Hasan Hüseyin ÖZ

hasan.oz@star.com.tr

Anglo-Sakson yarılması

İngiltere Kralı Charles'ın ABD ziyareti, diplomatik açıdan dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.

Karşılama töreninde Donald Trump protokolü bozarak öne geçti.

Beyaz Saray görüşmeyi "iki kral" ifadesiyle duyurdu.

Aynı günlerde ABD genelinde "Krala hayır" protestoları sürdü.

Kongre'deki konuşmada esprili ve iğneleyici ifadeler öne çıktı.

Resmî açıklamalarda dostluk vurgusu yapıldı.

Ancak verilen mesajlar, iki ülke arasındaki görüş ayrılıklarının sürdüğünü net bir şekilde gösterdi.

'ÖZEL İLİŞKİ'NİN YORULAN DİLİ

Anglo Sakson deyince modern kapitalist dünya anlaşılmalı.

Güneş batmayan imparatorluk ve onun mirasçısı Wasp yani Beyaz Anglo-Sakson Protestan Amerika anlaşılmalı.

Dolayısıyla son üç yüz yıllık siyaseti ve jeopolitik düzeni konuşacaksak, bu uzun bacaklı soluk benizlilerin tarihini ve Atlantik'in iki yakasındaki ülkeler arasındaki ilişkileri, rekabeti bilmek gerektiğini düşünürüm ben.

Söz gelimi 45 sonra İngiltere aklı, Amerika gücüyle birleşti; dünya düzeni bu eksende kuruldu.

Winston Churchill ile Franklin D. Roosevelt döneminde inşa edilen "özel ilişki", aslında bir güç dengesi mutabakatıydı.

Ama bu birliktelik, tarihsiz değildi.

Aksine, çok daha eski bir rekabetin geçici olarak bastırılmasıydı.

Biraz daha tarihin derinliğine gidelim mi...

Anglo-Sakson dünyanın kökleri, merkezde doğan bir medeniyetten ziyade; kenarda büyüyen ve boşlukları fırsata çeviren bir yapıya dayanır. Roma çekildiğinde Britanya bir sınır hattıydı. O hattı dolduran Angl ve Sakson kabileleri, uyum sağlayarak değil, alan açarak var oldu.

Bu zihniyet, ilerleyen yüzyıllarda başka bir forma büründü.

İMPARATORLUK HAFIZASI VE YENİ GÜÇ REFLEKSİ

İngiltere, bir önceki dünya imparatorluğu olarak bu sistemin erken mimarisini kurdu.

Ticaret yollarını, finansı ve dolaşımı organize eden bir yapı inşa etti.

Bu sistemin temelinde akışları kontrol etmek vardı.

Buradaki akışlar, yani malların, enerjinin, paranın ve ticaret yollarının dolaşımı...

Korsan Francis Drake ile başlayan ve Doğu Hindistan Kumpanyası ile kurumsallaşan model, bu yaklaşımın ilk örnekleriydi. Bu refleksin günümüzde de sürdüğü görülüyor

Amerikan Devrimi sonrasında ortaya çıkan ABD ise bu yapıyı devraldı ve genişletti.

Son imparatorluk olarak ABD, kapitalist dünya sistemi içinde hegemon haline geldi.

Ancak bu hegemonya yeni bir düzen kurmaktan çok, mevcut düzeni genişleterek sürdürmeye dayandı.

Sistem, merkezde oluşan maliyetleri çevreye yayabilme kapasitesi üzerine kuruldu.

GÜNÜMÜZDEKİ AYRIŞMALAR

Bugün yaşananlara bu çerçeveden bakmak gerekiyor.

Ortada yeni bir düzen kuran bir güç yok.

Ortada, çözülmekte olan bir sistem var.

İngiltere ve ABD bu sistemin dışında değil.

İkisi de aynı yapının içinde hareket ediyor.

Fark, verdikleri tepkide:

İngiltere daha temkinli ve denge arayan bir çizgide.

ABD daha doğrudan ve zorlayıcı bir yaklaşım içinde.

Bu nedenle aynı başlıklarda farklı pozisyonlar ortaya çıkıyor:

NATO'nun rolü

Paris İklim Anlaşması ve çevre politikaları

İran özelinde Orta Doğu'daki askeri tercihler

ANGLO-SAKSON BLOK GERÇEKTEN BÖLÜNÜYOR MU?

Tarih bize şunu söylüyor: Anglo-Sakson dünya tamamen kopmaz, ama yön değiştirdiğinde gerilim üretir.

Bugün olan tam olarak bu.

Küresel Güney'in yükselişi, yeni güç merkezlerinin ortaya çıkışı, Anglo-Sakson dünyanın alıştığı tek merkezli düzeni zorluyor.

Bu baskı altında ABD daha sert, daha doğrudan bir güç kullanımı eğilimine girerken; İngiltere çok taraflı dengeyi korumaya çalışıyor ve sessizce eski boşalttığı yerlere sızıyor.