Hasan Hüseyin ÖZ

hasan.oz@star.com.tr

Ateşkes ilan edildi

Ama sahada ateş kesilmedi.

İsrail ve Hizbullah, son saatlere kadar karşılıklı saldırılarına devam etti. Füzeler düştü, hava saldırıları sürdü. Yani kâğıtta yazanla sahada olan aynı değil. Bu tabloyu süslemeye gerek yok. Gerçek şu: silahlar susmadan barış ilan ediliyor.

Amerikan yönetimi "10 günlük ateşkes" diyerek süreci başarı hikâyesine çevirmeye çalıştı. Donald Trump bir günde "savaşı bitiren lider" rolüne geçti. Aynı Trump, birkaç gün önce açık açık şunu söylüyordu:

"İran teslim olmazsa taş devrine döner."

Bu gelgitin sebebi net!

Hatırlayın...

ABD yönetimi hızlı, düşük maliyetli bir sonuç bekledi. Washington, İran'ın geri adım atacağını varsaydı. Bu varsayım gerçekleşmedi. İran karşılık verdi, devlet mekanizmasını ayakta tuttu, boşlukları hızla doldurdu. "Taş devri" tehdidi sahada karşılık bulmadı. Çünkü bu tehdidin hayata geçmesi, sadece İran'ı değil, Körfez ülkelerini, enerji hatlarını ve küresel ekonomiyi doğrudan sarsacak bir maliyet üretti.

Bu noktada ateşkes bir tercih olarak değil, bir mecburiyet olarak devreye girdi.

Ama sahada başka bir savaş daha yürütülüyor.

ABD Hazine Bakanlığı yaptırımları genişletti. Washington, Çin bankalarına uyarı mektupları gönderdi. Amerikan yönetimi, İran petrolünün akışını kesmeye çalıştı. ABD donanması Hürmüz hattını baskı altına aldı. Gemiler yavaşladı, bazı tankerler rota değiştirdi. Fakat enerji akışı tamamen kesilmedi.

Burada kritik mesele şu:

ABD artık sahada sonuç almakta zorlandıkça, akış üzerinde baskı kurmaya yöneliyor.

Enerji akışı, ticaret akışı, finans akışı... Bu hatları kontrol eden taraf, oyunun yönünü belirliyor. Ancak bu hatlar parçalı, çok merkezli ve esnek bir yapıya sahip. ABD bir noktayı sıkıyor, Çin başka bir kanaldan devreye giriyor. Bu nedenle baskı artıyor, fakat sonuç sınırlı kalıyor.

Ateşkeslerin kalıcı olmamasının nedeni de burada yatıyor.

ABD, İsrail, barış için durmuyor. Taraflar, maliyet yükseldiği ve risk büyüdüğü için tempoyu düşürüyor. Her aktör mevcut pozisyonunu koruyor, sadece ritmi yavaşlatıyor. Yani masada verilen görüntü, sahadaki gerçekliğin tam karşılığı değil.

Sahaya baktığımızda tablo şöyle:

İran geri adım atmıyor. İsrail sahada istediği sonucu alamıyor. ABD baskıyı artırıyor ama dengeyi kıracak bir sonuç üretemiyor. Çin süreci izliyor, gerektiğinde ekonomik ve diplomatik ağırlığını hissettiriyor. Körfez ülkeleri ise riskin büyüklüğünü görerek daha temkinli hareket ediyor.

Bu denklemde hiçbir aktör kaybettiğini kabul etmiyor.

Ama hiçbir aktör kazandığını da ilan edemiyor.

İşte bu yüzden Trump'ın tehditleri ABD'nin askeri kapasitesinin sınırlarını ortaya koydu. Yıkım gücü yüksek olabilir; fakat bu yıkımın maliyeti artık sadece hedef ülkeye yazılmıyor. Küresel sistem öylesine iç içe geçmiş durumda ki, bir bölgede yakılan ateş, başka bir bölgede ekonomik daralma olarak geri dönüyor.

Bu yüzden bütün aktörler aynı gerçeği görüyor:

Bu savaşın kesin bir sonu yok.

Bu savaşın sadece evreleri var.

Bugün ilan edilen ateşkes, kalıcı bir barış anlaşması değil. ABD, İsrail ve İran için bu ateşkes bir nefes aralığıdır. Taraflar yeniden pozisyon alıyor, askeri ve ekonomik hesaplarını güncelliyor, eksiklerini kapatıyor.

Ve ardından...

Aynı gerilim, farklı bir başlıkla yeniden sahaya sürülüyor.