Vahdettin İNCE

vahdettin.ince@star.com.tr

İnsan inerken zorlanacağı yüksekliklere çıkmamalıdır

Bir gün Ehlibeyt imamlarından Cafer Sadık'ın (r.a) bir arkadaşına zamanın halifesi tarafından valilik teklif edilir. Adam da gelip Cafer Sadık'ın görüşünü sorar, o da görevi kabul etmesini söyler. Sonra bir başka arkadaşına benzeri bir teklif yapılır. O da gelip izin ister. Fakat imam ona izin vermez ve şu tarihi sözü söyler: "İnişi zor yüksekliklere çıkma". Çünkü birinci arkadaşı, sağlam bir kişiliğe sahiptir, valilik, başını döndürmeyecek, çığırdan çıkaramayacaktır. Günün birinde bu görevi bırakmak zorunda kaldığında ise dengesini kaybetmeyecek, normal hayatına devam edecek bir karakteri vardır. İkincisi ise duygusal bir yapıya, dolayısıyla nispeten zayıf bir kişiliğe sahiptir. Böyle kimseler valilik gibi yüksek bir makama gelirlerse kendilerini kaybedebilirler ve insanlara yarardan çok zarar verebilirler. Ayrıca günün birinde bu görevi bırakmak durumunda kaldıklarında ise kendilerine gelemez, dünyaları yıkılır, bazen de büsbütün dengelerini kaybederler.

Son derece duygusal ve tepkisel bir kişiliğe sahip olduğu rivayetlerden ve kendisiyle ilgili menkıbelerden anlaşılan büyük sahabi Ebuzer, birçok arkadaşının valilik, komutanlık gibi görevler alarak hizmet etme imkanını bulduklarını görünce, biraz da içerlenerek Hz. Peygambere (s.a.v) gidip "Ya Resulallah, bana da bir görev ver" der. Hz. Peygamber (s.a.v) onun duygusal kişiliğini göz önünde bulundurarak "Ya Ebuzer, sana yetimlerin vasisi olmanı dahi teklif etseler kabul etme" buyurur. Kuşkusuz herhangi bir görev almamış olması, Ebuzer'in gerek Resulullah'ın (s.a.v) gerekse ümmetin nezdindeki makamına bir halel getirmemiştir. O da Resulullah'ın bu tavsiyesi sayesinde ölene kadar kişiliğini, karakterini korumuştur.

TRT Kurdî'nin ilk dönemlerinde konuk veya sunucu bulmak son derece zordu. Tabi birtakım siyasi sebeplerin yanında insanlar Kürtçelerine de güvenemiyorlardı. Bu yüzden kanala çıkmak istemiyorlardı. Bir gün danışmanlığını yaptığım dengbêj programına birini çağırmışlardı. Sesi güzeldi. Eli ayağı da düzgün olduğu için, bir süre sonra ayrılan sunucunun yerine onu sunucu yapmışlardı. Aslında inşaat işleriyle uğraşan biriydi. Tabi program bir şekilde yayından kaldırılınca bu adamcağızın inşaata dönmesi biraz zor olmuştu. Adam resmen bunalıma girdi. Her gün yöneticileri arıyor, kendisine program verilmesini istiyordu. Beni aradığı bir keresinde kendisine biraz nasihat etmiştim ama çok da etkilendiğini söyleyemem. Sonra ne oldu bilmiyorum. Ama adamın çıktığı o "yükseklik"ten inme hususunda büyük zorluk çektiği belliydi.

İnsanlar, ehil olup olmadıklarına, kendilerine yararlı mı zararlı mı olduğuna bakmadan büyük makamlar talep ederler, geniş zenginliklerin peşinden koşarlar. Neticede bir şekilde elde ettikleri zaman da başları döner, hayatları alt üst olur. Bir gün bu makamı veya zenginliği yitirdikleri zaman da kendilerini yere batmış gibi hissederek derin buhranlara, bunalımlara girerler. Kur'an bu hususta büyük bir zenginliğe sahip olan ve herkesin onun yerinde olmak için can attığı, hayranlıkla izlediği Karun'un hikayesini anlatır. Günün birinde zenginliğiyle birlikte yerin dibine batırılınca, daha önce onun yerinde olmak için can atan kimselerin, böyle bir şeyin olmamasından dolayı sevindiklerini hikaye eder.

Son günlerde ülkemizde, medyada, televizyonlarda insanlara örnek olarak sunulan, zenginlikleri, şöhretleri, yaşadıkları ışıltılı hayatları adeta gözlere sokulan, bu yüzden insanların onlara dokunmak için birbirlerini ezdikleri bazı sanatçıların, gazetecilerin, yöneticilerin bu ışıltılı hayatın tam tersi bir karanlığın içinde bocaladıklarını gösteren haberleri görünce aklıma yukarıdaki örnekler geldi. İnsan, inmekte zorlanacağı yüksekliklere çıkmamalıdır.