Tarihte bazı yapılar vardır ki; bir devrin ruhunu, bir medeniyetin ihtişamını ve çağları aşan bir iradeyi taşır. Adına sayısız şiirin yazıldığı, birçok tarihçinin üzerinde durduğu ve önemini vurguladığı Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerif de kuşkusuz bu mukaddes yapıların en önemlilerinden biridir.
24 Temmuz 2020 tarihinde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın iradesiyle Ayasofya'nın 86 yıllık müze döneminin ardından yeniden ibadete açılması kararı; tarih felsefesi, diplomasi ve milli şuur açısından bakıldığında, Doğu-Batı ilişkilerinden egemenlik hukukuna kadar son derece kapsamlı bir alanı ihtiva ettiği görülür.
Ancak bu süreci manipüle etmeye çalışan çevrelerin tutumu; Fatih Sultan Mehmet Han'nın, "Bizim kudretimizin ulaştığı yerlere onların hayalleri bile ulaşamaz" ifadesini akla getiriyor.
Ayasofya, 1453'te cihan padişahı Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle birlikte Osmanlı medeniyetinin merkez üssü haline gelmişti. Ancak asıl belirleyici olan husus, Fatih Sultan Mehmet Han'ın bu mabedi sıradan bir ganimet olarak görmeyip, şahsi mülkiyetine alarak vakfetmesidir. İslam vakıf hukukunda vakfedenin şartları, bağlayıcı ve değiştirilemez niteliktedir. Fatih, Ayasofya'nın ebediyen cami olarak kalmasını ve buradaki gelirlerin hayrat işlerine sarf edilmesini şart koşmuştur.
Fethin en somut simgesi ve Fatih Sultan Mehmet'in bizzat kendi mülkiyetiyle ihdas ettiği vakfiyesi olan Ayasofya'nın 24 Kasım 1934'te ibadete kapatılarak müzeye dönüştürülmesi, işte bu vakıf şartlarına doğrudan müdahale anlamına geliyordu. Söz konusu müdahale toplumun tarihsel hafızasında derin bir kırılma meydana getirmişti. Ayasofya'nın yeniden ezan sesiyle buluşması, bir toplumun kendi kökleriyle, kurucu değerleriyle ve tarihsel mirasıyla barışması olarak okunmalıdır.
Öte yandan Ayasofya-ı Kebir Cami-i Şerif, aziz milletimizin bağımsızlık sembolü olmuştur. Uzun yıllar boyunca Ayasofya'nın statüsü, uluslararası diplomaside Türkiye'nin üzerinde örtülü bir baskı ve denetim mekanizması olarak kullanıldı. "Uluslararası kamuoyu ne der?", "Batı dünyası nasıl tepki verir?" kaygılarıyla ertelenen bir vuslattır Ayasofya.
UNESCO, ABD, Avrupa Konseyi ve Yunanistan hükümetinden yükseltilen tüm itiraz sesleri, hukuki dayanaktan yoksun, siyasi beyanatlardan ibarettir. Hükümetimizin bu itirazları itibarsızlaştırarak kararında ısrar etmesi, artık hiçbir küresel aktörün Türkiye'nin iç işlerine vesayet edemeyeceğinin somut kanıtı olmuştur.
Milli şuurumuz bize mütemadiyen şu hakikati hatırlatmaktadır; bizim büyük tarihimiz, müzede teşhir edilebilecek kadar sığ değildir. Onu her an yaşatmak ve asli hüviyetine uygun şekilde bugüne aktarmak bizlerin en büyük sorumluluğudur.
Nihai olarak Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın iradesiyle hayata geçen bu kararla birlikte kendi tarihini sahiplenme ve onu geleceğe koruyarak taşıma konusundaki kararlılığını gösterebilmiştir. Dışarıdan gelecek hiçbir söylem, bu kadim yapının kıblesini ve milletin bu yapıya olan aidiyetini değiştiremeyecektir. Bu, tam bağımsız Türkiye vizyonumuzun tarihte kazandığı en somut zaferlerden biri olarak kayıtlara geçmiştir.