Betül Soysal Bozdoğan

betul.bozdogan@star.com.tr

İran ile benzerliklerimiz, farklılıklarımız!

İran'ın ABD ile savaş sonrasında bazı ekonomik kazanımları gündemde. Ve fakat içeride çok büyük sorunlar mevcut. İran'ın yenilmemiş olması içerideki sorunlarını ortadan kaldırmıyor.

Savaş bitti ve artık işte bu sorunlar tartışılmaya başlandı.

Rejim değil ama sistem muhasebe konusu.

İran'da bir damar var ki; Türkiye'nin denge siyasetinin başarısını görmüş durumda. Cumhurbaşkanı Erdoğan siyaset üretirken; öz değerlerinden taviz vermeden ülke çıkar ve menfaatleri kapsamında dünyadaki tüm güç odaklarıyla çalışılabilir. Nitekim bu politika son yirmi yılda Türkiye'yi bölgesinin parlayan yıldızı yaptı.

İRANLI SİYASİLERİN TÜRKİYE ÖZENTİSİ

İranlı bazı siyasiler de benzer minvalde siyaset üreterek ülkelerinin önünü açabileceklerine inanıyorlar. Eski Tahran Belediye Başkanı Gulam Hüseyin Kerbasçi'nin açıklamaları buna iyi bir örnek. Kerbasçi, "İslam Cumhuriyeti liderliğinin sloganı, 'Eğer adil ilişkiler olursa, dünyayla çalışabiliriz' şeklindeydi. Günümüzde tecrit edilmiş bir ülke olamayız. Türkiye ve Pakistan gibi ülkelerin siyasi, kültürel ve ekonomik bağımsızlığını koruyarak, dünya ile kurduğu dengeli ilişkiler gibi biz de bu modeli uygulayabiliriz" ifadelerini kullandı.

İranlı siyasinin yorumları kendi lehlerine başarılı bir okuma diyebiliriz. Fakat rejimin varoluşsal zeminine oturan 'Batıya yönelik karşıtlık ve düşmanlık' doktrinleri, reformist yaklaşımların önünü tıkayacaktır diye düşünüyorum. Bahse konu sistem değişikliği, İran'ın önünü açar ama İran'ın rejim kadrosunda bu açılımı sağlayabilecek yeteneğe dair ümit görünmüyor.

Esasen Batıya entegre ve ABD eksenine yerleşen bir İran zannımca Türkiye için de pek parlak bir fikir gibi görünmüyor. İran Batı ile uzlaşırsa, bölgede Türkiye muhatap olarak ikinci plana çekilebilir. Bu bağlamda Batı ile mesafeli ama yaptırımları kaldırılan ve ticaretinin önü açılan bir İran, Türkiye için daha avantajlı bir konuma gelmiş olur. Hem karşılıklı ticari ilişkiler güçlenir hem de Türkiye'nin etki alanı daralmamış olur.

İRAN'IN KÜLTÜREL YAYILMACILIĞI

Son günlerde bir video çok konuşuldu. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın Türkçe kaside eşliğinde Kerbela anma günündeki görüntüleri şaşkınlık oluşturdu.

İran'ı çok tanımıyoruz.

İran'da kırk milyona yakın Türk yaşıyor. Pezeşkiyan da bir Türk ve Türkçe şiirler okumasıyla meşhur. Mezhepsel olarak farklıyız.

Bu bağlamda dikkat etmemiz gereken hususlar var. Şiilik, İslam dünyasında azınlık psikolojiyle hareket eder. Bu bağlamda yayılmacı ve şiddet eğilimlidir. Bu coğrafyada en fazla Müslüman kanını döken ülke İran'dır. İran hiçbir zaman Türkiye gibi kuşatıcı, mutedil ve barış odaklı olmadı-olamadı. Çünkü kapasitesi buna müsait değil. Çünkü mezhepsel dünyaları; Müslümanları ayrıştırmaya ve düşmanlaştırmaya odaklı.

İşte bu nedenledir ki; İran'ın kültürel ve mezhepsel yayılmacılığına mesafemizi korumak zorundayız. Evet, ABD'ye karşı İran'ı savunuruz ama İran hiçbir zaman yüzde yüz dostumuz değildir.

ACEMLERLE TÜRKLER ASLA SAVAŞMAMALI!

Tarih çok şey söyler. Tarih öğüttür. Geçmişte savaşmış ve birbiriyle yenişememiş iki toplumdur; Türkiye ve İran toplumu.

Güncel bir hususa dikkatinizi çekerim; ABD İran'a saldırdığında İranlılar ne yaptılar? Bombalardan, füzelerden korkmayarak meydanları doldurdular. Birlik olarak ülkelerini savundular ve ABD'ye meydan okudular. Bu birlik halini ve cesaretini, Türkiye'deki 15 Temmuz direnişine benzettim. Aynı tablo olmasa da özünde aynı toplumsal motivasyonu taşıyor. Cesaret ve düşmana karşı direniş ruhu söz konusu. Sonuçta İran toplumunun yarısında Türk kanı var, bu da bir realite.

Hal böyleyken iki ülke asla karşı karşıya gelmemeli. İki ülkenin savaşması demek, bitmeyen çatışmalar ve otuz yıl boyunca iki ülkenin yok edilmesi demektir.

Şu an elbette böyle bir gündem yok.

Fakat ABD-İran savaşında bu senaryo, planlardan biriydi ama Türkiye savaşın dışında kalarak ve bölgeyi de suhulette tutarak tüm emperyal planları çöpe atmayı başardı.