Fadime ÖZKAN

fozkan@star.com.tr

İşgalci, soykırımcı, tecavüzcü İsrail!

İsrail ve ABD'nin sudan bahanelerle İran'a saldırması...

İran'ın cevaben Körfez ülkelerini vurması...

Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması; zafer hayalinin Trump'ın boğazına takılması; ateşkes çabaları, tehditler, karşı tehditler, enerji krizinin Asya'dan Avrupa'ya, oradan tüm dünyaya yayılışı, ABD Başkanının Çin ziyareti, beklentiler, belirsizlikler, ihtimaller...

Derken; tüm gözler İran'a ve oradan kaynaklanan diğer sorun alanlarına odaklanmışken; İsrail kendi ajandasını gönlüne göre ilerletiyor!

KUDÜS'ÜN İŞGALİNE DOĞRU E1

İşgal altındaki Filistin topraklarında yürüttüğü en sinsi "yerleşim" (işgal diye okuyunuz) projelerinden olan E1'i hayata geçiriyor. 1990'larda İzak Rabin zamanında başlayan ama uluslararası kamuoyunun ve hatta ABD'nin baskısıyla dondurulan proje geçen sene (işlediği tüm suçlara ve yükselen itirazlara rağmen) "kuduz köpeği" durduracak bir güç olmadığı ortaya çıkınca İsrail hükümeti tarafından raftan indirildi. Buna göre Filistin köylerine ait topraklar üzerine inşa edilecek yerleşim birimlerinde 40 bin Siyonist Yahudi yaşayacak!

Amaç tüm Filistin'i işgal ederken yaptıkları gibi önce bölgede Yahudi nüfusunu artırıp sonra toprakta hak iddia etmek; Kudüs'ü Yahudileştirmek yani...

Nitekim işgal devleti resmi tapu kayıt belgelerinde manipülasyona çoktan başladı. Batı Şeria'nın adını anmamak ve hak iddia edebilmek için Batı Şeria'ya "Yahudiye ve Samiriye" şeklinde kayıt düşüyor.

Asıl hedef Doğu Kudüs'ü Batı Şeria'nın geri kalanından ayırarak şehrin fiili olarak ilhak edilmesini kolaylaştırmak!

Filistinlilerin başkent olarak gördüğü Doğu Kudüs'ü Batı Şeria'dan kopararak iki devletli çözüm ihtimalini fiilen imkânsız hale getirmek!

BM'nin kınaması, Uluslararası Adalet Divanı'nın uyarması durdurmuyor İsrail'i. Nitekim İsrail'in hasta ruhlu bakanlarından Bezalel Smotrich bu hamleyi "Filistin devletini gömmek" olarak tanımlayarak niyetlerini ayan etmişti.

İSRAİL'İN RESMİ TECAVÜZ POLİTİKASI

İsrail'in temel amacı topraklarını çaldığı Filistinlileri yıldırarak, yorarak, korkutarak anavatanlarından sürmek. Bunun için yapmadığı pislik, işlemediği suç yok.

Tecavüz de böyle bir "araç" işgalci, soykırımcı, bebek katili sapkınlar için.

Sudan sebeplerle gözaltına aldığı Filistinlilere yönelik cinsel şiddet ve işkence suçları bilhassa son üç yılda o kadar arttı ki daha önce görmezden gelen Batılı medya organları bile bu yöndeki tanık ifadelerini haberleştirmekten geri duramıyor.

New York Times'ın Pulitzer ödüllü muhabiri Nicholas Kristof uluslararası kurumların, insan hakları örgütlerinin raporlarına yansıyan Filistin'deki bir hakikati kayıtlara geçirerek önemli bir habere imza attı.

Muhabir IDF askerleri, İsrail hapishanelerindeki gardiyanlar, ŞinBet ajanları ve Yahudi yerleşimciler tarafından cinsel saldırıya maruz kalan 14 Filistinliyle görüşerek tecavüzün İsrail'de bir devlet politikası haline geldiğini kayda geçirmiş.

