Büyük dönüşüm dönemlerinde siyasi partiler küresel ve bölgesel güç mücadelelerinin de etkisi altında şekillenirler. O bakımdan CHP'de yaşanan tartışmaları, bir genel başkanlık yarışı, koltuk mücadelesi veya parti içi hizip kavgası olarak değerlendirmek eksik bir okuma olacaktır.
Bugün Türkiye, tarihinin önemli eşiklerinden birinden geçmektedir. Savunma sanayiinden enerji politikalarına, jeopolitik hamlelerden Türk dünyasıyla kurulan yeni ilişki ağlarına kadar birçok alanda daha bağımsız ve daha iddialı bir çizgi inşa etmeye çalışmaktadır. Böyle dönemlerde ülkeler ekonomik ve askeri rekabetin olduğu kadar, siyasi nüfuz mücadelelerinin de hedefi haline gelir.
Uluslararası ilişkiler literatüründe buna "vekâlet alanları oluşturma" veya "siyasi nüfuz üretme" stratejileri denilmektedir. Büyük güçler, doğrudan müdahaleler yerine çoğu zaman toplumların iç dinamikleri üzerinden etki üretmeye çalışırlar. Amaç her zaman bir partiyi desteklemek değildir; bazen amaç siyasi kutuplaşmayı derinleştirmek, bazen devlet kapasitesini zayıflatmak, bazen de karar alma süreçlerini etkileyebilecek aktörler üzerinde baskı kurmaktır.
Bu nedenle CHP'de yaşanan gelişmeleri değerlendirirken meseleye yalnızca parti içi iktidar mücadelesi olarak bakmak yeterli olmayabilir.
TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ ÜZERİNE BİR HESAPLAŞMA
Sorulması gereken soru şudur: Türkiye'nin daha güçlü, daha bağımsız ve daha istikrarlı bir ülke olmasını istemeyen çevreler var mıdır? Tarihe baktığımızda bunun cevabı açıktır. Güçlenen her devlet, kendi çıkarları zarar görebilecek dış aktörlerin dikkatini çekmiştir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, eleştirinin veya muhalefetin kendisini hedef almak değildir. Demokratik toplumlarda güçlü muhalefet vazgeçilmezdir. Ancak muhalefetin milli çıkarlar ekseninde mi şekillendiği, yoksa farkında olarak veya olmayarak başka hesapların taşıyıcısı haline mi geldiği sorusu da meşru bir tartışma konusudur.
Türkiye'nin ihtiyacı, iktidarıyla muhalefetiyle birlikte emperyalizmin tüm modellerine karşı ortak bir duruş geliştirebilmesidir. Çünkü tarih göstermiştir ki, dış müdahalelerden en büyük zararı siyasi partiler değil, doğrudan toplum görmektedir.
MUHALEFETİN YÖNÜNÜ KİM BELİRLİYOR?
CHP seçmeni açısından da mesele yalnızca parti içindeki isimlerin yarışı değildir. Asıl mesele, ortaya konulan siyasi çizginin Türkiye'nin geleceğine nasıl bir yön vereceğidir. Seçmenler, duygusal kamplaşmaların ötesine geçerek hangi söylemin ülkenin birliğini, toplumsal huzurunu ve stratejik çıkarlarını güçlendirdiğini sorgulamak durumundadır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla bilinçtir. Daha fazla öfke değil, daha fazla muhakemedir. Ve her şeyden önemlisi, farklı siyasi görüşlere sahip olsak bile Türkiye'nin bağımsızlığı, egemenliği ve geleceği konusunda ortak bir hassasiyet geliştirebilmektir.
Çünkü çağa yön verecek devletler sadece güçlü iktidarlarla değil, milli meselelerde ortak refleks gösterebilen güçlü toplumlarla ayakta kalırlar.