Vahdettin İNCE

vahdettin.ince@star.com.tr

İran kolay lokma olmadığını gösterdi

Görünüşe göre İran ile ABD anlaşıyorlar. Vardıkları mutabakat, imzaya kaldı. Her iki taraf da bunu ilan etti. Medyada üzerinde anlaşılan maddeler diye birtakım bilgiler dolaşıyor nitekim. Bana öyle geliyor ki işin aslını imzalar atıldıktan sonra öğreneceğiz. Taraflar açısından kar-zarar çetelesini o zaman tutmak daha sağlıklı olacaktır. Dolayısıyla dolaşıma sokulan maddeler manipülasyon, spekülasyon ve hatta provokasyon maksatlı sözde sızdırmalar olabilir. Provokasyon ihtimali son derece güçlüdür. Çünkü İsrail, kendince İran'ın işinin tamamen bitirilmeden bir anlaşmanın yapılmasını kabul etmeyeceğini söylüyor. Söylemekle kalmıyor, fiili adımlar da atıyor, Beyrut'a, güney Lübnan'a ve özellikle Hizbullah'ın ana karargahı konumunda olup Şiilerin ağırlıklı olarak yaşadıkları Beyrut'un "Dâhiye" (Banliyö) denilen bölgesine hava saldırıları düzenlemeye devam ediyor. "ABD'nin anlaşması bizi bağlamaz" dedi bir İsrailli bakan. ABD de İsrail'in bu tutumundan rahatsız olduğunu ifade etti nitekim. Tabi bilemiyoruz, ABD'nin maksadı, İran'ı anlaşma ile oyalayarak daha güçlü bir savaş için zemin hazırlamak mıdır ve bu yüzden mi İsrail'e kızgın davranıyor, oyunun bozmaya çalışıyor diye azarlıyor, bilemiyoruz. Bu nedenle, imzalar atılmadığı ve İsrail'in saldırıları da dizginlenmediği sürece mutabakatın selametine ve hatta nihai anlaşmanın sağlanacağına pek de inanmamak, en azından ihtiyat payı bırakmak gerekir.

Bir diğer ihtimal de özellikle ABD'nin bu süreçte sükunete ihtiyacının olmasıdır. Bir kere dünya kupasına ev sahipliği yapıyor. Bu tür büyük organizasyonları üstlenen bir ülkenin savaş halinde olması ekstra zorluklar anlamına gelir. Dünya ekonomisi de savaşın biraz daha uzamasına tahammül edemez hale gelmiş bulunuyor. Dolayısıyla Amerika'nın, deyim yerindeyse bir parça huzura, biraz soluk almaya ihtiyacı var. Zaten mutabakatın altmış günlük olması ve nihai anlaşmayı hedefleyen müzakerelerin ondan sonra başlayacak olması biraz da bunun içindir gibi görünüyor. ABD açısından, "hele şu badireyi atlatalım, sonra bakarız icabına" gibi bir durum söz konusu.

İran bütün bu ihtimallerin farkında gibi görünüyor. O yüzden işi mümkün olduğunca sıkı tutuyor. İsrail'i bağlayacak maddelerde ısrar ediyor. Ateşkesin Lübnan dahil bütün cepheleri kapsaması gerektiğini tavizsiz bir şekilde savunuyor. Sırf bunun için masayı devirmeye kalktığı rivayetleri de dolaşıyor. İsrail'in son Beyrut saldırısına misillemede bulunmaması için bölgenin belli başlı ülkeleri adeta seferber olmuşlardı.

İsrail'in bir devlet için daha dün sayılacak kısa tarihini göz önünde bulundurduğumuz zaman, endişelenmekte haklı olduğumuzu görürüz. İsrail'in stratejisi, savaşlar çıkararak mevzi kazanmak ve kazanılan mevzileri elde tutmak için yeni savaşlar çıkarıp yeni mevziler kazanmak şeklinde bir döngüye dayanıyor. Mesela 1967 savaşı, Araplar açısından onu 1947 sınırlarına geriletmek maksadına yönelik iken, İsrail açısından yeni topraklar kazanmak ve itirazları yeni topraklar üzerinde yoğunlaştırarak eski kazanımları unutturmak amacına matuftu. Geldiğimiz noktada İsrail'in bu stratejiden vazgeçmediğini, vazgeçme niyetinde olmadığını görüyoruz. O halde endişelenmekte haklıyız. İran olsun, başka ülkeler olsun İsrail söz konusu olunca bu endişeleri iliklerine kadar hissederek hareket etmekle yükümlüdürler.

Kırılgan bir ihtimaldir, ama diyelim ki bir mutabakat sağlandı ve gerçekten kalıcı bir barış anlaşmasına varıldı. O zaman da İran'ın bazı hususları dikkate alması ve ilerisi için buna göre hareket etmesi gerekir. Devrimden bugüne kadar geçen kırk elli yıllık süre ve bu son savaş, İran'a kendi içi ve dışı itibariyle sosyolojinin sınırlarını göstermiş olmasını gerektirir. İçindeki farklı sosyolojilerle ve dışında kalan ümmetin diğer kesimleriyle bu tecrübenin ışığında sağlıklı ilişkiler kurması bir zorunluluktur.

Bana göre İran açısından ölüm kalım mesabesindeki bu son savaşta hem içerideki Kürtler, Azeriler (Türkler), Beluçlar ve diğer farklı kesimler tam bir vatanperverlik örneği sergilediler. İran, bu kesimlerin, İslami, tabii ve insani taleplerini dikkate almalı ve iç politikasını buna göre revize etmelidir. Bu kesimleri rahatsız eden uygulamaları anlamalı ve ortadan kaldırmanın yollarını aramalıdır. Ümmetin geneli, bu savaşta şu veya bu düzeyde İran'ın yanında durdu. ABD ve İsrail'e karşı sergilediği onurlu duruşu takdir etti. Şu veya bu nedenle İran'a çeşitli düzeylerde eleştiriler yönelten kesimler, bütün eleştirilerine son vererek bir anlamda İran'ın başarısı için fiili duaya durdular. O halde İran'a düşen görevlerden biri de ümmetin geneliyle kurduğu ilişkilerde, tecrübeyle öğrendiği sosyolojik sınırları ve kitlelerin tahammül istiabını göz önünde bulundurmasıdır.

İran, kolay lokma olmadığını, büyük bir devlet olduğunu gösterdi. Büyük devletleri büyük yapan şey, hatalarından ders çıkarmasını bilmeleridir.