Sibel ERASLAN

sibeleraslan@star.com.tr

Galatasaray Üniversitesi! Milli Egemenliğin 150 Yıllık Hafızası: ‘'Bir Sultan, Bir Darbe, Bir Anayasa'

- Sibel ERASLAN tüm yazıları

Sayın Rektörümüz, Sayın öğretim üyeleri,

Saygıdeğer misafirlerimiz,

'Milli Egemenliğin 150 Yıllık Hafızası' başlığındaki programlarımızın bugünkü durağı; Galatasaray Üniversitesi'dir. Bugün bu değerli eğitim çatısı altında sizlerle buluştuk, hoş geldiniz. Sizlere TBMM'nin selamlarını getirdim.

Bugün hem Türk anayasacılık tarihinin ilk resmi adımı olan Kanuni Esasi'nin ve ilk parlamentomuzun kuruluşunun 150. yılını konuşacağız, hem de ilk anayasamızın hemen öncesinde yaşanan elim bir faciayı konuşacağız. Sultan Abdülaziz Han'ın dramatik vefatı, bugün bile her birimize önemli dersler vermektedir.

Doğrusunu isterseniz bendeniz de bu iki olayı aynı anda hatırlamak istemezdim. Ama ne yazık ki anayasacılık geçmişimiz her defasında dramatik bazı olaylara yaslanıyor.

Sultan Abdülaziz Han, aslında modernleşme taraftarı olan ve bugün dahi devam eden pek çok kurumsallaşmanın temelini atmış bir sultandır. Divan-ı Muhasebat yani Sayıştay onun talimatlarıyla kurulmuştur. Şurayı Devlet yani Danıştay da onun bir nutku ile kurulan, günümüze kadar gelen bir üst mahkemedir. Yine taşra teşkilatının, yani illerin kurulması da Abdülaziz Han döneminde yayımlanan Vilayet Nizamnamesi ile gerçekleşmiştir, bugünkü merkezi yönetim ve taşra teşkilat yapısı onun zamanında modernize edilmiştir.

Ordunun modernleşmesi konusuna ciddi emekler sarf etmiştir. Sultan Abdülaziz dönemi Osmanlı-Rus ilişkileri, geleneksel düşmanlıkların yerini, çıkarlar doğrultusunda kurulacak yeni ittifaklar arayışına bıraktığı bir süreçtir. Hatta bazı akademisyenlere göre 30 Mayıs 1876'da gerçekleştirilen askeri darbeyle tahttan indirilen Sultan Abdülaziz Han'ın'in infazı, bu Rus yakınlaşması politikasının sonucudur.

Lakin bugün konuşacağımız 1876 anayasası onun şüpheli ölümünün veya infazının - ki sabah Akif Emre Öktem hocamız bizlere tafsilatıyla ve adım adım gerçekleşen olayları anlattı – akabinde yayılanmış bir anayasadır.

Sabahki adım adım yaptığımız tarihi yolculuk aslında bir siyasi arkeoloji çalışmasıdır. Ve bu arkeolojik tespitlerin sonrasında, 150 yılın ardından Sultan Abdülaziz Han'ın bir grup darbeci tarafından katledildiği sonucuna bizler de kani olduk. 150 yılın ardından gelen bu hakikat yüzleşmesi tarihimizden ağır bir yükü de kaldırmış oluyor aslında...

Değerli misafirlerimiz,

Bütün dünyada tarih, bilimler arasında yeniden büyük önem kazanıyor. Sadece insanlar değil, milletler de yaslandıkları mirastan aldıkları ibretler ve feyzler ile geleceğe dair rotalarını anlamlandırıyorlar.

Tarih, geleceğin inşasına ışık tutan en büyük zenginliklerdendir.

Tarihçi Fernand Braudel, milletleri ve medeniyetleri anlayabilmek için çok sade bir öneride bulunur: Bu bir mimarlık yasasıdır, 'iyi ve dayanıklı bir eser inşa etmek istiyorsan, ihtiyacın olan her şeyi, aynı çatının altında toplamalısın' şeklindedir. Yani geleceğe dair bir teklifimiz, bir niyetimiz, bir bakışımız, bir idealimiz varsa, bu dayanıklılığı ancak, medeniyet bilinciyle sağlayabiliriz... Çünkü medeniyet, en büyük kültürel çatıdır.

Tarihi bugünden ibaret veya bir iki yüzyıldan ibaret saymak, her zaman elimizi güçsüzleştirecek, atıflar ve anlamlar dünyamızı yoksullaştıracak, dar bir bakış açısıdır.

Sözgelimi sadece Türk modernleşmesini konuştuğumuzda son 3. yüzyılın içinde geziniriz. Cumhuriyetimizin ilk mimar ve restaratörlerinden Ali Saim Ülgen, Selimiye Caminin kubbesi hakkında konuşurken, bunun Orta Asya günlerimizde kurduğumuz otağ-çadırlarla ilgili bir ilham olduğundan söz etmiştir. Yani 1000 yıllık ilhamın yoğrulması sonucunda ortaya çıkan bir Selimiye Camii vardır.

