Gerçeklikten bu kadar koparsanız, bu repliği tekrarlar durursunuz.
CHP kurultayında delege pazarlığının pavyona kadar uzandığı dosya, mutlak butlan kararıyla sonuçlandı. Mahkeme dedi ki, "delegelerin iradesi rüşvet ve maddi menfaatlerle fesada uğratıldı." Yalan mı? Kurultay iradesinin para, menfaat, belediye imkânı ve adaylık vaatleriyle sakatlandığı bir tablonun olduğunu herkes biliyor. En çok da CHP'liler biliyor. Davacı CHP'li. Davalı CHP'li. Kurultay CHP'nin. Delege CHP delegesi.
Sonra hukuk darbesiymiş...
İyi de bu darbenin faili kim?
Kapıyı açan içeridense, dışarıdaki rüzgâra kızmanın alemi yok, demişler.
CHP'nin kendi içinden gelen başvurular, kendi kurultayına ilişkin dosyalar, kendi belediyeleri etrafında dönen pazarlıklar ve kendi liderlik kavgası ortadayken, darbe söylemine sığınmak provokasyondan başka bir şey değil.
CHP'nin asıl meselesi burada. Belediyelerde temiz bir dağıtım düzeni kurulamadı. Kaynak hizmete değil, ekip hesabına aktı. Kadro ehliyete değil, hizip dengesine göre açıldı. Ortalığa saçılan çirkefi, adaylık için dönen rüşvet iddialarını burada tek tek tekrarlamaya gerek var mı bilmiyorum. Ama tablo şu: Belediye gücü kurultay hesabına bağlandı; kurultay hesabı da mahkeme kararıyla CHP'nin önüne geldi.
Belediyelerden siyaseti fonlama düzeni, CHP'nin mağduriyet cümlelerini zayıflatıyor. Kurultay, belediye gücü ve parti içi hesap aynı yerde buluşunca "operasyon" demek tek başına yetmiyor.
Bu anaforda Özgür Özel'in genel başkanlığı da emanet direksiyonla yürüdü. Koltuk kendisindeydi ama güzergâhı İmamoğlu belirliyordu. Kendini Silivri'den kurtaramayan Özel, şimdi Genel Merkez'i kurtarmaya çalışıyor. Kendini kurtarmak için adaylık açıklaması yapan İmamoğlu'nun sözcülüğüyle gidilecek yol da bu kadardı.
Kılıçdaroğlu'na gelince...
15 Temmuz darbesini televizyondan izleyen, Amerika'da sekiz saat ortadan kaybolup "hamburger yedim" diyen, yalan söyleyip doğruyu peşinden yoran siyasi akıl bugün yeniden birlik ve demokrasi cümlesiyle anılıyor. Başkanlığı döneminde oluşan şaibeler, kaybedilen seçimler, kırılan ittifaklar, boşa çıkan sözler bir anda unutulmuş gibi davranılıyor.
Ne güzel hafıza!
Kılıçdaroğlu bugün birlikten söz edebilir. Fakat "hançerlendim" cümlesi hâlâ ortada duruyor. Siyasette intikam soğuk yenir derler.
CHP uzun süredir kendi yankı odasında siyaset yapıyor. Kendi alkışını milletin sesi sanıyor. Kendi sloganını hakikat yerine koyuyor. Kendi krizini de dış güç, kumpas, darbe diye paketleyince meselenin çözüldüğünü düşünüyor.
Hülasa...
Özel'in genel başkanlığı İmamoğlu'nun gölgesinde kaldı. Kılıçdaroğlu'nun hançer hesabı kapanmadı. Belediye ağı kurultay dosyasının ortasına oturdu. Mutlak butlan kararı da bu dağınıklığın üzerine son mühür gibi indi.
CHP iktidara yürüdüğünü anlatırken kendi kurultayında tökezledi.
Pavyon siyasetinin sonu da budur:
Delege hesabıyla başlayan iş, mutlak butlan kararıyla bitti; şimdi geriye "darbe" diye bağıranların kendi imzasıyla yüzleşmesi kaldı.