Vahdettin İNCE

vahdettin.ince@star.com.tr

Gittiler! Çifte Kumrular

Aslında Kumru ile Güvercinin farkını bilmezdim. Hepsine güvercin der geçerdim. Kumruyu türkülerden, edebiyattan, varsa yoksa birbirlerine çok bağlı sevenler için kullanılan "çifte kumrular" deyiminden bilirdim. Nesli tükenmiş veya Simurg gibi mitolojik bir kuş olduğunu sanırdım. Bu seneye kadar.

Yaz başlarında evin etrafında hala güvercin sandığım iki kuş dolanıp duruyordu. Meğer kumruymuşlar. Sonra fark ettik ki balkonun duvarına monte ettiğimiz klimanın dış ünitesinin (bu ismi de bu vesileyle öğrendim) üzerinde yuva yapmışlar. Bir gün hanım, kumrular yumurtlamış, diye geldi, elindeki telefonla çektiği fotoğrafı göstererek. Artık her sabah kahvaltı yapmadan önce mutlaka kumruların yuvasını kontrol eder olmuştuk. Özellikle hanım, torunlarına bakar gibi onlarla ilgileniyordu. Birgün dişisi kuluçkaya yatmış, dedi. Erkeği, günde bir iki kere yiyecek getiriyordu. Bazen yumurtaların üzerine kendisi yatar, dişisi giderdi.

Çalışma odasında kitap okuyordum bir gün. Salonda bir sevinç, bağırış, çağırış koptu. Ne oluyor diye baktım. Yavrular yumurtadan çıkmışlar. Ona seviniyorlarmış. Klimanın dış ünitesi insan boyundan daha yüksekte olduğu için ayağımın altına bir sandalye koyup baktım. O sırada balkonun dışındaki elektrik direğinin üzerine tünemiş çifte kumruların çifte balistik füze hızıyla bana doğru süzüldüklerini fark ettim. Balkonun alt pervazına kondular. Vücutlarını alabildiğine kabartarak kanat çırpmaya başladılar. Tehdit ciddiydi. Hemen oradan uzaklaştım. Bazen balkona çıkıp otururduk hanımla. Kumrular da balkonun yakınındaki elektrik direğinin üzerinde veya komşu apartmanın çatısında yuvayı rahatlıkla görebildikleri bir yerden bizi gözetlerdi. Yukarıdaki yuvaya bakmaya yeltenmediğimiz sürece öylece beklerlerdi. Ama en ufak bir harekette hemen gelip balkonun pervazına konar ve bizi püskürtürlerdi. Sadece bizim için değil, fırsatını bulup yavruları kapmak isteyen kargalara, martılara karşı da tetikte beklerlerdi.

Bir akşamın serinliğinde balkona serdiğimiz sünger döşeğe uzanmış gümüş bir tepsi gibi tam tepemde duran dolunayı seyrediyordum. Sonra kumruları düşündüm ve aklıma çocukluğumda Meryem Xan'ın Bağdat radyosunda okuduğu "Qumrîkê" türküsü geldi. Türküyü mırıldanmaya başladım hatırladığım kadarıyla:

Qumrîkê ez Romî me delalê ez Romî me

Kumsor û efendî me, kumsor û efendî me

Xulam çavê reşbelek dosta keçka gundî me

(Kumrucuk, ben Türk'üm, güzelim ben Türk'üm

Kırmızı fesli ve efendiyim, kırmızı fesli ve efendiyim

Kara gözlerine köle olduğum köylü kızın aşağıyım)

O sırada Kumrular gürültülü bir şekilde kanat çırpmaya başladılar. Hanımın kanaati, bunun bir karga saldırısı olduğunu düşündükleri için böyle çırpındıkları yönündeydi. Karanlık olduğu için bozulduğumu fark etmedi neyse ki.

Artık yavruların uçup yuvadan ayrılmalarını beklemeye başlamıştık. Kumrular da öyle. Kumrular akşamları gider, sabah erkenden gelip yavruları yuvadan çıkıp uçmaya teşvik ederlerdi. Kanat çırparak onların da bu egzersizi yapmalarını isterlerdi. Üç dört gün böyle geçti. Yavrularda hareket yoktu. Bir gün klimanın dış ünitesinin kenarında iki yavrunun kafasını fark ettim. Yuvadan çıkmışlardı. Anne babaları elektrik direğinin tepesinde onları bekliyordu. Ertesi gün hanım, yavrulardan biri uçup gitmiş dedi. Aldı bizi bir dert, acaba ne yapıyor, martılar falan mı kaptı. Anne babasının haberi var mı?. Biraz sonra elektrik direğinin tepesinde üç kumrunun tünediğini gördük. Biri küçüktü. Yuvadan çıkmak istemeyen diğer yavruyu bekliyorlardı.

O günün ikindi vakti. Çalışma odasının açık penceresinin alt pervazına konmuş yavru bir kumrunun perdenin aralığından bana baktığını fark ettim. Hemen balkona koştum. Yavru uçmuş. Bana veda etmeye gelmiş diye düşündüm.

Yuva bomboş duruyor. Üç gündür evimize hüzünlü bir boşluk tünemiş. Dilimden düşürmüyorum "qumrîkê" türküsünü.