Cüneyd Altıparmak

ABD'nin niyeti, istinafın gündemi…

- Cüneyd Altıparmak tüm yazıları

Bugün iki konuya değineceğim. Biri dünyanın gündemi. Diğeri siyasetin "örtülü" gündemi.

Önce dünyadan başlayalım... ABD'nin son dönemde ne yapmak istediğini, Trump'ın sabah kalkınca kendisinin bile şaşırdığı çıkışlarla açıklamaya çalışanlar var. Bana biraz fazla kolaycılık gibi geliyor. Çünkü ortada daha büyük bir akıl var. "Trump'a rağmen" bir ABD var. Bunu ıskalamamak lazım.

BOĞAZLAR MESELESİ!

Bu meseleleri yıllar önce yazan stratejist Kemal Uysal'a sordum: "ABD'nin asıl derdi ne?"

Dünyanın ünlü uzmanlarından, yıllardır aynı cümleyi dinledik: "Denizlere hâkim olan dünyaya hâkim olur."

Ama artık tablo değişiyor. Stratejist Uysal'ın anlattığı şey şu: Dünya artık okyanusların etrafında değil, o okyanusları birbirine bağlayan dar geçiş noktalarının etrafında dönüyor. Yani mesele artık denizleri kontrol etmek değil. Boğazları... Kanalları... Stratejik suyollarını kontrol etmek tüm gerilimin temeli.

Uysal "Ever Given krizini hatırlayın. Dev bir gemi Süveyş'e oturdu. Dünya ekonomisi kilitlendi. Milyarlarca dolar zarar oluştu. Lojistik hatlar felç oldu. Tek bir gemi. Modern dünyanın ne kadar kırılgan olduğunu görmek için bazen tek bir görüntü yetiyor" diyor.

Kemal Uysal bu yüzden Panama'dan Süveyş'e, İstanbul Boğazı'ndan Ben Gurion Kanalı tartışmalarına kadar bütün bu hatları "dünyanın şah damarları" olarak tanımlıyor.

Çünkü artık enerji de oradan akıyor. Ticaret de... Veri de... Askeri hareketlilik de...

İşte Hürmüz meselesi de bunlardan bağımsız değil. Belki de en çarpıcı tespiti şu:

"Yeni yüzyılın savaşları topraklar için değil, akışları kontrol etmek için yaşanacak."

Şimdi aklınızda aynı soru var eminim: Ya Türkiye?

Türkiye bu denklemde sıradan bir ülke değil.

İstanbul ve Çanakkale Boğazları nedeniyle küresel sistemin en kritik düğüm noktalarından birinin üzerinde oturuyor.

Sohbetin sonunda Uysal'ın kurduğu cümle ise aslında her şeyi özetliyor: "21. yüzyılda güç, denizlerin genişliğinde değil; boğazların darlığında saklıdır."

İSTİNAFTA ERKEN FİNAL!

Gelelim ikinci meseleye...

Siyasetin görünürde konuşulmayan ama herkesin takip ettiği başlık:

Mutlak butlan tartışması. Ortada iki önemli karar var. Birinci karar Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden geldi. Mahkeme, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nın iptali istemiyle açılan davada "karar verilmesine yer olmadığına" hükmetti.

Gerekçe ne?

Bazı davacıların ihraç edilmesi nedeniyle dava ehliyetlerinin ortadan kalkması...

Ayrıca partinin yeni kongre ve kurultay süreçlerini tamamlamış olması...

İkinci karar ise Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden. Bu kez "delegelerin iradesinin sakatlandığı" iddiası vardı. Mahkeme açık şekilde şunu söyledi: "Mutlak butlan şartları oluşmadı. İddialar somut delillerle ispatlanamadı."

Şimdi iki dosya da istinafta.

Peki istinaf ne yapabilir?

Birinci ihtimal basit. Yerel mahkeme kararlarını hukuka uygun bulur.

Süreç mevcut haliyle devam eder.

Ama asıl tartışma ikinci ihtimalde başlıyor. İstinaf, yerel mahkeme kararlarını hatalı bulabilir. Bu durumda ya dosyayı bozup yeniden karar verilmek üzere yerel mahkemeye gönderir... Ya da doğrudan yerel mahkemenin yerine geçip karar verir.

Evet...

İstinafın böyle bir yetkisi var. Kararı kısmen değiştirebilir. Tamamen kaldırabilir.

Hatta doğrudan yeni bir hüküm kurabilir. İşte kritik eşik tam burada. Çünkü istinaf, yerel mahkeme yerine geçip bir "geçici heyet" atarsa, siyasette taşlar bir anda yerinden oynayabilir.

Ve o durumda çok kritik bir soru ortaya çıkar: CHP Genel Merkezi artık mevcut yönetimde değilse, kararı kim temyiz edecek?

İşin özü şu: Bu tartışma daha uzun süre Türkiye'nin gündeminden düşmeyecek gibi görünüyor.

___________

Merak edenler için makalenin linki: Kemal Uysal; "The Strategic Channel Initiatives of the U.S., Israel, and Turkey: Global Power Competition and Geopolitical Implications" : https://dergipark.org.tr/tr/pub/mamusbbd/article/1710782"