Faik Tanrıkulu

Eğitimde algılar ve veriler

- Faik Tanrıkulu tüm yazıları

Şu an Türkiye'de itibarı en hızlı tüketilen alanlardan biri eğitim.

Haklı tarafları var mı?

Var.

Velinin derdi gerçek. Öğrencinin sınav stresi gerçek. Öğretmenin yükü gerçek.

Ama mesele şu: Gerçek olan her şey, büyük resmin tamamı değildir.

Türkiye'de eğitim tartışması uzun zamandır veriden çok duygu üzerinden yürüyor. Bir okulda yaşanan münferit olay, bütün sistemin çöküş belgesi gibi sunuluyor. Bir öğrencinin başarısızlığı, milyonlarca öğrencinin hikâyesinin yerine geçiriliyor. Sosyal medyada en çok yayılan olumsuz örnekler, eğitim sisteminin tamamıymış gibi kabul ediliyor.

Sonra da aynı cümle dönüp dolaşıp karşımıza çıkıyor:

"Eğitim her geçen gün kötüye gidiyor."

Peki veriler gerçekten bunu mu söylüyor?

PISA sonuçlarına baktığımızda tablo bu kadar basit değil.

Ama aynı anda başka bir gerçek daha var: Türkiye son yıllarda OECD ortalamasına doğru yaklaşan az sayıdaki ülkeden biri.

Matematikte 2015'te OECD ile aramızdaki fark 70 puandı. 2022'de bu fark 19 puana indi. Fen bilimlerinde 68 puanlık fark 9 puana kadar geriledi. Okuma becerilerinde 62 puanlık fark 20 puana düştü.

Bu küçümsenecek bir değişim değil.

Üstelik PISA 2022, Covid-19 sonrası yapıldı. Dünyanın birçok ülkesinde öğrenme kayıpları yaşandı. Pek çok gelişmiş ülke performans kaybetti. Türkiye ise matematikte seviyesini büyük ölçüde korudu, fen bilimlerinde yükseliş gösterdi.

Yani ortada pembe bir tablo yok.

Ama kara bir tablo da yok.

Ortada daha soğukkanlı okunması gereken bir ilerleme hikâyesi var.

Asıl mesele şu: Eğitim, altyapı yatırımı gibi hemen sonuç veren bir alan değildir.

Bir yol yaparsınız, ertesi gün vatandaş kullanır. Bir hastane açarsınız, hasta hizmet alır. Bir havalimanı inşa edersiniz, uçak iner kalkar.

Ama eğitimde işler böyle yürümez.

Bugün yapılan müfredat değişikliğinin sonucu yıllar sonra görünür. Öğretmen niteliğine yapılan yatırımın etkisi bir anda ortaya çıkmaz. Dijital platformların, mesleki eğitim politikalarının, erken yaşta beceri gelişimi adımlarının karşılığı zaman içinde alınır.

Bugün 15 yaşında PISA'ya giren öğrenci, aslında son 10-12 yılın eğitim yolculuğunun sonucudur.

Bu yüzden eğitimde "hemen başarı" beklentisi çoğu zaman yanıltıcıdır.

Peki hiç sorun yok mu?

Elbette var.

Türkiye'nin en kritik meselesi artık sadece ortalama puanı yükseltmek değil. Temel beceri düzeyinin altındaki öğrenci oranını azaltmak ve üst düzey başarı grubunu büyütmek zorundayız.

Çünkü PISA bize şunu söylüyor: Öğrencilerin önemli bir kısmı hâlâ temel yeterlilik eşiğinin altında. Bu, sadece eğitim meselesi değildir. Bu aynı zamanda Türkiye'nin gelecekteki iş gücü, sanayi kapasitesi, dijital dönüşümü ve küresel rekabet gücü meselesidir.

Matematikte, fende ve okumada temel becerileri güçlü olmayan bir genç nüfus, yapay zekâ çağında kırılgan kalır.

Tersine, analitik düşünebilen, problem çözebilen, okuduğunu anlayan, dijital araçları bilinçli kullanabilen bir gençlik Türkiye'nin en büyük stratejik sermayesidir.

Burada öğretmen meselesini ayrı yere koymak gerekir.

Teknoloji önemlidir.

Müfredat önemlidir.

Dijital platformlar önemlidir.

Ama sınıfın içinde öğrenmenin kaderini belirleyen ana aktör öğretmendir.

İyi öğretmen, zayıf materyali bile güçlendirebilir. Zayıf öğretmen ise en iyi müfredatı bile etkisiz bırakabilir. Bu nedenle eğitimde dönüşümün kalbi öğretmen niteliği, mesleki gelişim ve sınıf içi uygulama kalitesi olmak zorundadır.

Türkiye'nin bundan sonraki hedefi sadece "OECD ortalamasına yaklaşmak" olmamalı.

Hedef daha büyük olmalı:

Her çocuğu temel beceri düzeyine çıkarmak.

Başarılı öğrencilerin oranını artırmak.

Dezavantajlı çocukların potansiyelini erkenden keşfetmek.

Okuma becerilerini bütün derslerin merkezine yerleştirmek.

Matematik ve fen öğretimini ezberden çıkarıp problem çözme kültürüne dönüştürmek.

*

Eğitimde sürekli felaket dili üretmek kolaydır.

Ama ülkeye faydası yoktur.

Sorunları yok saymak da yanlıştır.

En doğrusu şudur: Veriye bakacağız, eksiği göreceğiz, ilerlemeyi teslim edeceğiz, daha iyisi için çıtayı yükselteceğiz.

Türkiye'nin PISA karnesi bize şunu söylüyor:

Eğitimde her şey kötüye gitmiyor.

Türkiye doğru yönde ilerliyor.

Şimdi mesele, bu ilerlemeyi kalıcı, kapsayıcı ve yüksek beceri üreten bir başarı hikâyesine dönüştürmek.