Ortadoğu'da İsrail-ABD ekseni ile İran arasındaki gerilimin iyice arttığı ve küresel ekonomik krize ulaştığı günlerdeyiz. Geçmişte Körfez havzasının en önemli ülkelerinden olmakla birlikte bugün bölgesel güç mücadelesinin en kırılgan ve en belirleyici düğüm noktası Irak.
Hürmüz Boğazı'nda yaşanan tıkanma bu düğümü daha da sıkılaştırıyor. Çünkü bugün savaşın yönünü belirleyen şey cephedeki askeri dengeden ziyade enerji akışının kesintiye uğraması ve bunun küresel sisteme etkisi. Bu nedenle Irak sahası, artık yalnız Bağdat'ın değil, doğrudan küresel enerji güvenliğinin meselesi haline gelmiş durumda.
Bağdat'ta aylar süren hükümet krizinin ardından göreve gelen Ali Zeydi, klasik bir siyasi uzlaşının değil, sistemin çökmesini engellemeye dönük bir "zorunlu uzlaşı"nın neticesi. Zeydi'nin önündeki denklem doğrudan jeopolitik bir sıkışma. Bir tarafta ABD'nin finansal baskı araçları ve İsrail'in Kuzey Irak'ı kışkırtma siyaseti, diğer tarafta ise İran'ın sahadaki milis gücü.
Bu baskı arasında kurulan denge, sürdürülebilir olmaktan uzak. Milisleri dizginleyemezse Irak küresel finans sisteminden kopabilir. Dizginlerse içerideki çatışma olasılığı artabilir. Bu nedenle Bağdat'ta kurulan yeni düzen bir istikrardan çok kırılgan bir geçiş süreci.
Irak'ın kuzeyinde tablo daha da sertleşmiş durumda. Erbil merkezli KDP, güvenlik ve enerji hattında Batı ekseniyle daha uyumlu bir pozisyon alıyor. Bu tercih onu İran için açık bir hedef haline getirirken, güvenliğini Türkiye ile kurduğu enerji ve ticaret ilişkilerinde arıyor. Geçmişte İran-Irak savaşında Bağdat karşıtı pozisyon alan bölge bugün İran'ın hedefinde.
Süleymaniye merkezli KYB ise tarihsel olarak Tahran'a yakın duruyor. Ancak burada yeni bir kırılma var. Bölgesel izolasyon baskısı, KYB'yi Ankara ile daha pragmatik bir ilişkiye zorluyor. Bu tablo Irak'ın kuzeyini tek bir siyasi blok olmaktan çıkarıyor. Ortaya çıkan yapı durum net: çok aktörlü, çok boyutlu kırılgan bir saha.
Bugün Irak sahasını asıl belirleyen gelişme Hürmüz'te yaşanıyor. İran'ın kontrollü kapatma stratejisi ve ABD'nin deniz ablukası, Basra çıkışlı petrol akışını ciddi biçimde sınırladı. Bu, Irak için bir enerji sorunundan öte doğrudan sistem krizi demek. Irak ekonomisi petrol gelirine bağımlı ve devletin ödeme dengesi çökebilir. Hürmüz'de yaşanan kriz öncelikle Bağdat'ta bir siyasi krize dönüşecek.
Savaş uzadıkça askeri hedefler aşındı, ekonomik savaş öne çıktı. ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukasını sürdürmesi, petrolün yanı sıra navlun, sigorta, gübre ve gıda zincirlerini de etkiliyor. Bu nedenle kriz artık bölgesel değil, küresel bir tedarik sorunu üretmeye başladı.
Türkiye, köprü değil merkez ülke
Hürmüz kilitlendiğinde Irak'ın önünde tek bir gerçekçi seçenek kalıyor: Türkiye üzerinden çıkış. Kerkük-Ceyhan hattı ve Kalkınma Yolu Projesi bu noktada kritik hale geliyor. Bu durum Türkiye'yi klasik bir transit ülke olmaktan çıkarıyor ve merkez ülke konumuna sürüklüyor.
Bu yeni rol, Irak'ı stratejik olarak Türkiye'ye bağlıyor. Irak hükümeti ABD'de kopamıyor, İran'dan kurtulamıyor. Türkiye ise nefes borusu özelliğiyle Irak'ta istikrarı destekleyecek bir pozisyonda.
Terörsüz Türkiye ve Irak Sahası
Irak'ın kuzeyi artık yalnız ticaret ve enerji koridoru değil Türkiye'nin güvenlik mimarisinin bir parçası. PKK varlığı bu nedenle yalnız askeri değil, aynı zamanda ekonomik ve jeopolitik bir mesele. Yeni dönemde dikkat çeken şey şu: Türkiye güvenlik politikasını sadece askeri araçlarla değil, ekonomik ve diplomatik araçlarla tamamlıyor. Yani terörden arındırılmış alanlar ticaret yollarının güvenliği, enerji akışının sürekliliği ve bölgesel istikrar demek.
Terörsüz Türkiye sürecinin ayak seslerini ilk kez bu köşede duyurmuştuk. Bazı geçiş yasalarına ihtiyaç var. Ancak kamuoyunun hazır ve ikna olması gerekiyor. Bu süreçte Suriye'de büyük bir dönüşüm yaşandı ve İran'a müdahale gibi gelişmeler yaşandı. Şimdi yeni bir paradigma ile düşünmek ve zihinleri inşa etmek gerekiyor. Ancak doğru zamanda doğru adımları atarak. Elbette doğru aktörlerle ve doğru bilgilendirmelerle kamuoyunu olası gelişmelere hazırlamak gerekiyor.