Nuh ALBAYRAK

nuhalbayrak@star.com.tr

“Ezan”ı, CHP dışında sadece İsrail yasaklamaya çalışıyor!

- Nuh ALBAYRAK tüm yazıları

16 Haziran "Ezan Bayramı" mübarek olsun, Allah bir daha "eksikliğini" göstermesin!

3 Şubat 1932 akşamı "Kadir Gecesi"nde başlatılan "Ezan yasağı" ilk yıllarda "kanunsuz" olarak uygulanmıştı! Reisicumhur Mustafa Kemal'in talimatıyla seferber edilen güvenlik güçleri, cami içlerine kadar girerek "Türkçe ezan" kontrolü yapıyor, yasağı çiğneyenler "tarifsiz" cezalara çarptırılıyordu.

Mustafa Kemal'in ölümünden sonra, "Aynı otoriteyi sağlayamam" endişesine kapılan İsmet İnönü, "ezan yasağı"nı kanun gücüyle sürdürmeye karar vermişti.

Bu sebeple TBMM, 23 Mayıs 1941 günü "Ezan okuyanlar kamu düzenini bozuyor" iftirasını kanunlaştırmak için toplanmıştı.

Tek partiden oluşan Meclis'te bazı CHP mebuslarının itirazına rağmen, Türk Ceza Kanunu'nun 526. Maddesi'ne "Ezan okuma cezası" da eklenmişti:

"Şapka iktisası hakkında 671 sayılı kanunla Türk harflerinin kabul ve tatbikine dair 1553 sayılı kanunun koyduğu memnuiyet veya mecburiyete muhalif hareket edenler veya Arapça ezan ve kamet okuyanlar, 3 ay hapis veya 200 liraya kadar para cezası ile cezalandırılır."[1]

HALK, MENDERES'E HER GİTTİĞİ YERDE "VEBAL" VERDİ!

18 yıldır "ezan" hasreti çeken Müslümanlar, 14 Mayıs 1950 seçimleri öncesinde Menderes'e, gittiği her yerde "Dinimizi geri ver" diyor; ezanın aslına döndürülmesini istiyorlardı!

Bu "ilk normal seçim"de 487 milletvekilinin 416'sını, "ezan" sözü veren Demokrat Parti kazanmıştı. Menderes, 22 Mayıs 1950 tarihindeki ilk Meclis toplantısında, "Ezan yasağını hemen kaldıracağız" demişti ama Cumhurbaşkanı Celal Bayar, "İlk icraatınız ezanı Arapça okutmak olursa, bu son icraatınız olabilir" diyerek resmen tehdit etmişti! Menderes ise, "Tek icraatım da olsa ezanı aslına döndüreceğim" cevabı vermişti.

Ezana özgürlük, DP grubunda görüşülmüş ve TCK 526. maddesinin değiştirilmesine karar verilmişti.

16 Haziran 1950 tarihli genel kurulun gündeminde "Ezan yasağının kaldırılması" diye bir madde yoktu. Başbakan Menderes, "DP Grubunda aldığımız karar gazetelerde ve radyoda yayınlandığı için vatandaşlarımız 'Yasak kalktı' zannederek Arapça ezan okuyabilir" hatırlatması yapmış ve "Hükümetçe Meclise sevk etmiş olduğumuz lâyihanın bugünkü ruznameye alınmasını ve acilen müzakere edilmesini yüksek tasvibinize arz ediyorum" demişti.

Bu teklif oya sunulmuş ve "İvedilik Teklifi" kabul edilmişti. Usul olarak "iki lehte, iki aleyhte" konuşmadan sonra oylama yapılması kararlaştırılmıştı.

"ARTIK KİMSE ARAPÇA EZAN OKUMAZ!"

İlk sözü alan CHP Trabzon Mebusu Cemal Reşit Eyüboğlu, "Milli Devlet politikası, Türk vatanında ibadeti de Türkçe yapmayı gerektirir" diyerek hâlâ aynı yerde olduklarını göstermişti.

Gerçi; millet ilk fırsatta CHP'yi çöpe attığı için sadece 71 mebus seçilebilmişti! Bu eziklikle zaten bu düzenlemeyi engellemeleri mümkün değildi.

