Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin Çarşamba günkü Grup Toplantısında yaptığı konuşmada dikkat çekici bir ana muhalefet yaklaşımı sergiledi.
CHP için "daha beter olsunlar" diye düşünenlerin aksine; devlet aklının, Türkiye'yi yönetme sorumluluğunun getirdiği bir üslup ile konuştu.
Siyasî gelişmelerin bir yol haritası gibi anladığım o bölümü dikkatlerinize sunmak istiyorum:
"Bir partinin iç meselesinin, TBMM çatısının ve demokrasinin meselesi hâline getirilmeye çalışıldığında buna kayıtsız kalamayız. Ana muhalefet partisi içindeki tartışmalar son günlerde aynen buna evrilmiş. Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığına gölge düşürülmekte, siyaset kurumu yıpratılmaktadır. Lafa gelince 'Cumhuriyet'i biz kurduk', Atatürk'ün partisi olmakla övünen bir siyasi oluşumun böyle bir noktaya savrulması kaygı vericidir. Paralel yönetim modeli sadece ana muhalefet partisinin kendisini değil, Türkiye siyasetini de paralize ediyor. Çok başlılık, muhalefetle birlikte demokratik siyasete de zarar veriyor. Açık söyleyeyim, biz, bu durumun sürdürebilir olmadığına inanıyoruz. Bizim duruşumuz ilk günden beri bellidir, iktidarı denetleme görevini layıkıyla ifa eden güçlü bir muhalefet, güçlü bir demokrasinin mütemmim cüzüdür.
Vesayet altındaki bir muhalefet, demokrasi için ne kadar tehlikeliyse toplumdan kopuk, tamamen kendi iç gündemine sıkışmış, politika ve değer üretemeyen bir muhalefet de aynı ölçüde risklidir. Türkiye'nin selameti açısından muhalefetin de iktidar kadar dinamik, hızlı, üretken, çalışkan olması gerekir. Meselelerinin çözümü noktasında muhalefet de iktidar kadar yapıcı davranmalı, yasama süreçlerine olumlu katkıda bulunmalıdır. Türkiye siyasetinde yıkıcı rekabet yerine eserlerin, fikirlerin, hizmetlerin yarıştığı yeni bir iklimin hâkim olmasını istiyoruz.
Muhalefet partilerinin, özellikle gelecekteki 1,5-2 senelik zaman diliminde Meclis gündemine gelen konularda çözümsüzlüğü savunmak yerine, Türkiye'nin ve Türk milletinin menfaatlerini önceleyen bir tavır sergilemesi gerekir. Sırf iktidara yarayacak diye ülkenin hayrına olacak işlere takoz koymak doğru bir yöntem olmaz. Şunu ifade etmek isterim ki, ister iktidar ister muhalefet sıralarında olalım, hepimiz, ifadesini ve iradesini temsil ettiğimiz milletimize karşı sorumluluk taşıyoruz. Hepimiz, milletin vazife yüklediği, milletin emanetini omuzlamış insanlarız. Birinci görevimiz, ülkeye ve millete hizmettir. Hiçbirimizin bundan daha büyük bir işi yoktur ve olamaz."
Bu sorumlu, kucaklayıcı üslup, Terörsüz Türkiye sürecinde iç cephenin sağlamlığı, tahkim edilmesi adına da büyük önem ve değer taşıyor.
Yeni bir siyasî iklimin inşası için elbette sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Devlet Bahçeli'nin, Cumhur İttifakı'nın temenni ve gayretleri yeterli olamaz.
Öncelikle CHP'nin bir milli güvenlik sorunu olmaktan çıkması gerekir.
Yargının butlan kararının Kılıçdaroğlu'na, CHP'de bir arınma fırsatı vermiş olması, ana muhalefet partisinde demokratik zeminin hazırlanması ve inşası adına göz ardı edilemez.
Burada mesele Kılıçdaroğlu-İmamoğlu/Özgür Özel meselesi değildir.
Mesele Kılıçdaroğlu'nu destekleyip desteklememek de değildir.
Yeni bir siyasî iklim adına Kılıçdaroğlu, devlet aklının yanında oluyorsa/olacaksa ona karşı çıkmayı savunamayız.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, yukarıdaki satırlarda çerçevesini çizdiği muhalefet; Terörsüz Türkiye ve Türkiye Yüzyılı için millilik ve vatanseverlik ölçeğinde makul büyük çoğunluğun temennisi ve ümididir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısını tekrarlayalım:
"İktidar ve muhalefet; hepimiz, milletin vazife yüklediği, milletin emanetini omuzlamış insanlarız. Birinci görevimiz, ülkeye ve millete hizmettir. Hiçbirimizin bundan daha büyük bir işi yoktur ve olamaz."