Betül Soysal Bozdoğan

betul.bozdogan@star.com.tr

İran nükleer silah yapmaktan vazgeçmeyecek

ABD/İsrail-İran savaşında kim kazandı, kim kaybetti? Taraflara bakılırsa iki taraf da iç kamuoyuna yönelik kazandığını ifade ediyor. İki taraf da barış sürecinden memnun. Sadece İsrail memnuniyetsizliğini yüksek sesle dile getiriyor, Trump'a yönelik homurdanıyor ve "nereden çıktı bu barış" mesajını veriyor. Çünkü İsrail kan ve kaostan beslenen bir vampirdir. Mazlumların celladı olan bu terörist yapı, on yıllardır bölgeye kan kusturuyor. Zulüm kesintiye uğradığında adeta uyuşturucusu bitmiş bağımlı gibi yoksunluk sendromuna giriyor. Dolayısiyle ABD-İran arasında çevrimiçi ortamda imzalanan mutabakat zaptı, İsrail'in itirazlarına rağmen gerçekleşmiş durumda. Ve fakat barışa dair konuşmak için erken. İsrail'in sabotajları başarılı olmazsa altmış günlük süre içinde anlaşma imzalanabilir. Bakalım Trump, İsrail'i sınırlandırabilecek mi? Esasen ABD-İran arasındaki bilek güreşinden daha fazla ABD-İsrail arasındaki farklılıklar ve çekişme daha gizemli, daha sofistike.

Şimdi soruya tekrar dönersek; İran'ın bu süreçte daha kazançlı olduğu bir realite. Öyle ki, savaş başladığında ABD kendinden emin bir şekilde İran'da rejimi değiştireceğini deklare etmişti. Bununla beraber halkı ayaklandırıp ülkeyi bölmeyi amaçlıyordu. ABD ve İsrail tüm istihbari, askeri, lojistik ve medya güçleriyle birlikte sürece asıldılar ama amaçlarına ulaşamadılar. Algılarda ABD'nin hegemon güç imajı büyük darbe aldı. İran'ın lider kadrosu yok edilse de kurumsallaşmış rejim şemasının yönetim becerisi ve halkın "milli düşman" olarak kodladığı ABD karşısında bölünmeyerek kenetlenmesi; İran'ın başarısındaki ana omurgayı oluşturdu. Bu tablo savaşın ilk ayında zaten İran'ın galip olarak anılması için yeterli bir aşamaydı. ABD'nin ülkeyi bölme hedefini gerçekleştirememesi ve meydan okumalarındaki yenilgi ise tıpkı İsrail'in 7 Ekim ile başlayan tarihi inişi gibi 28 Şubat da ABD'nin algılardaki çakılmasının miladıdır.

NÜKLEER İNAT!

İran'ın nükleer silaha sahip olmasını hiçbir komşu ülkesi istemez. Ve fakat nükleer mesele, rejim için varoluşsal bir konudur. İran nükleer silah elde etmeyi bir egemenlik meselesi olarak görüyor. Sistemi yer altına indirmiş durumda. Bu durum denetlenmeyi zorlaştırıyor. Mutabakat zaptında vadedilen zenginleştirilmiş uranyumun seyreltilmesinde İran ne kadar dürüst davranacak, emin değilim. Sürece yayma politikası izlenecek gibi. Bununla beraber kim bilebilir ki takipten kaçırılan farklı dozda uranyum olup olmadığını? Ya İran'ın farklı lokasyonlarında yer altında uranyum zenginleştirme faaliyetleri devam ediyorsa? Ve-l hasılı kelam; İran önünde sonunda nükleer silaha ulaşacak. Bu politikadan asla vazgeçmeyecek. Bence bu yeterince net!

KÖRFEZ VE HÜRMÜZ BOĞAZI BU SAVAŞIN İKİ SÜRPRİZİYDİ

Bu savaşın iki sürprizi var. ABD ve İsrail'in tüm saldırıları bilindik işgalci hamlesiydi. Ortadoğu için bilindik sahnelerdi. Farklı olan şey; İran'ın körfez ülkelerindeki ABD üslerine saldırmasıydı. Bu hamle körfezi şoke ederken ABD'yi ise donuklaştırdı. Far görmüş tavşan gibi bir süre refleks gösteremedi, taktik üretemedi. Savaşı İran'ın lehine çeviren bu hamleyi Hürmüz Boğazı'nın tutulması hamlesi takip etti. Körfez Arapları mağdur rolünde savaş zincirine eklenmişken, Hürmüz ile birlikte dünyanın büyük bölümü ekonomik parametreler bakımından konuya dahil edildi. Kaçış yoktu... İran savaşın taraflarını çeşitlendirdi ve bu taktik sonuç verdi. Ekonomi çevreleri ve Körfez, ABD üzerinde baskı unsuru oldu. Gelinen aşamada zengin körfez ülkeleri bu süreçten pek çok ders çıkarmış görünüyor.

İSRAİL'İN ARZ-I MEVUD HESAPLARI TUTMUYOR

Savaş başladığında nükleer mesele dışında İsrail'in ısrarla üzerinde durduğu başlıklar; İran'ın füze programının sınırlandırılması ve Vekil güçleri ile bağının kesilmesiydi. İkisi de olmadı. Bilakis, şu sıralar İsrail, Lübnan'daki Hizbullah'a saldırıları bağlamında ABD tarafından sınırlandırılma baskısına muhatap olmakta.

İsrail halihazırda gerçeklikten kopmuş durumda. Gazze'deki mezalimi ve Lübnan'daki işgali kendine kazanım olarak gören fitne yuvası, dünyada kurduğu dokunulmazlık psikolojisinin çöktüğünün farkında bile değil. Antisemitizm kavramıyla savunma kalkanı oluşturan İsrail artık sorgulanabiliyor, tartışılıyor, eleştiriliyor ve ötekileştiriliyor. Toplumlarda yıkılan korku duvarı, İsrail'in tarihi yıkılışının başlangıcıdır. 7 Ekim ile birlikte başlayan süreçte çok mazlumun kanı aktı ama işgalci İsrail'in de gerçek yüzünü bu vesileyle tüm dünya gördü.

İsrail İran saldırılarından bir şey elde edemedi. Lübnan'ı kazanç olarak görüyor ama oradan çıkmak zorunda kalacak. Gazze'den de, Batı Şeria'dan da... İsrail yok olmaya mahkumdur. Bu bir retorik değil. Tarihin akışı içinde Batıl olan tüm güçlerin başına ne geldiyse, İsrail de onlar gibi tarihin çöplüğüne gömülecek ve Allah'ın izniyle bu satırları okuyan herkes bunu görecek. İnşaAllah. Amin.