Ancak bu mebusa göre DP'nin "Arapça ezan" yasağını kaldırması hiç önemli değildi! Zira "Millî şuur bu konuyu kendiliğinden halledeceği için Arapça ezana cezanın kaldırılmasına aleyhtar olmayacağız" demişti![2]

Yani, İttihatçı kodlarıyla kurulan "Batı" merkezli CHP, 30 yıldır yönettiği milletten o kadar uzaktı ki, "Siz yasağı kaldırsanız da bu millet bir daha asla Arapça ezan okumaz" diye düşünüyorlardı.

"TANRI ULUDUR" EZAN DEĞİLDİR!

1939, 1943 ve 1946 seçimlerinde CHP'den, 1950'de ise "bağımsız" olarak Meclis'e giren Seyhan Mebusu Sinan Tekelioğlu, "Bu bir 'dil' meselesi değildir. 'Allahü Ekber' ile 'Tanrı uludur' aynı manaya gelmez" demişti.

Tekelioğlu, bu değişikliğin yeterli olmadığını belirterek "Dine ait birçok takyidatı (yasağı) sinesinde taşıyan antidemokratik kanunlar var. Bunlardan biri de seçim arifesinde kabul ettirildi. Bu kanunda 'Ben Müslümanım' demek dahi ceza sebebidir. Bunların da kaldırılmasını rica ediyorum" demişti.[3]

Tekelioğlu 1926 yılında çıkarılan ve 10 Haziran 1949 tarihindeki 5435 sayılı değişiklikle cezaları 5 kat artırılan "163. Madde"den bahsediyordu:

"Laikliğe aykırı olarak, Devletin içtimai, iktisadı, siyasi veya hukuki temel nizamlarını, kısmen de olsa dinî esas ve inancalara uydurmak amacıyla cemiyet tesis, teşkil, tanzim veya sevk ve idare eden kimse iki yıldan yedi yıla kadar ağır hapisle cezalandırılır."

CHP MEBUSLARI DA "EZAN ZULMÜ BİTSİN" DEDİ!

Başlangıçta, CHP'den 2 mebusun konuşacağı ilan edilmişti ama kimse konuşmak istemiyor; ısrarla "Müzakere kâfidir, önergeyi oya sunun" talepleri geliyordu.

CHP'li gazeteci Bedii Faik'in iddiasına göre, aslında teklif aleyhine konuşacak inkılapçı mebuslar vardı. Ancak, konuşmaların hoparlörle dışarı aktarıldığını duyunca vazgeçmişlerdi!

Daha ilginci, Genel Başkan İsmet İnönü'nün katılmadığı oylamada, bütün CHP mebusları "Ezan zulmü bitsin" yönünde oy kullanmıştı!

Bu sıra dışı CHP davranışı çok tartışılmış; "İnkılaba ihanet, irticaya avdet" manşetleriyle yerden yere vurulmuştu.[4]

Gözlemciler, 14 Mayıs'ta yedikleri "sandık darbesi"ni 27 yıl boyunca uyguladıkları din düşmanlığına bağlayan CHP yöneticilerinin, sonraki seçimlerde de yine parsayı DP'ye kaptırmamak için bu tutumu sergilediğini ifade etmişti.[5]

Gerçekten CHP, ilerleyen yıllarda da oy almakta zorlanınca "muhafazakâr aday" ithal etmek gibi takıyelere başvurmuş; ama milletin değerlerini hiçbir zaman samimiyetle paylaşmamıştır.

CHP "EVET" DEDİ AMA BAYAR ÇOK DİRENDİ!

Düzenleme, aynı gün Çankaya'ya gönderilmişti ama Cumhurbaşkanı Celal Bayar onaylamak istemiyordu. Zaten Menderes'i "tehdit" kıvamında uyarmıştı!

Menderes, seçim meydanlarında verdiği sözü yerine getirmekte kararlıydı. Çankaya'ya karşı direnecek; hatta gerekirse istifa edecekti!

Cumhurbaşkanı Bayar da, tek parti inkılaplarından asla taviz vermek istemiyordu ama Menderes'in kararlılığı karşısında, 17 Haziran'da "kerhen" onaylamıştı.

Ancak Celal Bayar bunu bir "erken uyarı" olarak algılamış ve "gericilerden" gelebilecek benzer teşebbüsler konusunda teyakkuzda kalmıştı.

Ayasofya'nın açılması teşebbüslerini de engelleyen Bayar, "milletin temsilcisi" dedikleri Meclis'teki bir konuşmayı bahane ederek, muhafazakâr bir iktidara "5816 sayılı Atatürk'ü Koruma Kanunu" çıkartmayı bile başarmıştı!