Kadınlara, erkeklere, çocuklara... Anlatılanları okumak bile insanın içinde öyle büyük bir öfkeye ve adalet arayışına sebep oluyor ki tarifi imkansız...

TECAVÜZCÜ SALIVERİLDİ, SAVCI TUTUKLANDI!

Ama okumak, bilmek, ses yükseltmek, İsrail'den bunun hesabını eksiksiz sormak, Filistinli tertemiz kardeşlerimizin hakkını aramak zorundayız!

İsrail bu tür suçları "bireysel suç" gibi gösterse de suçun sistematik işlendiği açık. Hükümet tarafından destekleniyor, açıklamalara yansıyan vurgularla teşvik ediliyor, suçlular cezalandırılmıyor... Tüm bunlar tecavüzün "devlet politikası" yani "normalleştirilmiş prosedür" olduğunu gösteriyor.

2024'te Sde Teiman Askeri Hapishanesinde olanlar misal. Gazzeli esire grup halinde tecavüz görüntüleri medyaya sızınca tecavüzcü 11 asker önce tutuklandı, İsrail halkı bunu protesto edince salıverildiler! Görüntüleri sızdıran kadın savcı ise gözaltına alındı, istifaya zorlandı, tehdit edildi! Dava da zamanla düştü. Hatta malum yetkililer tecavüzcüleri "kahraman" bile ilan etti!

HEMEN HAREKETE GEÇMELİ: İSRAİL DIŞLANMALI, CEZALANDIRILMALI!

Bu suçların kayda geçmesi, İsrail'in yargılanması, insanlık ailesinden dışlanması için herkesin, her birimizin bulunduğu yerden yapabilecekleri var.

Akademisyenler, siyasetçiler, gazeteciler, hukukçular, eğitimciler, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, iş dünyasının bileşenleri, gençler herkes kendi bağlantılarını kullanarak meseleyi uluslararası zemine taşımalı. Her ortamda bu suçlar faş edilmeli. İlle de konunun açılması beklenmeden, kendimiz gündemi belirleyerek tarihe bu kaydı düşmeli, İsrail tecavüz suçları dolayısıyla da etiketlemeliyiz.

Bilhassa hukukçulara çok iş düşüyor. Uluslararası hukukun imkanları kullanılarak, "insanlığa karşı işlenen suç" kapsamında dava açılmalı Türk Mahkemelerinde. Sonuçtan bağımsız olarak rekor sayılarda / binlerce suç duyurusunda bulunmak gerek.

KUDUZ KÖPEK İSRAİL'İN SU VE SUMUD KORKUSU

Daha önce de yazmıştım. İsrail'in eski savunma bakanlarından Moşe Dayan "İsrail tıpkı kuduz bir köpek gibi olmalı ki kimse onu durdurmaya cesaret edemesin" diyor ta kuruluş yıllarında. O günden beridir de sürekli ağzından köpükler saçarak etrafa saldıran bir köpek gibi İsrail. "Kuduz Köpek Teorisi" diyorlar zaten buna.

Her kuduz köpek vakasında olduğu gibi İsrail de sudan acayip korkuyor. Deniz ablukasını kırmak için Gazze'ye doğru yola çıkan Küresel Sumud Filosundaki mütevazi gemilere daha uluslararası sulardayken saldırıyor.

Mavi Marmara'da böyle oldu. Geçen sene ilk filoda böyle oldu. Bu sene de onlarca farklı ülkeden yüzlerce eylemcinin katılımıyla gerçekleşen "huruç hareketinde" de "İnsanlık Ailesi"nin fertleri İsrail'in haksız hukuksuz insafsız bariyerlerini yıkacak diye panikle başka hukuksuzluklara başvuruyor.

Nitekim dün Gazze'ye 250 mil uzaklıktaki Sumud'a saldırdı Gazze katili. 23 tekneyle irtibat koptu, bu yazı yazılırken yüzlerce eylemciden hala haber alınamıyordu.

Gazze'ye yardım malzemesi götüren Gazze dostları Gazze karasularına bir gün mutlaka girecek ve "itlaf" edilme süreci başlayacak diye ödü kopuyor "kuduz köpeğin".