M. Yalçın YILMAZ

yalcin.yilmaz@star.com.tr

Hürmüz düğümü küresel krizi tetikliyor

ABD'nin İsrail'le birlikte İran'a saldırısı Ortadoğu üzerinden büyük bir krize dönüşüyor. Küresel sistemi tıkayan jeo-ekonomik bir kuşatma operasyonuna dönüştü. Bugün gelinen noktada Donald Trump'ın, İran'ın nükleer dosyayı erteleyen ve Hürmüz'ün statüsünü merkeze alan üç aşamalı müzakere teklifini elinin tersiyle itmesi, ABD'nin yeni rotasını da tescil etti. Trump'ın enerji devlerinin yöneticileriyle Beyaz Saray'da yaptığı zirve, savaşın artık barut kokusu üzerinden çok limanlar, ablukalar ve sigorta poliçeleri üzerinden yürütüleceğini gösteriyor. Ancak bu "deniz ablukası" stratejisi, sadece Tahran'ı değil, bizzat Amerikan iç piyasasını ve küresel üretim zincirlerini de vuran iki ucu keskin bir bıçağa dönüşmüş durumda. ABD'de galon başına benzin fiyatlarının 4,18 doları aşması ve ara seçimler öncesi Cumhuriyetçi partiden yükselen endişe, Trump'ın fırsatçılığı ile ödeyeceği siyasi fatura arasına sıkıştığını gösteriyor.

Diplomasinin neden bir türlü ilerleyemediği sorusunun cevabı da tam bu noktada gizli. Beyaz Saray bir yandan ateşkes gündemini diri tutarken diğer yandan deniz ablukası ve gemi baskınlarıyla bir teslimiyet zemini kurmaya çalışıyor. Masadaki tıkanıklık uranyum zenginleştirme kapasitesinden çok Hürmüz Boğazı'nın yeni statüsü ve buradaki geçiş rejiminin kimin denetiminde olacağı kavgasından kaynaklanıyor. Trump için bu abluka, hiçbir taviz vermeden savaştan çıkmanın tek yolu gibi görünse de jet yakıtından gübreye, buğdaydan çip endüstrisi için hayati önemdeki neon gazlarına kadar uzanan o devasa kriz zinciri, stratejik hırsların sınırlarını zorluyor. Bugün Avrupa sivil havacılığının tam bir alarm durumuna geçmesi, Lufthansa gibi büyük devlerin binlerce uçuşu iptal etmek zorunda kalması, ateşkes halinde bile bombardımanın sivil hayata ve ekonomiye yansımasını gösteriyor.

Krizin yapısal etkileri, enerji piyasalarının çok ötesine geçerek küresel üretimin kılcal damarlarına sızıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki gemi geçişlerinin yüzde 95 oranında gerilemesi, sadece petrolün değil, dünya gübre arzının yarısını karşılayan akışın da durması anlamına geliyor. Bu durum küresel tarımsal verimliliği doğrudan tehdit ederken, mutfak giderlerini artıracak görünüyor. Benzer şekilde, Katar ve bölge kaynaklı gaz sevkiyatındaki aksamalar, yapay zeka çiplerinden savunma sanayiine kadar kritik öneme sahip teknoloji üretimini felç etme riski taşıyor. Şimdi karşı karşıya olduğumuz durum geçici bir fiyat artışı değil, küresel gıda ve teknoloji güvenliğini sarsan yapısal bir çöküş senaryosunu izletiyor bize.

Batı'nın deniz hakimiyeti üzerinden kurduğu bu boğucu baskı, doğal olarak Çin'i yeni ve daha güvenli lojistik yollar aramaya itiyor. Pakistan'ın İran için devreye soktuğu altı yeni transit koridor, deniz ablukasını karadan baypas etme hamlesinin ilk somut karşılığı olarak dikkat çekiyor. Afganistan üzerindeki Vahan Koridoru ve Çin bağlantısı, ticaret koridorunda arayış olarak karşımıza çıkıyor. Hüseyin Korkmaz'ın Anadolu Ajansına yazdığı Türkiye'nin bağlantısallığına vurgu yapan analizi meselenin boyutunu gösteriyor.

Denizden kuşatılanın karaya kaçma refleksi, 21. yüzyılın lojistik haritasını yeniden çizerken, Orta Asya ve Anadolu hattını yeniden dünya siyasetinin merkezine yerleştiriyor. İstanbul'u dünyanın en kritik güzergahına taşıyacak Kuzey Marmara Demiryolu Projesi bu anlamda dikkatle izleniyor.

Trump'ın saldırgan ve nobran açıklamaları sadece Ortadoğu'yu değil, küresel ekonominin tamamını bir belirsizliğe hapsediyor. İran ablukayı delmeye çalışırken, diplomasinin kapısını da tamamen kapatmıyor. Ancak gerçek şu ki; Hürmüz'de düğümlenen şey sadece enerji akışı değil, tek kutuplu dünya düzeninin son direnç noktası. Eğer bu yapısal kriz çözülemezse, sadece bölge ülkeleri değil, küresel üretim ve tüketim düzeni de telafisi imkansız bir hasarla karşı karşıya kalacaktır.