Mustafa SABRİ BEŞER

mustafa.beser@star.com.tr

''Fazlası Var.'' Yeni bir YouTube serisi üzerine

Bu köşenin sakinleri bilir, bir süredir yazılarımda dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum, pusula sapması.

Bir medeniyetin yön duygusunu yitirmesi meselesi.

Konuyu burada sıkıştırıp yazıyorum, zira gazetenin disiplinine riayet etmek gerekiyor. Ancak bazı meseleler malumunuzdur ki bir köşe yazısında toparlanamıyor. Bin beş yüz kelime yetmiyor. On bin de yetmiyor.

Bu yüzden cirmimce, iptidai şartlarla da olsa yeni bir iş başlattım. Adı, "Fazlası Var."

YouTube üzerinden, on iki bölümlük bir seri. Her gün bir bölüm. Her bölüm altı ila yedi dakika sürüyor.

Her bölüm tek bir meseleyi, omurgasına kadar açan bir tahlil.

Köşeden taşanları bir arada toplayarak, yazdıklarımın fazlasının var olduğunu dillendirmeye çalışıyorum.

Gördüğünüz hadisenin fazlası var.

İzlediğiniz akımın fazlası var.

Beğendiğiniz hocanın, takip ettiğiniz içerik üreticisinin, tükettiğiniz nağmenin fazlası var.

Tarihi olan, sosyolojisi olan, mezhebi olan, kıblesi olan, niyeti olan bir fazlası.

Niye böyle bir seriye ihtiyaç duydum?

Üç sebepten.

Bir: Bir gazete köşesinde "dijital kıble sapması" diye bir tezi atarsınız ortaya, sınırlı kelimede toparlarsınız, okur "hmm, ilginç" deyip kapatır. Oysa bu tez bir cümlede değil, dakikalarca anlatılır.

Safevî'den TikTok'a uzanan beş asırlık hat tek paragrafa sığmaz.

Bayat'ı, Postman'ı, Adorno'yu yan yana getirip okumak bir cümlelik referansla olmaz.

İki: Medeniyet teşhisi sözlü gelenek ister. Bizim coğrafyada düşünce, kitaptan önce sohbette, dersten önce meclislerde dolaşmıştır.

Vaaz, ders, sohbet hepsi insan sesinin etrafında kuruldu. YouTube, bu eski sözlü geleneğin dijital çağda yeniden açılan kapısıdır kanaatimce.

Üç: İçerik dünyası, tek bir tarafa eğri eğri yatmış durumda. Bir taraf var, uzun video çekiyor ama içine bir şey koymuyor. Konuşuyor, konuşuyor, hiçbir şey söylemiyor.

Diğer tarafta da bir başka yapı, çok konuşuyor ama hep aynı şeyi söylüyor. İkisinin ortasında bir boşluk var, serinkanlı, derinlikli, kaynaklı, ama akıcı bir anlatı boşluğu.

Cahilin tahtına oturmadan ilim konuşmak, alimin sırtına saklanmadan teşhis koymak.

O boşluğa bir taş atmak istedim.

Adı "Fazlası Var."

Serinin omurga kelimesi, Pusula.

"Pusula Nedir? Bir Medeniyetin Yönünü Nasıl Bulur?" Pusula metaforunu kuruyoruz, ne demek istediğimizi netleştiriyoruz.

"Sekülerleşme: Tanrı'sız Kalan Saatlerimiz." Vakitlerimizi kim ayarladı, kutsal saatlerimiz ne zaman silindi?

"Gösteri Toplumu: Vitrindeki Müslüman." Yaşamak yerine paylaşmak.

"Dijital Kıble Sapması: Ekranın Yönü Neresi?" Kâbe silikleşirken altın ok hangi yöne gidiyor?

"Cahilin Tahtı: Bilgi Otoritesinin Çöküşü." Otuz yıllık âlim mi, otuz bin takipçili biri mi?

"Pusula Fabrikası: Kim Yön Üretiyor?" Bu serinin akademik omurgası, kendi yazılarıma dayanıyor.

"Neo-İmamet: Modern Çağda Eski Bir Doktrinin Dönüşü." Velâyet-i fakih'in dijital sürümü.

"Aile: Medeniyetin İlk Pusulası." Üç silüet, üç telefon ışığı, aralarındaki kırık bağlar.

"Şehir: Taşa Yazılmış Medeniyet." Küçük caminin plazaların gölgesinde nasıl kaybolduğu.

"Dil: Kelime Kaybeden Millet." Kelime yitiren bir milletin neyi yitirdiği.

"Zaman: Sabırsız Bir Çağın Müslümanı." Bildirim sesi içinde sabah namazını duymak.

Ve son bölüm: "Pusulayı Tamir Etmek: Çıkış Var mı?"

Teşhisle başlıyoruz, teklifle bitiriyoruz.

Karamsarlık satmak için kamera açmadım, satıcı bir bakış istemem.

Bir yön levhası kurmak istiyorum.

Bir söz daha. Bu seriyi yapmak için "fenomen" olmak gibi bir derdim yok. Eğer öyle bir dert olsaydı, kısa videolar çeker, bağırır, sallar, küfrederdim algoritma da beni başının üstüne çıkarırdı. Ama bu yol benim yolum değil.

İlk iki bölüm yayında, sonrakiler her gün gelecek.

İzleyin, yorumlayın, eleştirin, paylaşın.

Bir medeniyetin pusulasını tek başına bir adam doğrultamaz, ama bir adam, doğrultmaya başlayanlardan biri olabilir.

Ben yola çıktım.

Çünkü gördüğünüz akımın, izlediğiniz trendin, dinlediğiniz nağmenin fazlası var.

Hem de tarihi olan bir fazlası.

Bu seri o fazlanın peşinde...