Bazı insanlar sahnede değil perde açıldığında alkışlanan işlerin arkasındadırlar. Rahmetli Ahmet Selim Tuncer ile Kültür AŞ Genel Müdürü olduğum ilk yıl Şiir Şehir İstanbul albümü vesilesiyle tanıştık. Projenin mutfağındaki diğer isimler İbrahim Sadri ile Yücel Arzen'di. Selim Tuncer, reklam ve iletişim alanında epeyce tecrübe kazandıktan sonra kendi ajansını kurmuştu.
İstanbul'a yazılmış on beş şiiri seçme işi İbrahim Sadri'nindi. Karşımıza çok güzel bir seçki çıkardı. Seçilen şairler ise, Orhan Veli, Ümit Yaşar Oğuzcan, Necip Fazıl, Yavuz Bülent Bakiler, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Yahya Kemal, Ceyhun Atuf Kansu, A. Kadir, Sunay Akın, Nedim, Cahit Zarifoğlu, Rıfat Ilgaz, Sait Faik ve Cahit Sıtkı oldu.
Yücel Arzen her şiiri ayrı ayrı besteledi.
Bestelenen şiirleri, Cem Karaca, Ayşe Egesoy, İbrahim Sadri, Oya Seymen, Savaş Ay, Kerem Yılmazer, Şebnem Kısaparmak, Erhan Abir, Çiğdem Tunç, Yusuf Ziya Özkan, Uğur Arslan, Ayla Algan, Nevzat Şenol, Hayri Küçükdeniz ve Kenan Işık yorumladılar.
Şiir Şehir İstanbul albümü, Selim Tuncer'in tasarım yeteneği ve zevk-i selimi ile tamamlanınca, sonrasındaki diğer bütün ortak çalışmalarımızda olacağı gibi çok güzel bir iş çıktı.
Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun. Zikrettiğim isimlerden bugün aramızda olmayanlar var. Şiir bahsine iki anekdot ekleyeceğim. İlki rahmetli Cem Karaca'ya dair. Albümden bir müddet sonraydı. Cem Karaca, Kanal 7'de adına yapılan Tanıklar programına kendi tanığı olarak davet etti. Nasıl tanığı olacaktım? Tanışmadığımız için şaşırmıştım. Utana sıkıla aradım. Koca Cem Karaca, o mütevazı telif bedeline bile ihtiyacı olduğu bir döneme denk gelen bu albümün kendisine yeni bir alan açtığını ve beni de bunu konuşmam için davet ettiğini hicap ederek anlattı.
O günlerin siyasi tarihimizde iz bırakan bir diğer şiir albümü ise, yine İbrahim Sadri'nin proje yönetmenliğini yaptığı, Pınarhisar Cezaevi'nde mahkum ve siyasi yasaklı olan Recep Tayyip Erdoğan'ın yorumladığı şiirlerden oluşan Bu Şarkı Burada Bitmez albümüydü. Şiirin siyasetle buluştuğu bir çalışma oldu. Siyasi yasak zekice deliniyor ve siyasi iddianın altı ta o dönemde kalınca çiziliyordu...
Miniaturk - Minyatür Türkiye Parkı projemizin iletişim alanındaki sorumluluğu da Selim Tuncer'e aitti. Markayı bulan da, markalaşma sürecini yöneten de oydu. Süreç o kadar güzel yönetildi ve Miniaturk o kadar güçlü bir marka haline geldi ki, zamanla tek bir marka olmaktan çıktı; sektörün kullandığı jenerik bir isme dönüştü. Bazı belediyelerin ihale ilanlarında, "Miniaturk yapım işi" ifadesi bile yer aldı.
Selim Tuncer ile dostluğumuz tanıştığımız günden kaybettiğimiz güne kadar devam etti. Kara günlerimizde de dosttuk. 2010 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Başbakanlık Tanıtma Fonu destekleriyle Katar'da Türk Filmleri Festivali düzenledik. Sağlam bir tasarım konsepti olan bir festivaldi. Şavk adını taşıyordu. Şavk, Türkçe ile Arapça arasında da güzel bir bağ kuruyordu. "Boğaz'dan Körfez'e Yansıyan Aydınlık" festival sloganıydı. Katar'a, festivale gittiğimiz ekipte Selim Tuncer de vardı.
