Günlerdir kahroluyoruz.
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki olaylar hepimizin yüreğini acıttı.
Söz konusu olan çocuklarımız olunca, her şey anlamını yitiriyor ve önceliğimiz çocuklarımız oluyor.
Medyada çok şey konuşuldu, çok şey yazılıp çizildi.
Sürekli suçlayıcı paylaşımlar gündeme geldi.
Anne-babalar öğretmenleri, toplum anne-babaları, muhalifler iktidarı suçladı.
Suçlayıcı olmaktan öte artık çözüm odaklı yorumlar yapmanın zamanıdır.
Şu kaçınılmaz bir gerçek ki; gençlerle aramızdaki nesil farkı hiç bu kadar açılmamıştı!
Her şeyden öte aynı dili konuşmuyoruz!
Toplumu, aileyi ve geleceğimizi kurtarmanın yolu; toplumsal seferberlikten geçer!
Kimse, bu konunun dışında değil!
Öncelikli iş; eğitimi organize eden devlete düşüyor. Gün içerisinde evden çok okulda zaman geçiren çocuklarımız için müfredatın değer odaklı güncellenmesi gerektiğini düşünüyorum. CHP'lilerin sürekli eleştirdiği Maarif Modeli'ni yeterli bulmuyor ve daha fazlasını istiyorum.
Çünkü var olan sistem özünü koruyor. Ve çocuklarımız, aşırı seküler yapı içinde köklerinden uzakta yetişiyor.
Okul müfredatı merhamet, yardımseverlik, paylaşımcılık ve empatiyi aktarabilmeli!
Öğretmenlerin çocuklar üzerindeki otoritesi yeniden iade edilmeli!
Gelelim TV ekranlarına!
Şiddet içeren diziler, kadın cinayetleri ve ihanetleri konu alan programlar, toplumu dejenere eden ve zaman kaybedilmeden yasaklanması gereken toplum ifsadçılarıdır.
Topluma her gün bir doz ahlaksızlık aşılanıyor. Hepsi topluca yayından kaldırılmalı.
Yıllardır şikayet edilen bu konuda bir gelişme olmadı. Bakalım yaşananlar inisiyatif sahiplerini harekete geçirecek mi?
Avrupa'da kadın cinayetleri, TV'lerin hiçbirinde haberlere konu dahi edilmezken bizde neredeyse belgeseli çekilecek. Rusya'da şiddet içeren diziler asla ve kat'a yayına konmaz. Peki bizim halkımız bu kadar mı değersiz? Bu konuyu neden gündemin ilk sırasına yerleştiremiyoruz? Bu soruların cevaplarını sizlere bırakıyorum.
DEMOKRATİK AİLE YAPISI ÇÖZÜM DEĞİL!
Mesele çocuk eğitimi olunca; öncelikli görev anne-babanındır.
Anne-babalık yapmak, günümüzde o kadar zor hale geldi ki...
Yıllardır bir kısım psikolog çevresi, anne-babaları yanlış yönlendiriyor. "Helikopter ebeveyn olmayın" yönergesinde bulunuyorlar. "Demokratik aile yapısı en sağlıklı olandır" diyerek aileleri uçurumdan aşağı atıyorlar.
Peki, dürtüsel çocuğu olan ne yapacak? Tüm kötü senaryoların yaşanmasını mı bekleyecek?
Her aile kendi içinde özel şartlar taşır. Her aile kendi modelini üretmek zorunda.
Üç çocuk annesi olarak ve psikoloji alanında dirsek çürütmüş bir gazeteci olarak hem okumalarıma hem de deneyimlerime dayanarak şu ifadeleri size emanet olarak bırakabilirim.
Ebeveynler sevgi-disiplin dengesini koruyarak çocuklarıyla ilişki biçimi geliştirmeli. Sevgisiz disiplin ya da disiplinsiz sevgi ikisi de eksik kalır.
