Reuters Ajansı'nın bültenlerinde verdiği haber-yoruma göre, Amerika, NATO'dan müttefiki olduğu Türkiye'ye 700 milyon doların üzerinde değerde onlarca jet motoru satma niyetini Kongre'ye resmen bildirdi, 27 Haziran günü. Amerikan Dışişleri Bakanlığı, "ABD hükümeti, siyasî, askerî, ekonomik, insan hakları ve silah kontrolü unsurları'nı göz önünde bulundurarak bu ürünlerin ihracatına lisans vermeye hazırdır" ifadesini kullandı.
Böylece, Türkiye'nin 2016'da başlattığı ilk yerli savaş uçağı KAAN'a güç verilecek.
Türkiye'nin 2019'da, Amerika'dan istediği hava savunma sistemini vermeyince Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerini satın alması ABD ile ilişkileri bozmuş; Washington yaptırım uygulayıp Türkiye'yi F-35 programından çıkarmış ve Amerikan Kongresi, ayrıca, Ankara S-400'lere sahip olduğu sürece F-35 satışını yasaklayan bir kanun çıkarmıştı.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Türkiye'nin F-35 programına dönme ihtimalinin incelendiğini söyledi. Trump ise gazetecilere "Muhtemelen onları çok mutlu edecek bir şey yapacağım" dedi. Erdoğan için övgülerini sürdüren Trump, "Erdoğan güçlü bir adam; güçlü bir lider..' ifadelerini kullanıyor. Satış, Trump'ın Erdoğan'a ve önümüzdeki hafta, Ankara'da yapılacak kritik NATO Zirvesi öncesinde Türkiye'ye yönelik önemli bir jest olarak değerlendiriliyor. Ancak, diplomatik çevreler, Amerikan Başkanı Trump'ın, Türkiye Başkanı Erdoğan için aylardır dile getirdiği, olağandışı övgülerin hedefini izah etmekte zorlanıyorlar. Erdoğan ise, Trump'ın bu gibi alışılmışın çok ötesinde övgülere itibar etmemekle beraber, bu komunu da genel olarak bir görüş açısı belirtmiş oluyor..
Görelim Mevlâ neyler..
*Ancak, gelişen bütün bu durumlar, Müslüman dünyasında, 'İslam İşbirliği Teşkilatı'nı hemen canlandırıp harekete geçirmesi gerektiğine dair düşünceleri daha bir güçlendiriyor.. Öte yandan, Türkiye'ye istediği silahı vermeyen NATO'daki müttefiklerinin bu tutumunun NATO'yu ciddî sûrette yaraladığı ve Türkiye'nin de, 'Dünya yeniden kurulur ve o yeni dünyadaki yerini alır..' şeklindeki sözleri tekrar edeceği belirtiliyor.. Bu arada, Türkiye'nin de NATO üyesi olmasına rağmen, Türkiye ile İsrail arasındaki soğukluğun nasıl giderileceği konusunda bir belirsizlik ve çözümsüzlüğün giderek daha da güçlendiği bilhassa belirtiliyor. Çünkü, Türkiye ile NATO arasında bir soğukluk arttıkça, bu gelişmenin Rusya'yı memnuniyete sevk ettiği belirtiliyor, diplomatik çevrelerde.. Hele de, NATO ile Türkiye arasındaki gerilimin şiddetlenmesi halinde, bu durumun NATO'da bir bölünmeye dönüşmesi ihtimali karşısında, eski Varşova Paktı ülkelerinin ellerini memnuniyetle oluşturduğu şeklinde yorumlanıyor..
*
**
*Ve, bir toplantıdan NOTlar : Evvelki akşam, İstanbul-Taksim Camii'nin altındaki Kültür Merkezi'nde Doğu Türkistan üzerine bir toplantı vardı. Konuşmacılardan bazıları Doğu Türkistan'dan , Çin'den gelenlerden idiler. Bazıları da, Türkistan'ın yaşadığı esareti bir kalb sancısı halinde, hissedenlerdi. (Çin'in tahakkümü alanında yaşayan Müslüman Türkistan halkının nüfusu konusunda (kesin bir rakam ifade etmenin zorluğunu, bu vesileyle tekrar hatırlatalım.. Bu konudaki rakamlar Çin devleti tarafından bildirilmediği için, bir tahminden ileri geçemiyor.. Ve genel olarak 40 -50 milyon kadar telaffuz ediliyor.
Sadece şu kadarını hatırlatayım.. Prof. İhsan Süreyya Sırma hoca, 8-10 yıl öncelerde Çin'e yaptığı ve sanırım 2 aya yakın bir süre devam eden bir araştırma gezisiyle ilgili müşahedelerini anlatırken, 'Çin'de, Doğu Türkistan'daki Müslüman halkla ilgili olarak 40-50 milyon civarında bir rakam telaffuz ediliyor.. Bu, yanlış.. Benim hesaplamalarına göre, Doğu Türkistan'daki Müslüman halkın nüfusu en azından 150 milyon civarındadır..' demişti.
Ama, bu 150 milyon rakamının, 1,5 milyar nüfus içinde, 'onda 1' kadar küçük bir grup oluşturduğu göz önünde bulundurulursa; Çin içinde etkili olamayışının sebebi, daha iyi anlaşılır.
Bu vesileyle bir hatıramı da anlatmalıyım..
50 yıl öncelerde, sanırım 1974'lerde, Bâb-ı Âli'de SABAH gazetesinde yazdığım sırada, Çin Müslümanlarına dair bir makale yazdıktan bir hafta geçmeden, İstanbul'daki Çin Başkonsolosluğu'ndan 2 personel gelip, 'Çin'i bizzat görmemiş birisi olarak, Çin hakkındaki bilgilerimin sadece dünya medyasında yayınlananlardan öteye gitmediğini ve istersem, Çin'e gönderilebileceğimi' belirtmişlerdi.. (Ama, bu gibi resmî davetlerle gidilen bir ülke ve toplumu hakkında sağlıklı izlenimler elde edilemeyeceğini düşünerek kabul etmemiştim..)
Doğu Türkistan'da 1949'larda, 1-2 sene kadar ömürlü bir bağımsız devletin varlığının dünyaya ilan edildiği dönemde, Başbakanlık vazifesini üstlenen İsâ Yûsuf Alptekin (merhûm), o 2 yılı bulmayan başbakanlığını ve 2 sene kadar sonra, Mao liderliğindeki komunist bir rejimin Çin'e hâkim olmasını takiben Türkiye'ye sığınışını, İstanbul'da MTTB salonlarında ağlayarak anlatırdı.
Evvelki akşam, Doğu Türkistan'dan aktarılan daha taze haberleri dinlerken, ister istemez; geçmişle bir mukayese yapmak imkanı da ortaya çıkıyordu.. Hattâ, halihazırdaki Çin yönetiminin marksist uygulaması ve komunist uygulamaların ilk zamanlarındaki gibi sert uygulamaların olmadığı ifade edilirken, mescidlerin açık olduğu ve amma, halkın mescidlere gitmekten çekindiği ve mescidlerde anlatılanlara ilgisiz kaldığı şeklinde, markistlerce yapılan iddialar tekrarlanmakla yetiniliyor.
*