Vahdettin İNCE

vahdettin.ince@star.com.tr

Bir Temmuz sabahı biçtiler bizi, gök ekin biçer gibi

Önceki gün Zilan katliamının yıldönümüydü. Yarın 15 Temmuz hain darbe girişiminin yıldönümü. 11 Temmuz da 8 bin Boşnak'ın hunharca katledildiği Srebrenitsa katliamının yıldönümüydü. Kültürü, siyaseti, ekonomisi, felsefesi, ideolojisi ve bütün kavramlarıyla Batı medeniyetinin bu topraklara egemen olmaya başlamasından beri bu millete günyüzü göstermediğinin kanıtları bütün bu soykırımlar. 13 Temmuz 1930 tarihinde Van-Erciş'e bağlı Geliyê Zîlan adı verilen vadide yer alan onlarca köyde yapılan katliamın üzerinden tam 96 yıl geçmiş. Zîlan, bir vadidir ve ortasından bir dere geçer, Erciş'in kıyısından kıvrılarak Van gölüne dökülür. Dönemin Tek Parti iktidarının resmi yayın organı konumundaki Cumhuriyet gazetesinin "Zilan deresi ağzına kadar ceset dolmuştur" diye bir zaferi anlatır tarzda haber yaptığı dere. Kemalist iktidarın, Ağrı isyanını bahane ederek o günleri görenlerin şahitliğiyle ot biçmekle meşgul (temmuz ayı bizim oralarda ot biçme mevsimidir) Kürt köylüsüne gücünü gösterdiği uğursuz yıllar.

Zîlan'ın ortasından sadece dere geçmez. Ceset dolu vadinin tam ortasından onlarca, yüzlerce insan hikayesi de geçerek Ercişlilerin yüreğine konar. Bu hikayelerin birçoğunun kahramanlarını gördüm, birinci elden duydum. Bizim köy, coğrafi olarak Zilan vadisinde yer almasa da beşeri olarak o vadinin, cesetler dolusu derenin kanlı geçmişinin bir parçasıdır. Bu yüzden çokça hikaye duymuşluğum var. Tabi bu hikayeler "ağzına kadar kan, lebalep ceset" dolu olduğu için ve bunlar da bendeniz dahil birçok yazar ve araştırmacı tarafından yazıldığı için detayları vermek istemiyorum. Merak edenler, değerli araştırmacı Mehmet Baran'ın bizzat görüştüğü son tanıklardan dinlediklerini kaleme aldığı "Geliyê Zîlan Katliamları" adlı eserine bakabilirler. Bugün katliamın, dereler dolusu cesetlerin arasından geçen bir insan hikayesini anlatmak istiyorum. Kürt'e dair, Türk'e dair, görkemli tarihine sürülen ırkçılık lekesine rağmen nabzı atan ümmet coğrafyasının bu köşesinde geleceğimizi kurtaracağına inandığım kardeşliğe dair bir hikaye.

Erciş'te aslen Kürt olup kendilerine Türk diyen aileler yaşadığı gibi gerçekten Türk olan aileler de yaşar. O ailelerden birinin çocuğu, ortaokulda sınıf ve sıra arkadaşımdı. Bir vesileyle bana anlatmıştı: Dedemden duydum, diye söze başlamıştı. Derviş beyin (Katliama öncülük eden milis gücü komutanı) milisleri Zilan'da katliama başlarken kaçanlar kaçmış, kalanlar da kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürülmüşlerdi. Bu arada köyler tamamen yakılmış, sahipsiz kalan sürülerce koyun, keçi ve sığır da savaş ganimeti gibi Erciş'in kıyısındaki bir alana toplanmıştı. İnsanlar, özellikle kasaplar gidip bu hayvanları çok ucuz fiyatlarla satın alabiliyorlarmış. (Arkadaşımın anlattığına göre, dedesi on sene boyunca kasaplardan et almamış, Zilanlıların gasp edilmiş malıdır, haramdır, diyormuş). Arkadaşımın dedesi, Erciş çarşısına giderken yolu hayvanların tutulduğu bölgenin yanından geçiyormuş. Bir gün yine oradan geçerken bir sene önce Zilanlı ince uzun esmer bir adama sattığı bir çift öküzünü de görür. Yüreğine bir hançer saplanmış gibi yolun kenarına çömelir. Adamın da katliamda öldüğünü düşünür. Ama öküzlerini de orada bırakmak istemez. Belki çocukları geride kalmıştır ya da bir akrabası yaşıyordur ve bir yerde rastlarım, öküzleri onlara veririm diye öküzleri satın alır. Bir müddet bu öküzleri yanında tutar. Bölgede hayat normale döndükten, daha doğrusu Tek Parti iktidarı gerekli gözdağını verdiğini düşündükten sonra kaçanlar için af çıkarır. Arkadaşımın dedesi, Erciş çarşısında dolaştığı bir gün, öküzleri sattığı adama benzer biri gözüne ilişir. Ardından koşarak yetişir. Ta kendisi. Adam, köylerinin nasıl kuşatıldığını, çoluk çocuğun nasıl süngülerden geçirildiğini ve kendisinin nasıl günlerce aç susuz dağlarda saklandığını, ot ve ağaç yaprağı yiyerek hayatta kaldığını, en sonunda İran hududunu geçtiğini anlatır. "Af çıktığını duyunca da geri geldim, keşke gelmez olaydım, geride hiç kimse kalmamış" diyerek göz yaşı döker. Arkadaşımın dedesi, hiçbir şey söylemeden elinden tutarak evine götürür ve ahırın kapısını açar. Adam öküzlerinin yaşadığını görünce sevinç göz yaşlarına boğulur. "Bütün yakınlarım hayattaymış gibi sevindim" der.

Tek Parti rejimi, genelde bütün milletimizin, özelde Kürtlerin çok şeyini gasp etti, dinini, dilini, kimliğini, yazısını talan etti. Bu yüzden kardeşlik uğruna atılan, atılacak olan her adımı, az çok demeden, yitiğini bulmuş gibi büyük bir sevinçle karşılamak gerekir.