En önemli hususlardan diğeri de; tutarlılık!
Bir kural varsa, sonuna kadar o kural korunmalı. Anne-babalar kavgasını veremeyeceği kuralı asla koymamalı. Kural varsa, sonuna kadar uygulanması noktasında mücadelesi verilmeli.
Çocuklara koyulan kurallar kapsamında anne ve baba çok iyi bir takım oyuncusu olmak zorunda. Asla birbirini eleştirmeyen bilakis birbirini onaylayan ve tamamlayan bir portre çizmeliler. Tartışma ve istişare çocukların yanında olmamalı. Çocuklar ebeveyni kurallar hakkında tam mutabık ve kararlı görürlerse uyum sağlamakta daha az direneceklerdir.
Toplum içinde bazı hususlarda ne yazık ki hastalıklar oluştu.
Güç ve otorite simgesi olarak babanın rolü azaltıldı. Kadınlar bunu yaparlarken bu tutumun çocuklara da yansıyacağını düşünmüşler miydi acaba?
Anne; şefkat, baba; otoriteyi temsil ettiği sürece çocuklarla doğru yaşam dengesi kurulur. Anne bu denklemde daha az yorulur. Çünkü fıtrat bunu gerektirir. Kadim aile anlayışını yeşertmek herkese iyi gelir.
Her şeyi yerli yerine koyduğumuzda adalet gerçekleşir. Daha fazla role talip olmak, kadınlara da zulümdür. Umarım kadınlar bu durumun farkına varır.
Bir örnek vermek gerekirse; Çocuğa akıllı telefon alma yaşı aile içinde 16 olarak belirlendi diyelim. Peki bu kuralı çocuklara kim kabullendirecek? Çocuklara yönelik internet kısıtlaması ya da ekran süresi takibini kim yapacak? Elbette aile içinde güç ve otorite simgesi olan babanın yapması gerekiyor. Bu güç mücadelesi içine anne asla girmemeli, sadece babayı destekleyici ve onaylayıcı yönde tavır almalı.
Bir diğer hastalıklı durumu da yazmak isterim.
Çocuklar anne ve babadan istek ve talepler konusunda geleneksel anlayışı seçiyor ve fakat vermeye gelince gayet modernist ve seküler tutumu takınıyor.
Yani anne ve baba, eğitimden giyim kuşama, harçlıktan her türlü aile imkanına varana dek gayet cömert davranıyor. Çocuğun görev ve sorumluluklarına gelince aynı anlayışı göremiyoruz. Çocuk geleneksel anlayışı benimsemişse ev işlerine yardım etmesi, anne-babaya saygı ve hürmette kusur etmemesi, ailesine yönelik müşfik bir tutum geliştirmesi gerekirken gayet bencil ve bireyci bir yaklaşıma girebiliyor. Üstelik hayat akışını tamamen kapalı devre sürdürüyor.
Kafalar iyice karışmış durumda.
Ebeveynler üstelik çocuklar tarafından sosyal medyada engelleniyor. Çocuğun arkadaş çevresine dair hiçbir iletişim kurulamıyor, çocuğun telefonu ve bilgisayarı denetlenemiyor.
Anne-babalara haklarını yeniden hatırlatma zamanı!
Çocuk 18 yaşına varana kadar onun telefonuna, bilgisayarına bakabilir, denetleyebilir ve takip edebilirsiniz. Bunu mutlaka yapmalısınız. Çocuğun özel hayatı diye bir şey yoktur!
"Ahir zamanda anneler, efendilerini doğuracak" derlerdi de... "Nasıl olacak acaba?" derdim. İşte böyle oluyormuş. Çocuklar evde efendi pozlarında, anne-babalar da talimat alan "görevli" gibi.
Çok yazık!
Artık toparlanma zamanı!
Geleneksel kodları hatırlamalı ve kendimize çeki düzen vermeliyiz.