M. Yalçın YILMAZ

yalcin.yilmaz@star.com.tr

Bitmeyen Savaşlar Çağı

Hürmüz'de gerilim düşer gibi oluyor, yeniden yükseliyor. Gemiler bekliyor, sigorta maliyetleri artıyor, petrol fiyatları tedirginlikle hareket ediyor. Ukrayna'da ise savaş 4 seneyi aştı. Taraflar birbirinin enerji altyapısına ve lojistik hatlarına atışlar yapıyor.

Artık savaşların nasıl başladığından çok niçin bitirilemediği sorusuyla meşgulüz. Çünkü savaş yöntemleri değişti. Artık savaş enerji hatlarında, limanlarda, bankacılık sistemlerinde, sosyal medyada, siber ağlarda, göç yollarında ve diplomasi masalarında da devam ediyor.

Hibrit savaş dediğimiz şey de bu.

Cephede çatışmalar durduğunda savaş bitmiyor. Yaptırımlar, siber saldırılar, enerji baskısı, deniz geçişlerindeki riskler, finansal kısıtlamalar, teknoloji ambargoları, ticaret savaşları, vekil güçler ve algı operasyonları devreye giriyor. Savaş askeri gücün dışında ekonominin, teknolojinin, bilginin, enerjinin ve toplumsal direncin birlikte kullanıldığı uzun süreli bir bilek güreşine dönüşüyor.

Bu bilek güreşinde ekonominin kendisi de giderek bir silaha dönüşüyor.

Son yıllarda daha sık kullanılan bir kavram var: Ekonominin silahlaştırılması. İktisadi araçlar refah üretmekten ziyade rakibi zayıflatmak, yönlendirmek yahut caydırmak için kullanılıyor.

Hürmüz Boğazı bu bakımdan yalnızca bir deniz geçidi değil. Küresel ekonominin sinir uçlarından biri. Burada yaşanacak her gerilim petrol fiyatlarını, sigorta maliyetlerini, Asya ile Avrupa arasındaki tedarik akışını ve piyasa beklentilerini doğrudan etkiliyor.

Aylar süren savaştan sonra Hürmüz artık askeri olduğu kadar jeoekonomik bir mücadele alanı. İran açısından Hürmüz Boğazı savunulacak bir sahadan çok gerektiğinde küresel sisteme maliyet yükleyebilecek bir baskı aracı haline dönüştürüldü. Buna jeoekonomik baskı diyebiliriz. Daha sert bir ifadeyle jeoekonomik şantaj da denebilir.

Çünkü Hürmüz'ün kapatılması ya da kapatılacağı söylentisi ağır sonuçlar üretti. Tankerlerin rotası değişti, enerji fiyatı yükseldi, piyasalarda belirsizlik arttı, sanayi üretimi maliyet baskısı hissetti ve enflasyonu tetikledi. Böylece bölgesel bir kriz, küresel ekonomik krizin tetikleyicilerinden biri hâline dönüştü.

Ukrayna savaşı da aynı mantıkla seyrediyor.

Savaş artık sınır hattındaki kasabalar üzerinde yürümüyor. Rusya enerji altyapısını hedef alıyor. Ukrayna ise Rusya'nın rafinerilerini, yakıt depolarını, limanlarını ve lojistik merkezlerini vuruyor. Batı cephesi yaptırımlarla Rus ekonomisini sıkıştırıyor. Rusya enerji, tahıl, kritik hammaddeler ve yüksek askeri kapasitesi üzerinden karşılık veriyor.

Birinci dünya savaşından daha uzun süren Ukrayna-Rusya savaşı cephenin yanı sıra boru hatlarında, üretim zincirlerinde ve ekonomik direnç hattında devam ediyor.

Bu yüzden Hürmüz ile Ukrayna arasında ilk bakışta uzak görünen ancak etkileri itibariyle benzerlikler var. İkisinde de savaş, askeri hedeflerin ötesine taşıyor.

Diplomasi çalışıyor ancak bu diplomasi çoğu zaman barış kurmak için değil, savaşın kontrolden çıkmasını önlemek için çaba sarfediyor. Taraflar masaya oturuyor, açıklamalar yapıyor, arabulucular devreye giriyor, mutabakat metinleri hazırlanıyor. Ama yine de sahadaki gerilim bitmiyor.

Bu yüzden haber akışlarında takip ettiğimiz çatışmalar uzun süreli bilek güreşine benziyor. Taraflar birbirini deviremiyor ama sürekli yoruyor, dengeliyor, maliyet yüklüyor. Hürmüz'de gemi trafiğiyle oynanan baskı da, Ukrayna'da enerji altyapısına yönelik saldırılar da bu bilek güreşinin parçalarıdır.

Yeni dünya düzeni bir barış düzeni kurmak yerine sürdürülebilir istikrarsızlık ve kriz yönetimi düzeni olarak dayatılıyor. Büyük güçler krizleri tamamen çözmekten çok, kendi lehlerine yönetilebilir seviyede tutmaya çalışıyor. Çünkü hibrit savaş çağında zafer elde etmek kadar, rakibin maliyetlerini sürekli artırmak hedefleniyor.

Mevcut durum devletlerin güvenlik anlayışını da değiştiriyor. Artık güçlü ordular, uçak gemileri yetmiyor. Dayanıklı ekonomi, güçlü savunma sanayii, enerji güvenliği, siber kapasite, toplumsal bütünlük, tedarik zinciri esnekliği ve diplomatik manevra alanı aynı güvenlik mimarisinin parçaları haline geliyor.

Ankara'daki NATO Zirvesi de esasında konvansiyonel savaştan çok hibrit savaş konseptiyle anlaşılabilir. Aslolan savunma için gerekli bütçeyi bulmak ve gerekli üretimi yapmak. Parayı kimler verecek, üretimi kimler yapacak? Önümüzdeki yıllar boyunca devletlerin gündeminde yer alacak savunma/güvenlik başlığı daha da önem kazanacak. İktisadi çarkların dönmesi için daha gerilimli bir döneme giriyoruz.