Sibel ERASLAN

sibeleraslan@star.com.tr

Anayasa Mahkemesi'nde “kul hakkı” vurgusu…

- Sibel ERASLAN tüm yazıları

Fakülteli yıllarımızdan bu yana Anayasa Mahkemesi Başkanı olan kişileri büyük bir dikkatle dinleriz. Arkadaşlarım ve benim için 90'lı yıllarda, çocukluk, ilk gençlik günlerimizde eğitim hakkımız önündeki en büyük engellerin inşa edildiği makamdı Anayasa Mahkemesi. Kendisi kanun koyucu olmadığı halde, kanun koyucu gibi hareket ederek temel insan hakları ve hürriyetler, bu yüce mahkeme tarafından kesintiye uğrar, tehir veya iptal edilirdi. Haliyle ürkerek, dikkat kesilerek dinleyip anlamaya çalışırdık. Yüksek mahkemeler bizim için yasaklar demekti o günlerde. Ben Ankara'dan da korkardım o günlerde, çünkü Ankara'dan gelen her kağıt ceza'dan, ceza'lardan, bahsederdi.

Düşünüyorum da insan hakları ve hürriyetler bağlamında son 26 yılda kat ettiğimiz mesafe belki ancak ışık yılıyla hesap edilebilecek derecede ileri ve parlaktır. Çünkü artık Anayasa Mahkemesi Başkanını veya diğer yükse yargı makamlarını, hukukun aktüel nabzı kadar, hukukun aşkın ideleri, felsefesi, hikmetleriyle dinlemek imkanı bile mevcuttur.

Nitekim Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Ankara'daki Anayasa Mahkemesi'nin 64. kuruluş yıldönümü dolayısıyla yapılan törende çok değerli bir konuşma ifa etmiştir... Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı, hukuk güvenliği kadar, hakim ve savcıların yüklenmesi gereken ahlaki ve vicdani sorumluluğu da çok güzel bir çerçeveyle anlatmıştır...

Öyle zannediyorum ki uzun yıllardır Anayasa Mahkemesi üyelerinden hele başkanlarından hiç duymadığımız 'kul hakkı' vurgusu ise, tarihe geçecek mahiyettedir. Başkan, adeta bir manifesto olan konuşmasında, karar verecek hakim ve savcıların sadece dar çerçevede mevzuata değil, vicdan, ahlak ve nihayetinde hakkaniyete dayalı kararlar vermesini söylemiştir. Bu bağlamda Başkan Bey'in yargı mensupları için; gösterişten, riyadan, haramdan ve yalandan uzak durun ihtarı tüm zamanlar için, hepimiz için geçerlidir.

AYM Başkanı Kadir Özkaya'nın 'Hakim ve savcıların üzerinde kul hakkı olmamalıdır' çıkışı ve devamında kul hakkının hiçbir ibadetle affolmayacağı, dünyanın en ağır yükü olduğu ifadelerini de hukuk ve hikmet bağlamında çok kıymetli buldum.

Öğrencilik günlerimizde İngiltere'den bir yargıç konuğumuz olmuştu. Kendisi Anglo Sakson hukukunun en kıdemli yargıçlarındandı. Konuşmasını yaparken çoğumuzun dikkatini çekmişti, ceketinin içinde örgü bir kazak vardı ve kazağın kol kısmındaki sökükten bir ip sarkmaktaydı. Yaşlı ve yoksul ama bilge bir amca gibiydi... İngiltere'de yargı makamında vazife görenlere açık bir çek verilirmiş devlet tarafından, istedikleri gibi harcasınlar da hiçbir rüşvetin etkisinde kalmasınlar diye... Peki bu ünlü ve duayen yargıcın üstü başı niçin bu kadar sıradandı? Hepimize önemli bir ders olmuştu bu...

Son zamanlarda hakim ve savcılık mesleğine uygun olmayan bazı durumların haberleriyle karşılaşıyoruz. Bu durum ne yazık ki sadece kişisel polisiye vaka olarak kalmaz, hukuka ve yargıya olan güveni de zedeleyecek hale gelebilir. Bu bağlamda Başkan'ın işaret ettiği ahlaki sorumluluk ve vicdani mesuliyet kaideleri, hakim ve savcılar için çok değerlidir.

Başkan'ın yargıç ve savcıların kişisel beklenti ve kaygı hislerinin etkisinde kalmadan, cesaretle karar vermelerini söylemesi de önemli bir vurgudur. Keza: 'Adaletin tesisinde hamasete de, husumete de, kindarlığa da, kayırmacılığa da hatta duygusallığa da yer olmadığı' ifadesi de çok yol göstericidir.

AYM töreninde Başkan'ın tarihe geçecek bir başka ifade ise yargıçlığın, savcılığın zorluğu ile ilgiliydi; "Bu mesleğin bir tarafı nur ise, diğer tarafı da nar"dır dedi. Gerçekten de hakkaniyeti sağlayamayan, tarafsız, kurallara uygun kararlar veremeyen bir yargı insanı, işin nar yönüne yani ateş kısmına yönelmiştir. Oysa hakkı yerine koymak için çaba sarf eden ve adaletli hükümler veren bir yargı insanı ise nura koşmuştur...

Hakkı ayakta tutan ve adaleti sağlayan yargıçların ve savcıların ise elbette ağır sorumlulukları vardır... Akıl, bilgi, ahlak, vicdan sağlaması her zaman gereklidir...

Sayın AYM Başkanı Kadir Özkaya'yı dinlerken demokrasinin kurumsallaşması ve kültürelleşmesi konusunu bir kez daha düşündüm. Türkiye'mizin demokrasi adına kat ettiği mesafelerle bir kez daha gurur duydum.

Günün temennisi:

Başkan Kadir Özkan Bey, keşke yargı, yargıç, adalet konularında bir kitap kaleme alsa...