Hukuk bazen bir kavramla yön bulur.
Ama o kavramın sınırları çizilmemişse, yön değil savrulma üretir.
"Çocuğun üstün yararı" tam da böyle bir kavram bence.
İyi niyetli, güçlü, hatta vazgeçilmez olarak sunulsa da bazı sıkıntılar içeriyor.
Çünkü muğlak, esnek ve bu yüzden tehlikeye açık aynı zamanda.
Bugün ve bir sonraki yazımda bu kavrama değineceğim.
HUKUKİ KAVRAM TRANSFERİ
Uluslararası hukukun iç hukuka entegrasyonu (hukuki transplantasyon) süreçlerinde, evrensel olduğu iddiasıyla üretilen metinlerin yerel sosyolojiyle ve kültürel kodlarla karşılaşması sıklıkla tartışma yaratmaktadır.
Uluslararası sözleşmelerin birebir çeviri yoluyla mevzuata girmesi, özellikle aile, ahlak ve birey-toplum ilişkisini düzenleyen alanlarda bahsettiğiniz türden sosyolojik uyuşmazlıklara zemin hazırlayabilmektedir.
Benzeri durum, bazı tematik alanlardaki (özellikle internet, çocuk, kadın vb.) hukuki adımların bazı ülkelerdeki gelişmelere, düzenlemelere göre yapılması halinde de mümkün olmakta.
Bu, hukuk alanına "kapalı poşet içinde gelen" kargo paketi gibi alınıp çerçevesi tam çizilme zahmetine girilmeden ülkelere ihraç edilmekte...
İNTERNET ŞİRKETLERİNİN İÇTİHATLARI
Meselenin bir ayağı hukuk metinlerinin transferi olmasına rağmen, özellikle gençler üzerinde etkisi olan bir durum daha var. Sosyal medya şirketlerinin "hizmet politikaları" olarak sunulan kuralları ve uygulamaları.
Burada, bir içeriğin zararlı olup olmadığına, çocuklara zarar verip vermediğine kendi "politikaları" bağlamında karar veriyorlar. Bu, bir kural koyma ve yorumlama değil sadece, bu aynı zamanda bir "yaşam" ve "algılama" tarzı inşası ve ihracı.
Bunun oluşturduğu "etkiyi" birkaç yıl sonra zihni dönüşmüş gençler olarak göreceğiz. Bu nokta da ciddi bir mayınlı alan. Dikkat kesilmek gerekiyor.
DÖRT TEMEL KAVRAM
Durumu somutlaştırma adına seçtiğim dört kavramı ele almak isterim:
-Toplumsal Cinsiyet ve Eşitlik (1); CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi ile mevzuatımıza giren bu kavram, biyolojik cinsiyetten bağımsız toplumsal rolleri ifade etme konusunda bir zemin oluşturdu. Ancak cinsiyetin "inşa edilebilir bir tercih" olarak sunulması ve bu durumun geleneksel aile yapısını aşındırarak farklı cinsiyet kimliklerini meşrulaştıran bir "truva atı" olma durumu, temel kaygı nedeni.
-Cinsel Yönelim ve Kimlik (2); Uluslararası metinlerde ayrımcılık yasağı kılıfıyla sunulan bu kavramlar, toplumun genel inanç ve ahlak anlayışıyla doğrudan çelişmektedir. Hukuki güvenceyle bu eğilimlerin normalleştirilmesinin, bilhassa gelişim çağındaki çocuklarda kimlik karmaşası yaratarak onları korumasız bırakacağından endişe edilmekte... İfadelerin kullanımı halen cari, tanımı ise belirsiz!
- Kadına Yönelik ve Ev İçi Şiddet (3); Şiddetin önlenmesi konusunda toplumsal mutabakat tamdır. Ancak uluslararası metinlerin meseleyi ele alış biçimi sorunludur. Şiddetin faturasını toptancı bir yaklaşımla "aile içi hiyerarşi" ve "erkek egemenliğine" kesen bu bakış açısının, aileyi bir dayanışma kurumu olmaktan çıkarıp tarafları hasım ilan ettiği ve onarıcı mekanizmaları dışlayarak boşanmaları hızlandırdığı görülmekte, kadına koruma değil bir "bahane" veya "tehdit" alanı oluşturmaktadır. Kavram transferi bir anlayışa dönüşmüş ve bu kabulün sorunları halen sürmektedir.
- Kalıp Yargıların Kökünün Kazınması (4); "Kadın ve erkeğin basmakalıp rollerinin ortadan kaldırılması" hedefiyle sözleşmelerde yer alan bu maddelerin, aslında toplumun annelik, babalık ve aile içi iş bölümüne atfettiği kültürel değerleri "kalıp yargı" diyerek hedef aldığı görülmekte. Bu kavramın, aileyi bir arada tutan fıtrat eksenli ve tamamlayıcı rolleri "çağ dışı" ilan ederek tasfiyesini tesis etmektedir. Ya da en azından bu niyette olanlara normatif altlık sunmaktadır.
Sonraki yazıda, meselenin esasına girerek devam edeceğiz!
_____
(1) Gender Equality
(2) Sexual Orientation and Gender Identity
(3) Violence Against Women / Domestic Violence
(4) Eradication of Stereotypes / Gender Roles