Tarih, kıyamete kadar akacaktır değerli misafirler.

Önemli olan bizim bu akıştan ibretler, dersler almamızdır. Yaslandığımız medeniyeti bugünün koşullarında ve bugünün küresel sorunları için de sadra şifa olacak şekilde yenileyebilirsek, 'insanı yaşat ki devlet yaşasın' anlayışımızla geleceğe emin adımlarla yürürüz.

Tarih, güç ve ilham kaynağıdır değerli misafirler...

Yahya Kemal'in tüm şiirleri, Rumeli'yi kaybedişimizin sızısıyla adeta bir bilince dönüşür ve Süleymaniye'de bir bayram sabahı, ancak bu güçlü ilhamla kaleme alınabilir.

Mehmet Akif Ersoy, milli mücadelemizin hemen her safhasında avazıyla, vaazlarıyla, insanları uyaran sedasıyla yer almasaydı, o harbin ateşinin içinden bizzat geçmeseydi İstiklal Marşımızı hangi ruh ile yazabilirdi.

Dolayısıyla dün ile bugün ve yarın arasında adeta anneyle evlat ilişkisine benzer bir doğallık, fıtri yakınlık vardır.

Meseleye bu ibretle baktığımızda önemli dersler alırız. Siyasi yakın tarihimize, en azından son 150 yıllık tarihe baktığımızda, bu tarihin aynı zamanda bir darbeler tarihi olduğunu da görürüz. Bugün demokrasi bilincimiz bu kadar kuvvetli ise ve demokrasiye kültürel anlamda da bu kadar güçlü şekilde sahip çıkabiliyorsak, geçmiş darbeler tarihinden, geçmiş anayasa ve parlamento tecrübelerimizden aldığımız ibretler ve dersler sayesindedir.

Kamu hukukçuları, kamusal özgürlüklerin, değişik ülkelerde doğuşunu incelerken, o ülkelerdeki geleneğin, göreneğin, tarihi ve siyasi olayların, hak ve özgürlüklerin doğuşuna ve şekillenişine etki ettiğini söylerler.

1699'da ilk toprak kaybettiğimiz Karlofça Antlaşması'ndan sonra, Osmanlı aydınlarının sorduğu soru aynıydı: 'Batı karşısında niçin mağlubuz?' Kimi ilim ve teknik dedi, kimi ordu modernleşmesi dedi, kimi eğitim dedi, kimi batılı anayasalar dedi... Aranan kurtuluş reçeteleri devletin toparlanmasını bir türlü tam olarak sağlayamasa da önemli adımlar atıldı.

1876 Osmanlı Anayasası da bu önemli adımlardandır.

1876 Osmanlı Anayasasında da 'tebayı devleti Osmaniyenin Hukuku Umumiyesi' başlığı altında, 9.md'de şöyle der: 'Osmanlıların kaffesi, hürriyeti şahsiyelerine malik ve aherin hukuku hürriyetine tecavüz etmemekle mükelleftir'... der.

Dolayısıyla kişi hak ve hürriyetlerinden bariz şekilde bahsettiği pek çok maddesiyle, öncülü olan Senedi İttifak, Gülhane ve Islahat Fermanlarından farklıdır.

Yine 8.md.'de 'Devleti Osmaniye tabiyetinde bulunan efradın cümlesi, hangi din ve mezhepten olursa olsun bilaistisna Osmanlı tabir olunur' diyerek diğer dinleri de resmen tanıdığını ilan etmiştir. Herkes, Osmanlı ferdi olarak eşittir.

10.md: 'hürriyeti şahsiye, her türlü taarruzdan masundur' ibaresi yer alır.

Yine 12.md'de 'matbuat serbestisinden' bahseder.

14.md'de 'istida ve şikayet' hakkından bahseder.

17.md'de, Osmanlı uyruklarının tümünün vatandaşlık haklarında eşit olduğu ilan edildi.

Değerli misafirler,

150 yıl evvel resmi olarak ilan edilen Kanuni Esasi, anayasalaşma tarihimizde bir öncüdür. Padişahın yetkilerini sınırlı ölçüde de olsa meclisle paylaşarak Meşrutiyet rejimine geçişi sağlayan bu anayasa metni, iki meclisli bir parlamento yapısı ve bireylere tanınan temel hak ve hürriyetler ile Türk anayasa tarihinde bir dönüm noktasıdır.

Bu bağlamda kurulan Meclisi Mebusan da, ilk resmi Parlamentomuzdur. Bugün vazife yaptığımız Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin duvarında yazılı olarak duran 'egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ilkesi, nice büyük bedeller sonucu oraya asılmıştır. Ve bizim milli irade hassasiyetimizin yüzyıllar içinde olgunlaşmasının bir neticesidir.

Sultan Abdülaziz Han'ın iyilikseverliği ile namlı muhterem annesi Pertevniyal Valide Sultan vefat edene kadar 'her şeyi affederim, ama oğlumun kanını helal etmem' diyerek ağlayışı tarihe geçmiştir. 150 yıl aradan sonra, bugün Abdülaziz Han'ın şehadetini rahmetle yad ediyoruz.