Resul TOSUN

rtosun@star.com.tr

Bin lira, milyon liradan ne zaman daha büyük olur!

Devletimiz bir tarafta dünyanın odaklandığı büyük uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapıyor ve ülkemize olan güvenimizi tazeliyor.

Diğer taraftan dijital bağımlılığın getirdiği Şanlıurfa ve Kahramanmaraş olaylarının etkisiyle ailemize, eğitimimize ve yönetimimize olan güvenimizi sorguluyoruz.

Bir tarafta yenidünya düzeninin kuruluşunda önemli rol oynayacak gücümüzle iftihar ederken diğer tarafta yeni kuşaklarımızın geleceğinin endişesini taşıyoruz.

Büyük ve önemli bir ülke olduğumuzdan hiç şüphe yok.

Başkan Erdoğan'ın himayesinde ve Dışişleri Bakanlığı'nın ev sahipliğinde 17 Nisan'da başlayan Beşinci Antalya Diplomasi Forumu bugün sona eriyor.

150 ülkeden 40 dışişleri bakanı, 50 bakan,75 uluslararası kuruluş temsilcisinin katıldığı forum, diyaloğun teşviki, güvenin yeniden tesisi ve daha güçlü bir işbirliği içine girilmesine, gelecek nesiller için daha barışçıl, istikrarlı ve dayanıklı bir dünyanın inşasına yönelik yol haritasının şekillendirilmesine katkı sağlamak amacıyla toplandı.

Kuzeyimiz güneyimiz yanarken, dünya devleri birbiriyle bilek güreşi yaparken Türkiye bir istikrar adası olarak barışın anahtarını taşıyan konumunu koruyor.

İstanbul'da da bir başka uluslararası toplantı olan Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152. Genel Kurulu "Gelecek Nesiller için Umudu Yeşertmek, Barışı Sağlamak ve Adaleti Temin Etmek" temasıyla toplandı.

77'si parlamento başkanı olmak üzere 157 delegasyon ve 800'den fazla milletvekili ile yaklaşık 2 bin 500 katılımcı Genel Kurul için kayıt yaptırdı.

Organizasyon boyunca Genel Kurul oturumları, daimi komitelerin çalışmaları, forumlar ve tematik toplantılar olmak üzere 80'den fazla etkinlik gerçekleştirildi.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, PAB'ın 152'nci Genel Kurulu hazırlıklarını bizzat takip ederek, ilgililerle koordinasyon toplantıları gerçekleştirdi.

15 Nisan'da başlayan PAB toplantısı da bugün sona eriyor.

Dünya ve bölge meseleleriyle doğrudan ilgili bu iki önemli toplantının da ana teması gelecek nesiller için umudu yeşertmek idi.

Bu iki dev toplantının ana temasının haklılığını te'yit edercesine Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta iki elim olay yaşandı.

Birilerini suçlayarak bir yere varamayız.

Aile ve eğitim başta olmak üzere devlet olarak ve toplum olarak hepimizin sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmeliyiz.

Ailenin ilgisizliği ve yetersizliği, eğitimin kifayetsizliği sonucu aidiyet duygusunu kaybeden yeni kuşakları dijital bağımlılık maalesef istediği yöne sürükleyebilmektedir.

Ebeveynin daha bebek çağındayken telefon ve tabletlerle çocuklarını eğlendirmesi, dijital bağımlılığın temelini oluşturuyor maalesef.

Tabletle büyüyen çocuğun dijital bağımlılığı sürpriz olmuyor tabii ki.

Çocuğun dijital dünyada nerelerde sörf yaptığını kontrol edemeyen ebeveynlerin de karşılaştıkları sonuca itiraz hakları olmaz.

Ektiklerini biçmiş oluyorlar.

Eğitim ikinci derecede sorumlu bence. Müfredatıyla doğruyu ve yanlışı, helalı ve haramı öğretmeyen ve ahlaki bir aidiyet hissi oluşturmayan eğitim sisteminin, çocukları dijital dünyanın kurbanı yapmasına şaşmamalıdır.

Ahlaki aidiyetin temelinde din vardır.

Sahih İslam inancını öğretemediğimiz sürece hem dijital bağımlılığın olumsuzluklarından hem de FETÖ benzeri yapıların zararından kurtulmamız mümkün değildir.

Sahih İslam inancına ve ahlakına sahip olmayanlar için pedofil, taciz, tecavüz, cinayet, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, irtikap ve her türlü ahlaksızlık genellikle doğal hale gelir!

Herkesin başına bir polis dikilemez ama kalbine her dem onu gören birinin olduğu ve ona hesap vereceği inancı yerleştirilebilir!

Bin lira helal paranın bir milyon lira haram paradan daha büyük olduğunu öğretemezsek bir milyon lira yani haram daima kazanır.

Dijital bağımlılık önemli bir sorundur, önüne geçmek için aile ve eğitime önemli görevler terettüp etmektedir.

Sorumluluğun ikinci ayağı zararlı dijital mecraların engellenmesidir ki orada da görev yönetime düşmektedir.

Ancak dijital âlemde her gün yeni yazılımlar yeni algoritmalar devreye girdiği için bugün engellenen mecra bir başka yöntemle ertesi gün hatta birkaç saat sonra aşılabilmektedir.

O yüzden de yönetim nasıl ki sokaktaki kargaşayı önlemek için binlerce güvenlik görevlisi istihdam ediyorsa siber mecralar için de anında değişen zararlı programları ve yazılımları takip edecek güçlü bir kadro kurmalı ve dijital mecraları sürekli takip altında tutmalıdır.

Aslında 99 yıl önce 27 Haziran 1927 tarihinde 1117 sayı ile KÜÇÜKLERİ MUZIR NEŞRİYATTAN KORUMA KANUNU adında bir kanun çıkarılmış.

Bu kanun basını takip eden 11 üyeden oluşan bir kuruldan bahseder.

Ama bu kanun kağıda basılı yayınları esas aldığı için dijital mecraları kapsamıyor. Şimdi bu kanun tadil edilerek dijital yayınları yakından takip edecek yeni bir birim oluşturulabilir.

Gerçi Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde daire başkanlığı düzeyinde Siber Suçlarla Mücadele birimi var ama artık son olaylar en azından bir genel müdürlük düzeyine çıkarılması ya da müstakil bir bakanlık kurulmasını gerektirecek ehemmiyete haiz olduğunu gösteriyor.

Evet, başlı başına bir bakanlık bile kurulabilir.

İçişleri Bakanlığı'nın dijital mecraları takip eden versiyonu yeni bir bakanlık olabilir.

Ve de olmalıdır...