Sibel ERASLAN

sibeleraslan@star.com.tr

Çok merkezli yeni dünyaya doğru…

- Sibel ERASLAN tüm yazıları

Aslında Nato'nun bir öngörüsü değil çok kutupluluk veya çok merkezlilik. Zira kuruluş amacı itibarıyla çift kutuplu dünya mimarisinde Batı'yı inşa ve tahkim etmek olan bir Nato var karşımızda. Cümle öyle gelince "karşımızda" diye bitti, oysa Nato müttefikimiz olan siyasal bir yapı, askeri ve diplomatik cepheleriyle üyesi olduğumuz, ordumuzla destek verdiğimiz uluslararası bir güç...

Peki eski zamanlardaki gibi bir tane Batı bloku bir tane de Doğu bloku şeklinde mi sürüp gidiyor dünyadaki ilişkiler. Hayır, ideolojilerin hakim olduğu geçen yüzyılda Demirperde ülkeleriyle Batı ülkeleri çok daha net birbirinden ayrılırken, Sovyetlerin çökmesinden sonra, bu iş daha çetrefilli hale geldi. Farklı Batı'lar ve farklı Doğu'lar çıktı ortaya. Ardından Rusya'nın ABD karşısında dünyadaki diğer kutup olduğunu ifade etmesiyle, acaba çok kutuplu bir süreç mi başlıyor diye düşündü dış politikayı takip edenler...

"Zirve içinde Zirve" başlıklarıyla anons edilen son Nato toplantısının Türkiye'de gerçekleşiyor oluşu önemlidir. Ve sadece bu bile çift kutuplu ezberleri yere yıkan bir dönemeç... Prensipli müzakereler aracılığıyla çatışma çözüm süreçlerinde uzlaştırıcı rolüyle öne çıkan Türkiye cephesinden işe bakıldığında, çok kutuplu diyemeyeceğim ama "çok merkezli" yeni bir dünya haritası görülüyor...

İdeolojilerin çok önde olmayacağı daha çok faydanın ve karşılıklı kazanmanın prim yapacağı yeni ve vukuatsız, hiç olmazsa daha az vukuatlı bir yeni dünya... Ve liderlerin daha fazla ortada olduğu, liderlik diplomasisinin Türkiye ve Erdoğan örneğinde olduğu gibi diplomatik ana yola dönüştüğü, aslında bir bakıma dünyanın küçüldüğü, ilişkilerin daha gerçekçi parametrelere oturduğu yeni bir dünya... Elbette riskleri çok ama kader dünyayı böyle bir sahnede döndürüyor.

PKK'nın silah bırakması, terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge yolunda atılan adımlar, iç savaş sonrası Suriye'de silah teslim eden güçlerin kurduğu yeni demokratik rejim derken, bölgemizde barışın ve iyi ilişkilerin hakim olması temennisi güçlü çimentolarla adeta hayata geçiriliyor.

Bölgemizin en önemli meselelerinin başındaysa kuşkusuz Siyonist terör örgütü İsrail'in agresif atakları bulunuyor. Gazze'de işlediği insanlık suçları tüm dünyanın nazarında affedilmez boyutlarda olsa da ardındaki ABD desteği ile bölgede adeta habis bir ur kadar ölümcül...

Tam biz bunları konuşurken, dün itibarıyla HAMAS, Gazze'nin yönetiminden tamamen çekildiğini duyurdu. Gazze'de halk oyuyla başa geçmiş bir siyasi parti olduğu halde, terör örgütü İsrail'in insanlık dışı ağır baskıları karşısında haklı olarak halkını savunmaya geçmiş milli bir güç olan HAMAS, dün itibarıyla yönetimden çekildi...

Erdoğan, Gazze'de en çok sevilen liderlerin başında geliyor. Türkiye, gittiği her yere, tarihi hinterlandıyla birlikte gidiyor aslında. Durduğu her yerde de tarihinden ayrı tutulmayacak kadar büyük! Dolayısıyla ne Türki Cumhuriyetler, ne Kafkaslar, ne Balkanlar, Ne Kıbrıs, Ne Akdeniz, Ne Filistin bizim uzağımızdadır. Bu kardeş coğrafyalar, aslında yeni dünyanın çok merkezli ilişkiler sisteminde yeniden yeni anlam bağları kurduğumuz yerlerdir aynı zamanda...

Cumhurbaşkanımızın dünkü Nato resepsiyonu öncesinde Nato üyelerini karşılaması esnasında, Mehter takımıyla tarihi Türk askeri kıyafetlerini giymiş, dimdik duran leventlerin oluşturduğu manzara bir Osmanlı-Türk mührü gibiydi ve onların orada durması sadece bir konukseverlik gösterisi değildi kanımca.

Türkiye kardeş ilan ettiği tüm coğrafyaların selameti için de canhıraş uğraş veren bir ülke olmanın ağır sorumluluğunu taşıyor. Bu bağlamda bölgesel krizlerin çözümünde de "çıpa ülke" gücüne erişmiş halde. Rica edip yalvaran pozisyonda değil, kurucu özne olarak emin adımlarla yürüyor...