BİR KİŞİ BİLE "TÜRKÇE EZAN" OKUMAMIŞTI!

TBMM'de bu yasağın kaldırıldığı 16 Haziran 1950 tarihi, Hicrî takvimde 29 Şaban 1369'a rastlıyordu. Yani o akşam ilk teravih kılınacak, gece ilk sahura kalkılacak ve ertesi gün de mübarek Ramazan ayı başlayacaktı.

Bu müjdeyi, aynı gün telgraf vasıtasıyla bütün valilere ileten Menderes, "Ezan serbest; halka duyurun" talimatı vermişti. Ramazan'ın ilk gününde manevî coşku yaşayan Müslümanlara bu haberi bir an evvel ulaştırmak için gece bekçileri bile seferber edilmişti.[6]

18 Temmuz 1932 tarihinde müftülere, "Ezan yasağına titizlikle uyulsun" talimatı gönderen Diyanet İşleri Başkanlığı bu sefer de, "Ezan, aslına uygun olarak okunmalıdır, en doğru tercüme bile olsa 'Türkçe ezan' okunamaz" genelgesi göndermek zorunda kalmıştı.[7]

Aslında sadece "Arapça ezan" yasağı kaldırılmıştı. 18 yıldır uygulanan "Türkçe ezan" hakkında herhangi bir yasak getirilmemişti. Bu yüzden CHP, "Türkler Türkçe ezan okumaya devam eder" diye düşünüyordu. Hatta Cumhuriyet gazetesi muhabirleri, müftülerle ve imamlarla röportaj yaparak "Ezanın Türkçe okunmasına taraftar mısınız" şeklinde sorular soruyordu.[8]

Bu milleti hiç tanımadıkları bir kere daha ortaya çıkmıştı. Zira, o günden sonra bir kişi bile "Türkçe ezan" saçmalığını tekrarlamamıştı.

"EZANIMIZA KAVUŞTUK YA, BU BİZE YETER!"

Çünkü onların, birkaç kelimeden ibaret zannettiği "ezan" sembolik bir öneme haizdir, "Burası İslâm beldesi" ilânıdır! Bir memlekette ezanın "ezan" gibi okunamaması ise, orada İslâm'ın olmadığı anlamına gelir!

Ezan ayrıca, "cihanşümul tevhid hakimiyeti"nin şifresidir.

Zira sürekli hareket halinde olan dünyadaki "vakit" devridaimi sebebiyle, her "an" yerkürenin bir yerinde "ezan" okunmaktadır.

Yani CHP'nin nasipsizleri "ezan"ın önemini bilmese de millet çok iyi bilmektedir.

Dönemin "muhalif" gazetecisi Emin Karakuş, "bir şoför"den dinlediği bu farkı şöyle aktarmıştır:

"1954 yılı seçim gezileri sırasında Başbakan Adnan Menderes'e üç gazeteci eşlik ediyorduk. Erzurum'da bir otomobilde giderken kendi aramızda konuşuyorduk. Tanımadığım şoför bana döndü: 'Beyim, sen sürekli bizim partinin aleyhinde konuşuyorsun' dedi. 'Söylediklerim yalan mı' diye karşılık verdiğim şoförün cevabı şu oldu: 'Doğru söylüyorsun, ama bir şeyi unutuyorsun. Değil mi ki, bu parti minarelerimizden Allahü ekber dedirtmiştir; bu bize yeter. Bizi dinimize kavuşturan bu parti olmuştur. DP artık ne yaparsa yapsın, hiçbir önemi yoktur."[9]

Şu vahamete bakın ki ezanı, CHP dışında sadece İsrail yasaklamıştır!

[1] TBMM Zabıtları, 23 Mayıs 1941, s. 142-145.

[2] TBMM Tutanakları, 16 Haziran 1950, s. 182.

[3] TBMM Tutanakları, s. 183.

[4] Son Posta, 17 Haziran 1950.

[5] Sabahattin Nal, DP'nin 1950-1954 Dönemi Din Siyaseti, AÜ SBF Dergisi, C 60, S 3, 2005, s. 152.

[6] Cumhuriyet, 18 Haziran 1950.

[7] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 051. 33/4.31.12, 25.06.1950.

[8] Cumhuriyet, 18 Haziran 1950.

[9] Emin Karakuş, 40 Yıllık Bir Gazeteci Gözü İle İşte Ankara, Hürriyet Yayınları, İstanbul 1977, s. 167.