Gündem yoğun. Bugün, gündemin hukuki açıdan değerlendirilmesi gereken yönlerine değinecek ve düşüncelerimi belirteceğim. Bugünkü yazım tek bir konu temelinde değil; farklı başlıkları ele alacağım.
YARGIDA YENİ DÖNEM
Adalet Bakanlığının hazırlıkları süren 12. Yargı Paketi, yalnızca bazı kanun maddelerinde değişiklik öngören teknik bir çalışma değil; yargının kronikleşen hız ve etkinlik sorunlarına yönelik kapsamlı bir reform arayışı olarak dikkat çekiyor. Kamuoyuna yansıyan taslaklara göre; iki duruşma arasındaki sürenin kural olarak üç ayı aşmaması, bilirkişi incelemelerinin daha sıkı süre ve konu denetimine tabi tutulması planlanıyor. Ayrıca vesayet altındaki kişilere ait malvarlıklarının dijital ortamda daha şeffaf biçimde satışa sunulması ve özellikle son yıllarda büyük mağduriyetlere yol açan IBAN kiralama yöntemiyle yasa dışı bahis ile dolandırıcılık ağlarına karşı yeni tedbirler alınması hedefleniyor. Bu düzenlemeler, bir yandan vatandaşın yıllarca süren davalar nedeniyle yaşadığı adalet gecikmesini azaltmayı, diğer yandan dijitalleşen suç örgütlerinin finansal hareket alanını daraltmayı amaçlıyor. Son yıllarda sıkça dile getirilen "geciken adalet, adalet değildir" eleştirisine cevap verme iddiası taşıyan paket, yargılama süreçlerini hızlandırma ve hukuki güvenliği güçlendirme hedefi bakımından reform gündeminin en önemli başlıklarından biri olmaya aday görünüyor.
EMNİYETTE YIĞILMA BİTECEK!
Emniyet teşkilatında son yıllarda personel sayısındaki artışa rağmen üst rütbelere geçişte aynı ölçüde kadro oluşturulamaması, terfi sisteminde ciddi bir yığılmaya neden oldu. Özellikle emniyet amiri ve emniyet müdürü kademelerinde, terfi için gerekli hizmet süresini ve mesleki şartları tamamlayan çok sayıda personel, norm kadro sınırları yüzünden bir üst rütbeye atanma imkânı bulamadı. Bu durum yalnızca personelin kariyer planlamasını değil, teşkilatın kurumsal verimliliğini ve motivasyonunu da etkileyen yapısal bir sorun hâline geldi. TBMM gündemine gelen düzenlemeyle, yığılmanın yoğunlaştığı rütbelerde norm kadro oranlarının artırılması ve üst rütbelere geçiş kanallarının genişletilmesi öngörülüyor. Böylece yıllardır aynı kademede bekleyen personelin önünün açılması, liyakat ve kıdem esasına dayalı terfi sisteminin daha sağlıklı işlemesi, emniyet teşkilatının insan kaynağı planlamasının daha öngörülebilir bir yapıya kavuşturulması amaçlanıyor. Düzenleme, özünde yeni bir ayrıcalık yaratmaktan ziyade mevcut kadro dengesizliğini gidermeyi ve hak edilmiş terfilerin önündeki idari engelleri azaltmayı hedefliyor. Bu yönüyle teklif, emniyet teşkilatında uzun süredir dile getirilen "liyakat var ama kadro yok" eleştirisine verilmiş kurumsal bir cevap niteliği taşıyor.
DİSİPLİN CEZALARI İÇİN EMSAL
Kamu Denetçiliği Kurumunun (KDK) dikkat çeken kararlarından biri, disiplin cezalarının sicilden silinmesine ilişkin idari takdir yetkisinin sınırlarını yeniden hatırlattı. Sağlık Bakanlığında görev yapan bir memurun, üzerinden beş yıldan fazla süre geçen uyarma cezalarının özlük dosyasından çıkarılması talebi, "uygun görülmemiştir" şeklindeki genel bir ifadeyle reddedilmişti. Ancak Ombudsman, son beş yıl içinde başvurucu hakkında yeni bir disiplin işlemi tesis edilmediğini, görev yaptığı ildeki yöneticiler tarafından olumlu görüş bildirildiğini ve ret gerekçesinin somut verilerle ortaya konulamadığını tespit etti. Kararda, idarenin disiplin cezalarının sicilden silinmesi konusunda takdir yetkisine sahip olduğu kabul edilmekle birlikte, bu yetkinin gerekçesiz ve denetlenemez biçimde kullanılamayacağı vurgulandı. Böylece kamu yönetimine önemli bir mesaj verilmiş oldu: Hukuk devletinde takdir yetkisi vardır, ancak keyfilik yoktur. (B.No. 2026/6971 – 10.06.2026)
POZİTİF AYRIMCILIK YAPARKEN HAKKI İHLAL ETMEK
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun (TİHEK) Üsküdar Belediyesi hakkında verdiği karar, kamu hizmetlerinde eşitlik ilkesinin sınırlarını yeniden tartışmaya açtı. Belediyeye ait bir spor tesisinde daha önce kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı belirlenen kullanım günleri değiştirilmişti. Erkeklere ayrılan günlerin tamamı karma kullanıma dönüştürülürken kadınlara özel günler korunmuştu. Böylece kadınlar haftanın altı günü tesisten yararlanabilir hâle gelirken erkeklerin kullanım imkânı üç günle sınırlı kaldı. Kurum, ailelerin birlikte spor yapabilmesini sağlamanın meşru bir amaç olduğunu kabul etmekle birlikte, bu amaca ulaşılırken erkeklerin kullanım hakkının yarıya düşürülmesini ölçülü bulmadı. Kararda ayrıca, karma kullanıma zorlanan bazı bireylerin din ve inançları gereği yalnız erkeklerin bulunduğu ortamda spor yapma tercihinin de göz ardı edildiği belirtildi. Böylece TİHEK, eşitliğin bir kesime ilave imkân sağlanırken başka bir kesimin haklarının daraltılması anlamına gelmeyeceğini vurgulayarak, kamu hizmetlerinde denge ve ölçülülük ilkesinin altını bir kez daha çizmiş oldu. (K.No. 2026/323)