal ve kalıcı olarak sonlandıracağını, ülkelerin bundan böyle birbirlerine karşı savaş başlatmayacaklarını ve güç kullanma tehdidinden kaçınacaklarını taahhüt ettiğini; bu taahhütlerin Lübnan'ın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini güvence altına aldığını ve 60 günün sonunda varılacak nihai anlaşmada Lübnan'la ilgili hükümlerin kalıcı hale geleceğini söylüyor.
Anlaşma maddelerini Tahran ve Trump'ın kendi kazanımları perspektifinden tevil etmesi normal. Ama bu madde doğrudan İsrail ve Lübnan'ı da ilgilendiriyor. İslamabad görüşmelerinin anlaşma ile sonuçlanamamasının sebeplerinden biri olarak görülen Lübnan bahsinde İran tarafı istediğini almışa benziyor. İsrail'den yapılan açıklamalara bakılırsa İran savaşından itibaren belirginleşen ABD-İsrail ilişkilerindeki stratejik yön farklılaşması bu anlaşmayla birlikte daha da keskinleşti.
***
Trump'ın zaman zaman Netanyahu'yu azarladığı vâki olsa da ABD ve İsrail arasındaki ilişkilerin artık eskisi gibi olmadığına dair tek veri bu değil. Gazze soykırımıyla birlikte ABD kamuoyunda Filistin'e destek arttı. Trump seçmeni arasında ABD kaynaklarının İsrail için bu denli sınırsızca harcanması tepkiye yol açtı. ABD'nin mi İsrail'in mi büyük güç olduğu konusu tartışılmaya başlandı ve MAGA'cılar tarafından Trump, ABD'nin değil İsrail'in çıkarlarını öncelemekle suçlandı.
İran savaşı ise bu süreci daha da belirginleştirdi. ABD'nin İsrail için İran'a saldırması ve bunun ABD ekonomisine büyük maliyet üretmesi, petrol fiyatlarıyla bağlantılı olarak enflasyonun artması kamuoyu nezdinde İsrail dostu politikalara tepkiye yol açtı.
***
Başından beri İsrail saldırganlığına ve ABD'nin İsrail'i finanse etmesine mesafeli duran Başkan Yardımcısı JD Vance'in "sizin yerinizde olsam tek güçlü müttefikinize saldırmazdım" mealindeki sözleri hem ABD-İsrail ilişkilerindeki gerilimi hem İsrail'in ABD'den başka dostu kalmadığını hem de İsrail'in güvenlik sorununu çözmek için tek yol olarak saldırmayı tercih etmesinin artık kabul edilemez bulunduğunu ifade ediyordu.
İsrail dostu olarak bilinen ve ABD'nin İsrail lehine İran'a saldırmasını destekleyen isimlerden olan Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise anlaşmadaki Lübnan maddesinin kendilerini bağlamadığını söyleyen İsrailli yetkililere "Lübnan'ın egemen bir devlet olduğunu" ve "Washington'ın doğrudan Beyrut hükümetiyle muhatap olacağını" söyleyerek daha farklı bir perspektiften İsrail'e ayar verdi.
Hizbullah'ın konumunu garanti altına aldığını ve yeniden silahlanmasına imkân vereceğini düşünen İran'ın aksine bu madde ABD nezdinde Lübnan'ın, yani Lübnan ordusunun güçlendirilmesini, Hizbullah'ın sınırlandırılmasını ve İsrail'in tümden Lübnan'dan çekilmesini öngörüyor.
***
Bu haliyle bölgedeki yeni güvenlik angajmanları ve Türkiye-Suriye hattı açısından olumlu diyebileceğimiz bir yaklaşım içeriyor.
Ez cümle, İran'a saldırıyla belirginleşen ABD-İsrail ilişkisindeki kriz, bölgede yeni bir düzenin kurulacağını söylemek için yeterince derin değil ama bu ilişkinin İsrail için sınırlarına geldiğini söyleyebiliriz. Elbette Gazze'nin tamamen İsrail'den boşaltıldığı ve Doğu Kudüs'ün başkent olduğu bağımsız Filistin devleti kurulmadan İsrail melaneti hem bölgenin başını ağrıtmaya hem de ABD'nin bölge ile ilişkilerini ipotek altına almaya devam edecek.