Hürmüz Boğazı'nda tansiyon bir iniyor bir yükseliyor. Daha dün Trump, İran'a ait dört dronun uluslararası bir tankeri hedef aldığını söyledi. Bir dron tankerin üst güvertesine isabet etti, diğer üçü ABD ordusu tarafından düşürüldü. Trump da saldırıyı "ateşkesin aptalca ihlali" diye duyurdu.
Bu haber, aslında bütün tabloyu özetliyor. Ateşkes var, mutabakat var, diplomasi var; fakat Hürmüz'de tanker vuruluyor. İsrail, Lübnan'dan çekilmeyeceğini söylüyor. Körfez ülkeleri yeni deniz rejimine itiraz ediyor. Petrol piyasası ise belirsizliği fiyatlamaya çalışıyor.
Mesele basit. Hürmüz Boğazı'nda kimin sözünün geçeceği tartışılıyor.
İran, Hürmüz'ü yalnızca bir su yolu olarak görmüyor. Tahran için burası baskı aracı, pazarlık gücü ve masada el yükseltme imkânı. Fakat savaş şartlarında Hürmüz'ü kapatmak başka, barış zamanı deniz trafiğini yönetmek başka. İran'ın karşısında sadece ABD yok. Umman var. Körfez ülkeleri var. Uluslararası Denizcilik Örgütü var. Enerji piyasası var.
Umman'ın hamlesi bu yüzden önemli. Umman, İran'ı yanına almadan Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordineli geçiş koridoru ilan etti. İran "izin verilen tek rota benim ilan ettiğim rotadır" diyor. Umman ise kendi sularını uluslararası hukuk zemininde açıyor. Yeni rejim buradan doğuyor.
İran, Hürmüz'ü Umman'la birlikte yönetmek istiyor. Umman buna yanaşmıyor. Tahran ortak kontrol peşinde. Umman kontrollü tarafsızlık kuruyor. Bu suskunluk bile İran'ın kozunu zayıflatıyor.
Körfez de bu tabloya razı görünmüyor. BAE'den gelen "saldırganlıktan doğan yeni jeopolitik gerçekler kabul edilemez" sözü, Hürmüz'de zorla kurulacak düzene açık itirazdır. Körfez ülkeleri, İran'ın askeri baskıyla deniz trafiği üzerinde yeni bir gerçeklik üretmesini kabul etmeyeceklerini söylüyor.
Trump'ın geçiş ücretleri çıkışı da aynı bağlama oturuyor. İran'ın Hürmüz'den geçen gemilerden ücret alması Washington için kırmızı çizgi. "Kabul edilemez" sözü sert duyuluyor; fakat bu sertlik aynı zamanda zayıflığın itirafı. Çünkü bir devlet gerçekten engelleyebileceği şeyi bu kadar yüksek sesle tehdit konusu yapmaz.
ABD, İran'ın Hürmüz'ü tahsilat kapısına çevirmesini istemiyor. İran ise Washington'un mutabakat zaptındaki sözlerini yerine getirmeyeceğini düşünüyor. Bu yüzden Hürmüz'ü sadece tartışmalı bir başlık olarak görmüyor; anlaşmaya uyulmasını sağlayacak sigorta mekanizması gibi kullanmak istiyor.
Bütün bunlara şunları da ekleyin...
İsrail'in Lübnan'dan çekilmeme ısrarı, ABD-İran mutabakatını zehirliyor ve Tahran'ı Hürmüz'deki kozunu bırakmamaya zorluyor.
300 milyar dolarlık fon ise kâğıt üzerinde duran bir hayal perdesi; ABD yükü Körfez'e yıkmak istiyor, Körfez rahatsız, Rubio da işi "çok uzak gelecek" diyerek öteliyor.
Petrol piyasalarındaki iyimserlik de yanıltıcı; Körfez'de gemiler sıkışırken, Cushing stokları kritik seviyeye yaklaşırken ve Hürmüz'den geçişler yavaşlarken şampanya patlatacak tablo yok.
Bugün Hürmüz'de yaşanan budur. Tanker vuruluyor. Trump bağırıyor. İran uyarıyor. Umman koridor açıyor. Körfez ülkeleri dayatmayı reddediyor. İsrail Lübnan'da kalacağını söylüyor.
Bu denklemden istikrarlı barış çıkar mı? Dedik ya bu sadece bir mola. Hürmüz Boğazı'nda yeni rejim dediğimiz şey de budur.
Ve yeni düzen herkesin birbirinin zayıflığını yokladığı bir geçiş dönemine benziyor. ABD eski hakem gücünü kaybetti. İran tam kontrol kuramıyor. Umman oyun bozuyor. Körfez maliyet ödemek istemiyor. İsrail ise Lübnan'da kalarak mutabakatı rehin alıyor.