TV 8'de yaptığım Takvim programı benim için bir ilk anlamına geliyordu. Program markası ve marka iletişimi ile Selim Tuncer yine yanımdaydı.
Türkiye bugünlerde Yeni Parti'nin kuruluşunu konuşuyor. AK Parti'nin kurulduğu günlerde kurucular kurulunun masasında olan bir diğer isim Yenilikçi Parti'ydi. Kurumsal kimlik çalışmasının altındaki imza ise Selim Tuncer'e aitti!
Kendi şirketim Progem Proje'deki çalışmalarımda ya da Kültür AŞ Genel Müdürü, Star Medya Grubu Başkanı, TürkMedya İcra Kurulu Başkanı, Ekotürk Kurucu Genel Yayın Yönetmeni olduğum dönemlerde reklam ve iletişim söz konusu olduğunda birlikte çalıştığım veya reyine başvurduğum kişi her zaman Selim Tuncer olurdu.
Yeri gelmişken bir önceki Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca'yı zikretmek isterim. Selim Tuncer işinde çok iyi ama işin ticari yönünü yönetmekte çok kötüydü. Öylesi dönemlerinde Fahrettin Bey ona el uzatır, onun münhasıran kendi şirketlerine çalışmasını sağlardı. O da karşılığını fazlasıyla öderdi. Nasıl mı? Medipol markasının arkasındaki ve marka yönetimindeki isim de Selim Tuncer'di. Bir markalaşma sürecinde yeni markanın eskisini unutturabilmesi önemlidir. Sahi Medipol'ün yerini aldığı eski markayı hatırlıyor musunuz?
Selim Tuncer'in en sevdiğim tarafı, hiçbir fikri peşinen reddetmemesiydi. Önce dinler, düşünür, sonra mutlaka meseleyi başka bir açıdan görmenizi sağlayacak bir cümle kurardı.
Ekotürk, benim kurduğum, sekiz yıl yönettiğim ve artık farklı bir sermaye yapısıyla yoluna devam eden bir televizyon kanalı oldu. Bu kanaldaki en uzun süreli programı da Selim Tuncer yaptı. Soyut Şeyler Ekonomisi programı onunla birlikte benim de canı gönülden inandığım bir fikrin ekrana taşınmış haliydi. Bazı şirketler somut olmayan bilanço dışı değerlere sahiptir. Bazı ülkeler de böyledir. Bu soyut değerlerin kıymetini bilen bilir, bilmeyen bilmez. Esasen Türkiye tam da böyle bir ülkedir.
Türkiye'nin tanıtımı konusunda da Selim Tuncer ile aynı düşüncedeydik. Eksikleri görüyor, yapılması gerekeni biliyorduk. Kültür ve Turizm Bakanlığımız her yıl Türkiye'nin tanıtımı işi için ihaleye çıkar. Sanırım 2011 yılının ihalesinde Selim Tuncer tarafından tasarlanan "Doğu'nun batısı, Batı'nın doğusu" kampanya konseptiyle kısa listeye kalan firmalar arasına girdik ama ne yazık ki ihaleyi kazanan firma olamadık.
Hemen herkesin herkesle olabileceği gibi bizim de Selim Tuncer ile farklı düşündüğümüz zamanlar da elbette oldu. Ekotürk'ü kuracağım zaman onun marka önerisi Ekopol'dü. Benim cevabım, "Bize yeterince 'pol' sattın. Fahrettin Bey'e sattığın Medipol'dü, benimki Mediapole. Ama Ekopol'ü almıyorum." Gerekçelerim, onu da güldüren gerekçelerdi. Onu her daim o güleç yüzüyle hatırlıyor ve çok özlüyorum.
Allah'ın rahmeti üzerine olsun.